« Önceki | Sonraki »

26/6/2007

SADAKALLAHU'L-AZİM DEMEK

Kuran okuduktan sonra sadakallahul azim demek adet olmuştur.Oysa ne Rasulullah (s.a.v) den, ne sahabeden, nede tabiin den ne de dört imamdan böyle denileceğine dair bir şey nakledilmemiştir. Kuran okumak ibadettir. Buna bir ilave yapmaksa bidattir. Zira Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurmaktadır. "Herkim hakkımızda emrimiz olmayan bir amel ile amel ederse, o merduttur." (Buhari, Müslim) Bu sözün söyleneceğine daiir kitap, sünnet ve sahabeden delil yoktur. Bu sonradan gelen insanların çıkardığı bir bidattir. Rasulullah (s.a.v) İbn Mesud (r.anh)dan Kuran dinlemiş ve: "Seni onlara şahit olarak göstereceğimiz zaman  halleri nice olacak (Nisa 41) ayetine gelince ona "sus" demiş. Ama ona: sadakallahulazim dememiş veya demesini emretmemiştir. (Buhari) Hicazın müftüsü Alleme Şeyh Abdulaziz b baz (r.aleyh) onun bidat olduğunu açıklamıştır. "Deki Allah doğruyu söylemiştir. Öyleyse , hakka yönelmiş olarak İbrahim'in  dinine uyunuz" ayetine gelince , bu ayet yahudilerin sözüne cevap olarak söylenmiştir. Çünkü bir önceki ayette  "Artık bundan sonra her kim Allah'a karşı yalan uydurursa " diye geçmektedir. Ayrıca Rasulullah (s.a.v) bu ayeti bildiği halde  Kuran okuduktan sonra  söylememiştir. Bu Bidat bir sünneti öldürmektedir. Zira Rasulullah (s.a.v) "Kim Kuran okursa okuduktan sonra Allah'a dua etsin" buyurmaktadır (Tirmizi hasen hadis)    (R. Ebu Davud derki: nasıl ki öğle namazının farzının  beş rekat sabah namazının farzının 3 rekat olduğu kabul edilemezse ve kılınamazsa bu da aynıdır.Bu bidat güzel görülsede Allah Rasulu yapmadığı için bu felakettir)

22/6/2007

SÜNNET İNKARI VE GAYESİ

                                         

                                                          BİSMİLLAH

                                          Bugünlerde birileri dinin temel kaynaklarından biri olduğuna inandığımız, din olduğuna inandığımız, vahyin bir parçası olduğuna inandığımız Rasulullah (s.a.v) sünnetini ekarte etmeye, reddetmeye çalışıyorlar.Bize Kuran yeter, dinimizi yaşamak için bizim Allah’ın Kitabı’ndan başka bir şeye ihtiyacımız yoktur diyerek, Rasulullah’ı ve sünnetini silerek, kendilerince bir din icad etmeye çalışıyorlar. Rasulullah’ın Kuran konusundaki anlayışını ve uygulamalarını, yeryüzünün en hayırlı nesli olan onun pırlanta ashabının, onlardan sonra gelen tabiinin, tebeu tabiinin, müctehid imamlarımızın ve değerli seleflerimizin Kuran la ilgili anlayışlarının tümünü yok farzederek, onların tümünün üzerine bir çizgi çekerek kimilerinin salt akıllarıyla Kuran-ı anlamaya çalıştıklarını, bu iddaayla ortaya çıktıklarını görüyoruz. Bu sapık anlayışlar karşısında elbette Rasulullah efendimizin sünnetinin müdafası sadedinde bir şeyler söylememiz gerektiği kanaati ve inancındayız

                                         İslamın temel kaynaklarından birisi olan sünneti reddetme hadisesi tarihte ilk önce Hicri ikinci yüzyılda ortaya çıkmıştır. Bu konuyu ilk defa ortaya atanlar Hariciler ve Mutezililerdir. Hariciler İslam toplumunda çıkarmak istedikleri fitnenin önünde en büyük engel olarak Rasulullah (s.a.v)in sünnetini gördüler. İslam tolmumunda Rasulullah efendimizin sözleri, fiilleri ve takrirleri üzerine  kurulan bu son derece sağlam yapı var olduğu  sürece din konusunda ortaya atabilecekleri hiçbir düşünce, hiçbir akım, hiçbir felsefe Müslümanlar tarafından kabul görmeyecek, hiçbir fitne başarıya ulaşayamacaktı. Onun içindir ki İslam toplumunda kendi batıl fikirlerini yayarak toplumu yıkmak isteyen Hariciler ilk önce önlerindeki büyük engel olan sünnete yönelerek onu yıkmayı o engeli kaldırmayı deneyip planladılar.Bunun için de şu iki iddia üzerinde fikirlerini yoğunlaştırdılar:

1Sünnetin dinde hiçbir bağlayıcılığı yoktur.Dinde müslümanı bağlayan Allah’ın kitabıdır.Allah’ın kitabının dışında uyulmaya layık başka bir kaynak hiçbir otorite yoktur.

2Zaten Kuran’ın dışında hiçbir şey Allah tarafından korunmaya alınmadığından sünnetin, peygamberin hadislerinin doğruluğunda şüphe vardır.Şüphe üzerine kesinlikle din bina edilemez.Çünki hadisler bir sonraki nesle aktarılırken içine pek çok yalan yanlış şeyler karışmıştır. Binaenaleyh dinimizi böyle şüpheli, şaibeli şeylere bina edemeyiz.Allah’ın lafzan ve manen korunmuş olan kitabının dışında başka hiçbir şeye itimad edilemez.

                                          Mutezile de hemen hemen aynı şeyi söyledi.Yunan felsefesinin ürünleriyle karşı karşıya gelen bu insanlar bunları yargılayıp sorgulayabilecek kadar dinlerini yakından tanıyamamış olmalarının  sonucu olarak tamamen akılcı olan felsefi akımlarının etkisi altında kaldılar. Bu felsefi akımlar karşısındaki aşağılık duygusuna , yenilmişlik psikozuna kapılan ve inançları, akideleri sarsılan bu adamlar dinlerini, inançlarını bu felsefi akımlar karşısında tamamen akılcı ölçülere uyacak biçimde yeniden yorumlanmak, yeniden gözden geçirmek tutkusuna kapıldılar. Ama dinlerinde reforma yönelen , akıllarınauygun bir biçimde dine şekil vermek cinnetine kapılan bu insanların karşısınada yine en büyük engel olarak Rasulullah’ın sünneti çıkınca onlar da tıpkı selefleri gibi sünnete gölge düşürmeye, sünneti reddetmeye yöneldiler.Kuran’ı bu felsefi akımlar önünde diledikleri gibi yorumlamalarına engel olacak peygamberin ve onun sahabesinin örnekliliğini reddettikleri zaman önlerinin açılabileceğini zannediyorlardı. O zaman Kuran’ı istedikleri gibi yorumlayabilecekler vekendilerine yepyeni bir din yapabileceklerdi.Bunun için şu iddaayı ısrarla savundular: Peygamberin görevi sadece bize Kuran’ı getirip ulaştırmaktır. Allah’ın Rasulu bu görevini hakkıyla yerine getirmiştir. Bunun ötesinde Muhammed bin Abdullah olarak Rasulullah bizim gibi sıradan bir insandan başkası değildir. Onun söylediklerinin ve yaotıklarının bizim için hiçbir değeri, hiçbir bağlayıcılığı yoktur. Onun yapıp söyledikleri sadece kendisini ve kendi dönemini ilgilendirir. Bizler sadece Kuran’a yönelir onunla amel ederiz

                                         Sünnet hakkında ortaya atılan bu iki fitnenin ikisi de İslam toplumun da hüsnü kabul görmedi. Muhaddis alimlerimizin ciddi çalışmaları, ümmetin vicdanının uyanıklığı sayesinde çok kısa bir süre içinde her ikiside ümmet arasında kabul görmeden yok olup gittiler. Kitabı ve sünneti tanıyan sıradan bir müslümanın bile peygamberini bir posta memuru kabul etmesi elbette mümkün değildi. Onun içindir ki bu ümmetin mizacı böyle saçmalıkları, bu tür bidatleri kabule asla musait değildir. Nasıl musait olsun da? Rasulullah efendimizin mubarek asrında başlayarak Raşid Halifeler , tabiin, möüctehid imamlar ve  ümmetin fakihlerinin, muhaddislerinin rehberliğinde gelişerek gelmiş olan bu İslami hayat düzenini reddederek günübirlik küfür dünyanın felsefi akımlarının etkisi altında kalarak dinlerini reddedecek değillerdi elbette Müslümanlar…

                                       Ancak uzun yılar kül halinde bulunan bu fitnenin asrımızda yeniden hortlatılmaya başlandığını görüyoruz. Tıpkı hicri ikinci asırda olduğu gibi batı karşısında , batı medeniyeti karşısında zihinsel bir yenilgiyi yudumlamış, kafirler karşısında aşağılık komplesine kapılmış kimi insanların aynı konuyu bu gün gündeme getirmeye çalıştıklarını görüyoruz. Son günlerde “İslamı anlamak ve onu hayatımıza aktarabilmek için bize yalnızca Kitap (Kuran) yeter. Kuran’ın dışında başka hiçbir kaynağa ihtiyacımız yoktur. Zaten bizim dinimizin temel kaynağı Kuran’dır iddiası gündeme getirilmeye, ve dinimizin ikinci temel kaynağı olan sünnetin dinde hüccet olmadığı ve de sünneti ortaya koyan kaynakların  doğruluğundan şüphe iddiaları yaygınlaşıyor. Ne yazık ki tıpkı öncekiler gibi ama bu defa batı medeniyeti karşısında aşağılık  psikozuna kapılmış bir kısım insanlar tarafından batılı müsteşriklerin de etkisiyle  Rasulullah efendimizin dinde temel odak nokta oluşu ya da  şarii yönü reddedilmeye çalışılmaktadır. Bu iddiaları tıpkı öncekiler gibi tarih boyunca yan yana giden dinin iki temel kaynağını birbirinden ayırmaya yöneliktir. Kuran’ı sünnetten, sünneti Kuran’dan ayırmaktır. Az evvel de ifade ettiğim gibi bu akım yeni ve tesadiüfi değildir. Yalnızca Türkiyeye mahsus da değildir. Bunu gündeme getirenler esasen müsteşriklerdir. Asrımızda sünnete en büyük şüphe gölgesini düşüren Pr. Goldizerdir. Bu adam İslam hukukunun ikinci temel kaynağı olan hadislerin, Rasulullah efendimizin  sözlerinden çok, Şam bilginlerinin görüşerli olduğunu iddia etti. Hadis diye kitaplarda yazılı olanlar peygambere ait sözler değil bir kısım insanların sözlerinden ibarettir dedi. Maksadı Müslümanlar nazarında değerli bir mevkii olan sünneti sarsmak , Peygamberimizin ve onun  sünneti konusunda zihinleri saptırıcı şüphe tohumları atmaktır.

                                              Aynı akımı  Hindistanda önce Mehdilik, sonrada Peygamberlik idiasıyla ortaya çıkan Mirza Gulam Ahmed tarafından savunulduğunu görüyoruz. Bu nevzuhur adam da , sünnete en büyük darbeyi vurmalıydı ki , kendi Peygamberliğini yutturabilsin. Bunlardan ayrı olarak bir takım modernist yazarlar da bunların  tilmizi olarak aynı iddiayı savunmuşlardır. Bu sünnet düşmenı modernistlerin iddiası şöyledir.

1Eğer İslamı anlamada Kuran kadar Sünnet de önemli olsaydı, Cenab-ı Hakk bunu bize Kuran da bildirirdi. Bizde Kuran kadar sünneti de anlamağa mecbur olurduk ve Sünnete de değer verirdik.

2Rasulullah’ın sünnetini, anlayışını ancak kendi dönemi ve kendi toplumu için geçerli kabul etmek lazımdır.Halbuki devir ve şartlar değişmiştir. Değişen asrın şartlarına sünneti tatbik edemeyiz.

3Hadisler çok zor şartlar altında toplanmıştır. Bunlara yalan karışma ihtimali çok fazladır. Binaenaleyh sünneti sünneti bir kenara bırakmak zorundayız. Hatta bu insanların gençlere; Hadislerle kafanızı bozmayın diyecek kadar Allah Rasulune saygısızlık ederek Kuran cı kesilirler. Temel iddaaları bunlardır.

                                            İbni Hazm zamanında da hicri 500 lerde  kendilerine Kuran cı denen bir grup zuhur eder.Bunların idiasına göre her şey Kuran da vardır. Hatta birisi sormuş, peki Hz. Ali’nin sakalının sık Hz Muaviyenin sakalının seyrek oluşu Kuran da varmı? Ama bunlar bir tarafdan Kurancı kesilirken sünneti ekarte etmişler. Bize sadece Kuran yeter, kulluğu yaşayabilmek için sadece Kuran yeter, onun dışında başka kaynağa ihtiyacımız yoktur diyerek sünneti inkar etmişlerdir. Veya “işte efendim sünnetin intikalinde, sübutunda şüphe vardır, bu yüzden zaman içinde içine yalan yanlış şeyler karışmış bir şeyi delil kabul edemeyiz” diyerek reddetmişlerdir.

                                           Peki hedefleri neydi bu adamların? Hedef şu: Eğer Kuran’ın beyanı, Kuran’ın tamamlayıcısı ve açıklayıcısı olan hadisler ekarte edilirse sonunda Kuran da çok rahat ekarte edilebilir. Veya sünnet yani Rasulullah efendimizin anlayışı ve uygulaması ekarte edilirse o zaman Kuranı salt aklımızla anlayıp dilediğimiz gibi bir Müslümanlık yaşama ve Kitab’ı kendi arzu ve heveslerimize göre anlayıp yorumlama imkanını elde ederiz” derdi var adamların. Keyiflerine geldiği gibi bir din yaşama , din belirleme konusunda hiçbir kayd-u bend altına girmeme  arzularından kaynaklanıyordu bu iddia.

                                         Bugünküler de hemen hemen buna benzer iddialarla ortaya çıkmaktadırlar. Esasen bu iddiaların altında akılcılık, rasyonalizm yatmaktadır. Yani Kuranı anlamak için yalnızca akıl yeter, bunun dışında ne sünnete, ne de başka bir kaynağa ihtiyaç yoktur iddiası yatmaktadır bir. İkincisi olarak da bu iddianın altında Ashabı Kirama karşı güvensizlik ve itimatsızlık yatmaktadır. Zira sünneti Rasulullah’tan sözlü olarak bize aktaran Ashabı Kiram efendilerimizdir.. Eğer bu mevzuda, hadislerin bize aktarılması konusunda  ashabı kiram efendilerimize herhangi bir itimadsızlık isnad edersek o zaman Kuran’a da itimad  etmemek gerekecektir. Kuran dan da şüphe etmemiz gerekecektir. Zira  Kuran’ı yazıp, hıfzedip, toplayan ve bize ulaştıranlar da ashabı Kiram dır.Görülüyor ki bu iddianın altında Kuran’ı reddetme sinsi planı da yatmaktadır. Yani bugün sünnet diyecekler yarın Kuran diyecekler. “Kuran’a da itimad edilmez, çünki hadislere bir sürü yalan yanlış şeyler katanlar elbette Kuran’ada katmışlardır” diyecekler ve dini bitirecekler.

                                         İşte üç aşağı beş yukarı dünkülerin de bugünkülerin de demeye çalıştıkları bunlar. Şimdi bu iddianın sahiplerine peygamberin ne olduğunu, peygamberin kim olduğunu, sünnetinin bizim dinimizde, bizim hayatımızda yerinin ne olduğunu anlatmamız gerekecektir.Peygamberin dinde temel odak nokta olduğunu, onsuz dinin olmayacağını, onsuz Müslümanlık olmayacağını , olamayacağını anlatmamız gerekecek. Peygamberin kullukta adım adım takip edilmesi gereken bir mukteda bih olduğunu, bir üsve-i hasene olduğunu anlatmamız gerekecek. Peygamberin Kuran’ın beyan edicisi, Kuran’ın tamamlayıcısı ve açıklayıcısı olduğunu, peygamberin sürekli Allah’ın kontrolunde  bir masum olduğunu ve Rabbımızın kitabında kendisine itaat istediği  herbir bölümünde aynı zamanda peygamberine de itaat istediğini, bu konuda peygamberle Allah’ın arasını ayıranların kafir olduklarını, peygambere din belirleme, haram ve helal koyma hakkının verildiğini, anlatmamız gerekecek, Kuran’da Rabbımızın anlatmadığı pek çok konuyu kendisine anlattırarak Rabbımızın peygamberini dinde nasıl şari kıldığını anlatmamız gerekecek

21/6/2007

Oruç meselesi

 

"Hilal görüldüğünde oruca başlayınız.Hilal görüldüğünde orucu bozunuz."

Şüphesiz ki Ramazan orucu, Ramazan bayramı ve Kurban bayramı müslümanların Rableri ile alakasını tanzim eden ibadet olmalarına ilaveten İslâm ümmetinin genel görüntülerindendirler. İslâm ümmeti aralarında ayrılığa sebep olan siyasi yöneticilerin kararlarına ve saray mollaları olan nifak alimlerinin fetvalarına değil de aralarında birliği emreden Allahu Teâla’nın emirlerine itaat ederek aynı günde beraber oruca başlarlar ve beraber bayram yaparlar. Resulullah (S.A.V) şöyle dedi:

“(Ramazan) hilali görüldüğünde oruca başlayınız. (Şevval) hilali görüldüğünde orucu bozunuz. Eğer hilali göremezseniz, Ramazan’ı otuz güne tamamlayınız.” (Buhari, Savm, 1776)

“(Ramazan) hilali görüldüğünde oruca başlayınız. (Şevval) hilali görüldüğünde orucu bozunuz. Eğer hava kapalı olup göremezseniz otuza tamamlayınız.” (Nesei, Siyam, 2095)

“Ay 29 gündür. Hilali görmedikçe oruca başlamayınız. Hilali görmedikçe de orucu bozmayınız. Eğer hava kapalı olursa onu takdir ediniz.” (Müslim, Siyam, 1797)

Bu hadisler Ramazan ayının başlaması için şer'i sebebin, Ramazan hilalinin görülmesi olduğuna ve Ramazan bayramı için şer'i sebebin de Şevval hilalinin görülmesi olduğuna açıkça delalet etmektedirler. Bu hadislerdeki şari’in hitabı, Şam ehli ile Hicaz ehli arasında, Endonezya ehli ile Irak ehli arasında bir fark olmaksızın bütün müslümanlara yöneliktir. Hadislerin lafızları genel olarak gelmiştir. “Oruç tutunuz” “Orucu bozunuz” ifadelerindeki cemaat zamiri müslümanların geneline delalet etmektedir. Aynı şekilde “Görülmesi” lafzı bir zamir tamlaması olan cins isimdir. Herhangi bir insan tarafından hilalin görülmesine delalet etmektedir. Fakat hilalin bu görülmesini müslümanlara hasreden hadisler vardır. Nitekim İbni Abbas’tan şöyle dediği rivayet edilmiştir:

“Bir Arap Nebi (S.A.V)’e gelip, ‘Ben hilali gördüm’ dedi. Nebi (S.A.V) de ona şöyle dedi: “Allah’tan başka ilahın olmadığına ve Muhammedin de Allah’ın Rasulü olduğuna şahitlik eder misin?” O da ‘Evet’ deyince Nebi (S.A.V) oruca başlamayı ilan ettirdi.” (Nesei, Siyam, 2085)

Bir müslümanın Ramazan ya da Şevval hilalini görmesi herhangi bir belde/ülke farkı olmaksızın müslümanların tamamına oruca başlamaları ya da orucu bozmalarını farz kılar. Çünkü müslümanlardan hilali gören kimse onu görmeyen kimse için delil olur. Bir belde/ülkedeki bir müslümanın şahitliği başka bir belde/ülkedeki müslümanın şahitliğinden evla/öncelikli değildir. Müslümanların beldelerinde kafirlerin koymuş oldukları sınırların ve bölünmüşlüğün bir değeri yoktur. Bu sınırlardan dolayı mesela; Suriye’deki Darea’da yaşayanlar oruç tutarken Ürdün’deki Ramsa’da yaşayanlar iftar ediyorlar. Halbuki bu iki şehir arasında sadece Hilâfet’in yıkılışından beri kafirlerin çizmiş olduğu güya bir sınır vardır. Bu sınırları da şimdiki yöneticiler korumaya hırs göstermektedirler.

Muhakkak ki Rasul (S.A.V)’in hadislerindeki “Hilali görünce Ramazan orucuna başlayın” emri farz için bir emirdir. Çünkü bu emir, Allahu Teâla’nın şu sözüyle sabit olan bir farzın yerine getirilmesi ile ilgili bir emirdir:

“Ramazan ayı insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak kendisinde Kur’an indirilen aydır. Sizden her kim Ramazan ayına ulaşırsa oruç tutsun.”(Bakara: 185)Şevval hilalinin görülmesi ile orucun bozulması emri de farz için bir emirdir. Çünkü Nebi (s.a.v.) iki günde oruç tutmayı yasakladı. Bu iki gün Kurban bayramı ve Ramazan bayramıdır. Bu bir farz ya da mendubun yerine getirilmesini yasaklamaktır. Bu ise “Hilalin görülmesi ile orucu bozun” sözündeki emrin farz için bir emir olduğuna dair karinedir.Bazılarının bahane olarak gösterdiği, hilalin bölgelere göre görülme yer ve zamanının farklı olması meselesine gelince; bu, tahkiku’l menat (konunun araştırılması) babındandır. Bunu yaşadıkları vakıa için geçmiş alimler incelediler. Onların yaşadıkları vakıada, müslümanlar hilalin görülmesini çok geniş alana yayılmış Hilâfet Devleti’nin her köşesine bir günde bildirilmesi imkanlarına sahip değillerdi. Çünkü o zamanki iletişim vasıtaları buna yeterli değildi. Nitekim onlardan bazıları Kureyb’den rivayet edilen şu hususu delil göstermektedirler:

“Ümmü’l Fadıl onu Şam’daki Muaviye’ye göndermişti. Dedi ki;: ‘Ben Şam’a varıp onun istediğini yerine getirdim. Ben Şam’da iken Ramazan hilali bekleniyordu. Hilali bir Cuma günü ben de gördüm. Sonra ayın sonunda Medine’ye geldim. İbni Abbas bana; ‘Hilali ne zaman görmüştünüz’ diye sordu. Ben, ‘Cuma günü’ dedim. İbni Abbas tekrar ‘Sen de hilali gördün mü?’ dedi. Ben, ‘Evet, hem ben hem de halk gördü ve herkes oruç tuttu, Muaviye de oruç tuttu’ dedim. İbni Abbas tekrar şöyle dedi: ‘Ama biz hilali Cumartesi gecesi gördük. Öyle ise otuza tamamyalıncaya veya hilali görünceye kadar tutmalıyız.’ Ben, ‘Muaviye’nin görmesi ve oruca başlamasıyla yetinmiyor musun?’ dedim, bana cevaben dedi ki: ‘Hayır. Rasulullah (S.A.V) bize böyle emretti.” (Müslim, Siyam, 28; Ebu Davud, Savm, 9)

Bu bir şer'i delil değildir. Sadece İbni Abbas’ın, Rasul (S.A.V)’in “Hilalin görülmesiyle oruca başlayın. Hilalin görülmesiyle orucu bozun” sözü hakkında bir içtihadıdır. İbni Abbas, Şam ehlinin hilali görmelerini benimsemedi. Çünkü aynı günde Medine ehli hilali görmemişti. Bu içtihad Ensar’dan bir grubun rivayet ettiği şu hadisin açık delaletiyle çelişmektedir:

“Dediler ki: ‘Şevval hilalini (hava koşulları nedeni ile) göremedik. Böylelikle sabaha oruçlu olarak başladık. Başka bir yönden bir kafile geldi. Nebi (S.A.V)’e dün hilali gördüklerine dair şahitlik ettiler. Bunun üzerine Rasulullah onlara oruçlarını bozmalarını, daha sonra da ertesi gün bayramları için çıkmalarını emretti.” (Ahmed b. Hanbel, Basriyyin, 19675)

Böylece Rasul (S.A.V) Medine-i Münevvere dışında Şevval hilalinin başkaları tarafından görülmesi nedeniyle Ramazan’dan bir gün sandıkları bir günde oruçlarını bozmalarını onlara emretmiştir. Zira kafile hilali Medine’ye varışlarından bir gün önce görmüşlerdi.

Bugün ise bütün devletlerde çeşitli iletişim vasıtaları mevcuttur. Ve hilalin görülmesi haberini bütün dünyaya bir kaç saniyede iletmeleri mümkündür. O halde müslümanların ister doğrudan görülmesi ister dakik bakışla görülmesi isterse dürbün gibi vasıtalar ile görülmesi şeklinde olsun bu şekillerden birisi ile hilalin görülmesinin yeryüzünün herhangi bir yerinde sabit olması haberini işitince oruca başlamaları ya da bayram için orucu bozmaları gerekir. Muteber olan ru’yet/görmek ya da tespit gözle görmektir. Gözle görülmesi sabit olmadığında astronomi hesaplarına itibar edilmez. Zira orucun başlaması ya da sona ermesinin tespitinde astronomi hesaplarının bir değeri yoktur. Çünkü Rasullah (s.a.v.)’in şu sözünden dolayı orucun ya da bayramın başlamasının şer'i sebebi hilalin gözle görülmesidir “Hilali gördüğünüzde oruca başlayın. Hilali gördüğünüzde (bayram için) orucu bozun. Eğer hava kapalı olursa onun için takdir edin.” (Buhari, Savm, 1767)

Rasulullah (S.A.V)’in, “Eğer hava kapalı olursa” sözünden kastı, eğer onu gözlerinizle göremezseniz demektir. “Onun için takdir edin” sözü de, astronomi hesaplarına başvurun demek değildir. Bu sözünden neyi kastettiğini şu sözünde beyan etmiştir “Hava siza kapalı olduğunda ayı otuza tamamlayın.” (Nesei, Siyam, 2095)

Ey Müslümanlar!
Hilalin tes
bitindeki birlik olmayış, müslümanların işlerini İslâm’ın hükümleri ile güden ve onları Kelime-i Tevhid bayrağı altında birleştiren Hilâfet Devleti’nin olmayışından dolayı müslümanların karşılaştıkları bir çok sorundan bir sorundur. O halde müslümanlar oruçlarında ve bayramlarında şer'i hükme bağlı kalmalıdırlar, yöneticileri şer'i hükme bağlı olmasalar da. Çünkü yaratıcıya isyanda yaratılana itaat yoktur. Eğer müslümanlara yeryüzünün herhangi bir yerinde bir müslümanın Ramazan hilalini gördüğü haberi ulaşınca, Ramazan orucuna başlamaları onlara farz olur.

Yeryüzünün herhangi bir yerinde bir müslümanın Şevval hilali gördüğü haberi ulaşınca da bayram için orucu bozmaları farz olur.Müslümanların bütün sorunlarının doğru köklü çözümü ise kendi ellerindedir. O da, Allah’ın şeriatını üzerlerine tatbik edecek ve onları bir devlet içinde birleştirecek olan bir halife nasbedip Hilâfet’i tekrar kurarak İslâmi hayatı tekrar başlatmak için samimi bir şekilde çalışanlarla beraber ciddi bir şekilde çalışmalarıdır. Böylece nasbedilecek olan halife ile birlikte kafirlerin kelimesinin alçalması ve Allah’ın kelimesinin yücelmesi için İslâm risaletini/mesajını tüm insanlara cihad ile taşırlar. Böylelikle de dünyada izzet ve şerefle yaşarlar, ahirette de Allah’ın rıza ve sevabına nail olurlar. Allahu Teâla şöyle buyurmuştur:

“De ki, çalışın! Çalışmanızı Allah da Rasulü de mü’minler de göreceklerdir. Sonra da görüleni ve görülmeyeni bilen Allah’a döndürüleceksiniz de O size yapmakta olduklarınızı haber verecektir.” (Tevbe: 105)

25 Şaban 1419 H.T M.
14 December1998
Hizb-ut-Tahrir

15/6/2007

CENNET, CENNET NİMETLERİ VE CENNETLİKLERİN SIFATI



Ebu Hureyre'den (r.a.) nakledildiğine göre:

Peyamber (a.s.) şöyle buyurmuştur: "Aziz ve Celil Allah: Ben iyi kullarım için hiç bir gözün görmediği, hiç bir kulağın işitmediği ve hiç bir insanın kalbinden geçmeyen şeyler hazırladım, buyurdu." Allah'ın kitabında bunu tasdik eden delil şu ayettir: Artık yaptıklarına karşılık olarak, onlar için ne sevinçler saklandığını hiç kimse bilemez.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 5050

Ebu Hureyre (r.a.)
Allah Resulü'nün (a.s.): "Şüphesiz Cennette bir ağaç vardır ki bir süvari onun gölgesinde yüz sene yürür" buyurduğunu rivayet etmiştir.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 5054

Sehl b. Sa'd (r.a.)
Allah Resulü'nün (a.s.) şöyle buyurduğunu söylemiştir: "Şüphesiz Cennette bir ağaç vardır ki bir süvari onun gölgesinde yüz sene yürüse de gölgesini bitiremez."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 5055

Ebu Saîd Hudrî'nin (r.a.) rivayet ettiğine göre:
Hz. Peygamber (a.s.): "Şüphesiz Cennette öyle bir ağaç vardır ki bir süvari, süratli, talimli, iyi cins bir at ile yüz sene yürüse de onu bitiremez" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 5056

Ebu Saîd Hudrî'den (r.a.) bildirildiğine göre:
Hz. Peygamber (a.s.): "Allah, Cennet ahalisine: Ey Cennet ahalisi! diye hitap buyurur. Onlar: Ey Rabbimiz! Sana iki defa icabet ederiz ve kullukta daimiz. Hayır senin iki elindedir derler. Allah: Razı oldunuz mu? buyurur. Kullar: Ya Rab! Nasıl razı olmayalım? Sen bize mahlûkatından hiç bir kimseye vermediğini ihsan buyurdun! derler. Allah: Bundan daha kıymetlisini vereyim mi? buyurur. Onlar: Ey Rabbimiz! Bundan daha kıymetli ne olabilir ki? derler. Bunun üzerine Allah: Ben size rıdvanımı (razımı) helal kılıyorum ve artık bundan sonra sizlere ebediyen kızmam! buyurur."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 5057

Sehl b. Sa'd'dan (r.a.)
Allah Resulü'nün (a.s.): "Şüphesiz Cennet ehli Cennetteki köşkü, sizin gökte yıldızı gördüğünüz gibi göreceklerdir" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 5058

Ebu Hureyre (r.a.)
Ebu'l-Kasım (a.s.) "Cennete ilk girecek zümre ayın on dördüncü gecesindeki sureti üzere girecekler. Bunların peşi sıra girenler de semadaki parlak yıldız suretinde geleceklerdir. Her birine iki zevce vardır. Bunların bacağının iliği etinin üstünden görünür. Ve Cennette bekar yoktur" buyurmuştur, dedi.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 5062

Ebu Musa Eş'ari'den (r.a.) nakledildiğine göre:
Hz. Peygamber (a.s.) şöyle buyurmuştur: "Muhakkak mümin için Cennette içi boş bir tek inciden bir çadır vardır. Boyu altmış mildir. Mümine mahsus aileler vardır ki mümin onları dolaşıp ziyaret eder, fakat onlar birbirlerini görmezler."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 5070

Ebu Hureyre'nin (r.a.) rivayet ettiğine göre:
Allah Resulü (a.s.) şöyle buyurmuştur: "Aziz ve Celil Allah Adem'i kendi suretinde yarattı. Onun boyu altmış arşındır. Adem'i yaratınca: Haydi git de şu cemaate selam ver. Onlar oturan bir grup melekti. Sana ne cevap vereceklerini iyi dinle. Çünkü bu, hem senin, hem de zürriyetinin selamı olacaktır, buyurdu. Bunun üzerine Adem gitti ve melekler topluluğuna: -esselamu aleyküm (selam size) dedi. Onlar da: -esselamu aleyke ve rahmetullah (selam ve Allah'ın rahmeti senin üzerine olsun) diye karşıladılar. Ve selamlarına "Ve Rahmetullah" cümlesini ziyade ettiler. Cennete giren herkes Adem'in suretinde ve altmış arşın uzunluğunda olacaktır. Ama Adem'den sonra insanlar ta şimdiye kadar kısalmaya devam etmiştir."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 5075

Ebu Hureyre'nin (r.a.) anlattığına göre:
Hz. Peygamber (a.s.): "Siz Adem oğullarının yakmakta olduğunuz şu ateşiniz Cehennem ateşinin yetmiş cüzünden bir parçadır" buyurdu. Sahabeler: Ey Allah'ın Resulü! Vallahi bu bile yetecekmiş, dediler. Allah Resulü: "Cehennem ateşi her biri dünya ateşi sıcaklığı derecesinde olmak üzere üzerine altmış dokuz kat daha fazla kılındı" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 5077

Ebu Hureyre (r.a.)
Allah Resulü'nün (a.s.) şöyle buyurduğunu nakletmiştir: "Cehennem ile Cennet münakaşa ettiler. Cehennem: Bana zalimler ve mütekebbirler girer dedi. Cennet: Bana zayıflar ve miskinler girer dedi. Aziz ve Celil Allah Cehenneme: Sen benim azabımsın. Dileyeceğim kimselere seninle azap ederim buyurdu. (Belki de: Dilediğime seninle isabet ederim demiştir). Cennete de: Sen benim rahmetimsin. Dilediğim kimselere seninle merhamet ederim. İkinizi de dolduracak vardır buyurdu."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 5081

Enes b. Malik'in (r.a.) bildirdiğine göre:
Allah'ın Peygamber'i (a.s.) şöyle buyurmuştur: "Cehennem durmadan: Daha var mı? diyecek. Nihayet İzzetin Rabbine Pak ve Yüce Allah ona ayağını koyar. Bunun üzerine Cehennem: İzzetine yemin ederim ki yeter, yeter! der ve parçaları birbirine dürülür."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 5084

Ebu Saîd'in (r.a.) anlattığına göre:
Allah Resulü (a.s.) şöyle buyurdu: "Kıyamet günü ölüm, alaca bir koç suretinde getirilir. (Ebu Kureyb şunu ziyade etti:) Cennet ile Cehennem arasında durdurulur. (Hadisin kalan kısmında ittifak etmişlerdir). Müteâkiben: Ey Cennet ahalisi! Sizler bunu tanıyor musunuz? denilir. Cennetlikler hemen başlarını kaldırıp bakarlar ve: Evet, bu ölümdür derler. Sonra: Ey Cehennem ahalisi! Sizler bunu tanıyor musunuz? diye sorulur. Onlar da başlarını kaldırarak bakarlar ve: Evet, bu ölümdür derler. Bunu takiben koçun kesilmesi emrolunur ve derhal boğazlanır. Bundan sonra: Ey Cennet halkı! Cennette ebedi yaşıyacaksınız, artık ölüm yoktur. Ve ey Cehennem halkı! Sizler de ebedisiniz, artık ölüm yoktur denilir." Bundan sonra Allah Resulü şu ayeti okudu: Onları hasret günü ile korkut. Çünkü onlar hâlâ gaflet içinde ve hâlâ iman etmemişken iş bitmiş olur.Allah Resulü bu ayeti okurken eliyle dünyaya işaret etmiştir.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 5087


Abdullah b. Ömer (r.a.)
Allah Resulü'nün (a.s.) şöyle buyurduğunu söylemiştir: "Allah, Cennetlikleri Cennete, Cehennemlikleri de Cehenneme sokar. Sonra aralarında bir tellal kalkıp: Ey Cennet ahalisi! Artık ölüm yoktur; ve: Ey Cehennem ahalisi! Artık ölüm yoktur. Herkes bulunduğu yerde ebedidir! diyecektir."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 5088

Ebu Hureyre (r.a.)
Allah Resulü'nün (a.s.): "Kâfirin avurt dişi (yahut azı dişi) Uhud (dağı) kadar, derisinin kalınlığı da üç günlük mesafedir" buyurduğunu bildirmiştir.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 5090

Ebu Hureyre (r.a.) Allah Resulü'ne isnat ettiği hadiste Allah Resulü (a.s.):
"Cehennemde kâfirin iki omuzu arası, hızlı giden bir süvarinin üç günlük yolu kadardır" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 5091

Harise b. Vehb Huzai (r.a.)
Hz. Peygamber (a.s.) den şunları işittiğini söylemiştir: Peygamber: "Size Cennet ehlini haber vereyim mi?" buyurdu. Sahabeler: Evet, dediler. Allah Resulü: Zayıf olan ve halk tarafından zayıf görülen her mümin (Cennetlik) dir. Allah'a yemin etse, muhakkak ki Allah onu yemininde doğru çıkarır, buyurdu. Sonra da: "Size Cehennem ehlini haber vereyim mi?" buyurdu. Sahabeler: Evet, dediler. Allah Resulü: Her katı yürekli, düşman ve kibirli kimsedir, buyurdu.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 5092

Abdullah b. Zema (r.a.) şöyle anlatır:
Allah Resulü (a.s.) hutbe okudu da deveyi ve onu boğazlayanı anarak şöyle buyurdu: Semud kavminin en aşağılığı fırladığı zaman..."Buna, Ebu Zema gibi kuvvetli, şirret bir adam kalkıştı" buyurdu. Sonra Allah Resulü kadınlardan bahsederek onlar hakkında öğütler verdi ve: "Sizden biriniz karısını ne zamana kadar dövecek?" buyurdu.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 5095

Ebu Hureyre (r.a.) şöyle anlatır:
Allah Resulü (a.s.): "Ben şu Kaab oğullarının atası Amr b. Luhay b. Kama b. Hındifi, Cehennemde bağırsaklarını sürüklerken gördüm" buyurdu.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 5096

Hz. Aişe (r.ah.),
Allah Resulü'nden (a.s.) şunları işittiğini söylemiştir: "İnsanlar Kıyamet gününde yalınayak, çıplak ve sünnetsiz olarak haşrolunurlar." Ben de: Ey Allah'ın Resulü! Kadın ve erkekler beraber olup birbirlerine bakacaklar mı? dedim. Allah Resulü: "Ey Aişe! Mesele, birbirlerine bakmalarından çok daha vahim" buyurdular.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 5102

İbn Abbas (r.a.)
Hz. Peygamber'i (a.s.) hutbede şöyle buyururken işitmiştir: "Muhakkak ki sizler Allah'a yürüyerek, yalınayak, çıplak ve sünnetsiz olarak kavuşacaksınız!"
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 5103

Ebu Hureyre'den (r.a.) rivayet edildiğine göre:

Hz. Peygamber (a.s.) şöyle buyurmuştur: "İnsanlar üç fırka olarak haşredilecekler: Birinci fırka, istekliler, korkanlar. İkinci fırka, İki kişi bir deve üzerinde, üçü bir deve üzerinde, dördü bir deve üzerinde ve on kişi bir deve üzerinde olanlar. Geri kalanlarını da Cehennem toplayacak; nerede geceyi geçirirlerse, o ateş de onlarla beraber geceler. Onlar nerede istirahat ederlerse o da onlarla beraber istirahat eder. Sabahladıkları yerde onlarla beraber sabahlar. Akşamladıkları yerde, onlarla beraber akşamlar."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 5105

Abdullah b. Ömer (r.ahm.),
Hz. Peygamber'in (a.s.) İnsanlar alemlerin Rabbi için kalkacağı günayeti hakkında şöyle buyurduğunu haber vermiştir: "İnsanlardan her biri kulaklarının yarı yerlerine kadar tere batmış olarak kalkacaktır."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 5106

Ebu Hureyre'den (r.a.) rivayet edildiğine göre:
Allah Resulü (a.s.) şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz Kıyamet günü ter, yerin içine yetmiş kulaç işleyecektir. Ve hiç şüphesiz insanların ağızlarına yahut kulaklarına kadar ulaşacaktır." Ravi Sevr, bunların hangisini söylediğinde tereddüt etmiştir.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 5107


İbn Ömer'in (r.ahm.) bildirdiğine göre:
Resulüllah (a.s.) şöyle buyurdu: "Sizden biriniz vefat ettiğinde, sabah ve akşam ona oturacağı makamı gösterilir. O kimse Cennet ehlinden ise, Cennetlik; ateş ehlinden ise Cehennemlik olacaktır. Ve ona: Kıyamet günü Allah seni oraya gönderinceye kadar işte senin yerin budur, denilir."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 5110

Ebu Eyyûb (r.a.)
Bir gün güneş battıktan sonra Allah Resulü (a.s.) dışarı çıktı ve bir ses işitti: Bunun üzerine: "Yahudiler kabirlerinde azap görüyorlar" buyurdu.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 5114

Enes b. Malik (r.a.)
Allah'ın Peygamber'i (a.s.) şöyle buyurdu demiştir: "Kul, kabrine konduğu ve arkadaşları geri dönüp gittikleri zaman onların ayakkabılarının seslerini şüphesiz işitir. Buyurdular ki: İki melek gelip onu oturtarak: Şu adam hakkında ne derdin? diye sorarlar. Mümin: Onun Allah'ın kulu ve Resulü olduğuna şahadet ederim diye cevap verir. Bunun üzerine ona: Cehennemdeki yerine bak! Allah onun yerine sana Cennetten bir yer verdi, denilir." Allah'ın Peygamber'i: "O iki makamını birden görür" buyurdu.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 5115

Bera b. Azib'den (r.a.) nakledildiğine göre:
Hz. Peygamber (a.s.): Allah, iman edenleri sabit sözle yerlerinde tutarayeti kabir azabı hakkında indi. Kabirde ölüye: Rabbin kimdir? diye sorulur. O da: Rabbim Allah ve Peygamberim Muhammed'dir der. İşte, Aziz ve Celil Allah'ın: Allah, iman edenleri dünya hayatında da Ahirette de sözlerinde sabit tutar...ayeti budur, buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 5117

Hz. Aişe (r.ah.)
Allah Resulü (a.s.): "Kıyamet gününde kim hesaba çekilirse azap görecektir" buyurdu. Bunun üzerine ben: Aziz ve Celil Allah İşte kolayca bir hesaba çekilirbuyurmamış mı? dedim. Resulüllah: "O hesap değildir. Bu dediğin ancak arzdır. Kıyamet gününde hesapta tartışılan kimse azap görecektir" buyurdu.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 5122

Abdullah b. Ömer (r.ahm.)
Allah Resulü'nü (a.s.) şöyle buyururken işittiğini söylemiştir: "Allah bir kavme azap etmek isteyince o kavim içinde bulunan her ferde azap isabet eder. Sonra herkes amellerine göre diriltilirler."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 5127

15/6/2007

FİTNELER VE KIYAMET ALÂMETLERİ



Zeynep bt. Cahş'ın (r.ah.) anlattığına göre:
Hz. Peygamber (a.s.) bir kere uykusundan: "Allah'tan başka ilah yoktur. Vukuu yaklaşan şerden dolayı vay Arab'ın haline! Bugün Ye'cüc ve Me'cüc seddinden şu kadarı açıldı" diyerek uyandı. Süfyan eliyle on işareti yapmıştır. Ben: Ey Allah'ın Resulü! İçimizde bunca iyi kimseler varken biz helak olur muyuz? dedim. Allah Resulü! "Evet. Pislik ve kötülük çoğaldığı zaman" diye cevap verdi.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 5128

Ebu Hureyre (r.a.)
Hz. Peygamber'in (a.s.): "Bu gün Ye'cüc ve Me'cüc seddinden şunun gibi bir delik açıldı" buyurdu. Ravi Vuheyb, eliyle doksan işaretini yapmıştır.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 5130

Hz. Aişe'nin (r.ah.) anlattığına göre:
Allah Resulü (a.s.) uykusunda sıçradı. Biz Ey Allah'ın Resulü uykunda şimdiye kadar yapmadığın bir şey yaptın dedik. Bunun üzerine: "Şaşacak şey! Ümmetimden bir takım insanlar Kâbe'ye sığınmış Kureyşli bir adam sebebiyle Kâbe'ye kastediyorlar. Nihayet onlar Beyda'ya ulaştıkları zaman yere batırıldılar" buyurdu. Biz: Ey Allah'ın Resulü! Şüphesiz ki yolda bir çok insan olabilir, dedik. Resulüllah: "Evet, onların arasında bilerek gelenler, zorlananlar ve yolcular da vardır. Bunların hepsi birden helak olacaklar da farklı yerlerden çıkacaklar. Allah onları niyetlerine göre diriltecektir" buyurdu.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 5134

Üsame'nin (r.a.) naklettiğine göre:
Allah Resulü (a.s.) Medine'nin burçlarından birine çıkıp baktı da sonra: "Benim gördüğümü görebiliyor musunuz? Ben evlerinizin aralarında fitnelerin yerlerini, su gözleri gibi görüyorum" buyurdu.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 5135

Ebu Hureyre (r.a.)
Allah Resulü'nün (a.s.) şöyle buyurduğunu haber vermiştir: "Gelecekte bir takım fitneler olacaktır. Fitne zamanında oturan kişi ayakta durandan; ayakta duran yürüyenden; yürüyen koşandan hayırlıdır. Her kim fitnelerin başına dikilirse fitneler onu yıkar. Her kim fitne zamanı sığınacak bir yer bulursa hemen oraya sığınsın."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 5136

Ebu Bekre (r.a.)
Allah Resulü'nü (a.s.): "İki müslüman kılıçları ile karşı karşıya geldikleri zaman öldüren de ölen de Cehennemdedir" buyururken işittim, demiştir. Bunun üzerine ya ben ya da bir başkası: Ey Allah'ın Resulü! Öldüren böyle ama ölene ne oluyor? dedi. Allah Resulü: "Ölen de arkadaşını öldürmek istemiştir" buyurdu.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 5139

Ebu Hureyre'nin (r.a.) rivayet ettiğine göre:
Resulüllah (a.s.) şöyle buyurdu: "İki büyük fırka savaşıp aralarında büyük bir harp olmadıkça Kıyamet kopmayacaktır. Halbuki ikisinin davası da birdir."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 5142

Ebu Hureyre'den (r.a.) nakledildiğine göre:
Allah Resulü (a.s.): "Herc vakıaları çoğalmadıkça Kıyamet kopmaz" buyurdu. Sahabeler: Ey Allah'ın Resulü! Herc nedir? diye sordular. Allah Resulü: "Öldürmek, öldürmek!" buyurdu.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 5143

Huzeyfe b. Yeman (r.a.) şöyle anlatır:
Allah'a yemin ederim ki benimle Kıyametin kopması arasında olacak her fitneyi insanların en iyi bileni benimdir. Bu da bende, Allah Resulü'nün bana gizlice söylediği, benden başkasına da söylemediği bir sır olmasındandır. Lâkin Allah Resulü, benim de içinde bulunduğum bir mecliste fitnelerden bahsederken bunu söylemiştir. Allah Resulü (a.s.) fitneleri sayarken şöyle buyurdu: "Onlardan üçü var ki hemen hemen hiç bir şey bırakmayacaktır. Yine onlardan yaz rüzgârları gibi öyle fitneler vardır ki bir kısmı küçük, bir kısmı da büyüktür."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 5146

Ebu Hureyre'den (r.a.)
Allah Resulü'nün (a.s.) şöyle buyurduğu nakledilmiştir: "Fırat nehri (suları gitmesi sebebiyle) altın bir dağı meydana çıkarmadıkça Kıyamet kopmaz. İnsanlar onun için savaşacak ve her yüz kişiden doksan dokuzu öldürülecektir. Onlardan her bir kimse: Keşke kurtulan ben olsaydım! diyecektir."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 5152

Ebu Hureyre (r.a.)
Allah Resulü'nün (a.s.) şöyle buyurduğunu haber vermiştir: "Hicaz toprağından, Busra'daki develerin boyunlarını aydınlatan bir ateş çıkmadıkça Kıyamet kopmayacaktır."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 5164

Abdullah b. Ömer (r.ahm.),
Allah Resulü'nü (a.s.) doğu tarafına yönelmiş bir halde: "Haberiniz olsun ki fitne işte şuradadır. İyi biliniz ki fitne bu tarafta, şeytanın boynuzunun çıktığı yerdedir" buyururken işitmiştir.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 5167

Ebu Hureyre (r.a.) şöyle anlatır:
Allah Resulü (a.s.): "Devs kabilesi kadınlarının kalçaları Zu'l-Halasa'nın etrafında çalkalanmadıkça Kıyamet kopmaz," buyurdu. Zu'l-Halasa, Tebale'de, cahiliyet devrinde Devs kabilesinin taptığı bir put idi.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 5173

Ebu Hureyre'den (r.a.) nakledildiğine göre:
Allah Resulü (a.s.): "İnsan, diğer bir insanın kabrinden geçerken: Keşke onun yerinde ben olsaydım! demedikçe Kıyamet kopmaz" buyurdu.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 5175

Ebu Hureyre'nin (r.a.) ifade ettiğine göre:
Allah Resulü (a.s.): "Kahtan oğullarından bir kişi çıkıp da insanları sopasıyla sürmedikçe Kıyamet kopmayacaktır" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 5182

Ebu Hureyre (r.a.)
Hz. Peygamber'in (a.s.) şöyle buyurduğunu bildirmiştir: "Sizler, yüzleri deri kaplanmış kalkanlar gibi olan bir kavimle muharebe etmedikçe Kıyamet kopmaz. Ve yine siz, ayakkabıları keçe olan bir kavimle harp etmedikçe Kıyamet kopmaz" buyurdu.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 5184

İbn Ömer'den rivayet edildiğine göre:
Hz. Peygamber (a.s.): "Sizler Yahudilerle muhakkak muharebe edecek ve onları öldüreceksiniz. Hatta taş bile: Ey müslüman! bu Yahudidir; gel de onu öldür! diyecektir" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 5200

Ebu Hureyre (r.a.)
Allah Resulü'nün (a.s.) şöyle buyurduğunu bildirmiştir: "Müslümanlarla Yahudiler arasında çok kanlı bir muharebe olmadıkça Kıyamet kopmaz. O muharebede müslümanlar Yahudileri tamamiyle öldürürler. Hatta bir Yahudi taş ve ağaç arkasına saklanacak da o taş veya ağaç: Ey Müslüman! Ey Allah'ın kulu! Şu arkamdaki bir Yahudidir. Hemen gel de onu öldür, der. Yalnız Ğarkad ağacı müstesnadır. Çünkü o Yahudilerin ağaçlarındandır."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 5203

Ebu Hureyre (r.a.)
Hz. Peygamber'in (a.s.): "Kendilerinin Allah'ın peygamberi olduğunu iddia eden otuza yakın yalancı Deccal gönderilmedikçe Kıyamet kopmaz" buyurdu.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 5205

Ebu Saîd Hudrî (r.a.)
şöyle anlatır: Ben Mekke yolunda İbn Saîd'e yoldaşlık ettim. Bana: Benim Deccal olduğumu iddia eden bazı insanlarla karşılaştım. Sen Allah Resulü'nün (a.s.): "Deccal'in çocuğu yoktur" buyurduğunu işitmedin mi? dedi. Ben de: Evet dedim. İşte benim çocuğum doğdu! Sonra sen Allah Resulü'nü "Deccal, Medine'ye ve Mekke'ye giremeyecektir" buyururken işitmedin mi? dedi. Ben: Evet diye cevap verdim. İbn Saîd: Muhakkak ki ben Medine'de doğdum ve işte şimdi de Mekke'ye gitmek istiyorum dedi. Ve sonra sözünün sonlarında bana: Fakat vallahi ben Deccalin nerede ve ne zaman doğduğunu ve şimdi nerede bulunduğunu pek iyi bilirim dedi. Böyle söyleyerek kafamı karıştırdı.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 5209

Cabir b. Abdullah'ın (r.a.) rivayetinde anlatıldığına göre: Muhammed b. Münkedir
Ben Cabir b. Abdullah'ı, İbn Saîd'in Deccal olduğunu Allah'a yemin ederek söylerken gördüm. Ben de: Allah'a yemin mi ediyorsun? dedim. Cabir: Ben, Ömer b. Hattab (r.a.) da Peygamber'in yanında İbn Sayyad'ın Deccal olduğuna yemin ettiğini işittim. Peygamber (a.s.) onun bu yeminine karşı çıkmadı, dedi.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 5214

Abdullah b. Ömer'in (r.ahm.) anlattığına göre:
Ömer b. Hattab (r.a.) Allah Resulü (a.s.) ile beraber bir cemaat içinde İbn Sayyad'ın bulunduğu tarafa gitti. Allah Resulü, İbn Sayyad'ı Benu Meğale soyunun kalesi yanında çocuklarla oynarken buldu. İbn Sayyad o sırada henüz büluğ çağına yaklaşmıştı. Allah Resulü onun sırtına eliyle dokununcaya kadar farkına varmadı. Allah Resulü: Benim Allah Resulü olduğuma şahadet eder misin? diye sordu. Bunun üzerine İbn Sayyad Allah Resulü'ne baktı ve: Senin ümmilerin Peygamberi olduğuna şahadet ederim, dedi. Sonra İbn Sayyad Resulüllah'a: Sen de benim Allah Resulü olduğuma şahadet eder misin? dedi. Resulüllah (a.s.) onu reddetmiş ve: Ben Allah'a ve Allah'ın Resullerine iman ettim buyurdu. Sonra Allah Resulü ona: Ne görüyorsun bakalım? diye sordu. İbn Sayyad Bana doğrucu da gelir, yalancı da, diye cevap verdi. Bunun üzerine Allah Resulü: Senin işin çok karışık, buyurdu. Sonra Allah Resulü İbn Sayyad'a: Ben gönlümde senin için bir şey sakladım, dedi. İbn Sayyad O dumandır, diye cevap verdi. Bunun üzerine Allah Resulü ona: Sus! Sen asla değerini aşamazsın, buyurdu. Bu sırada Ömer b. Hattab Ey Allah'ın Resulü! Müsaade buyur da şunun boynunu vurayım dedi. Allah Resulü de ona: Eğer bu Deccal ise sen ona asla musallat olamazsın. Deccal değil ise onu öldürmekte senin için bir hayır yoktur, buyurdu. Abdullah'ın oğlu Salim, Abdullah b. Ömer'i (r.ahm.) şöyle derken işittim demiştir: Allah Resulü (a.s.) bundan sonra Ubey b. Kaab Ensari ile beraber İbn Sayyad'ın bulunduğu hurmalığa gitti. Nihayet Allah Resulü hurmalığa girdiği zaman hurma gövdeleriyle gizlenmeye başladı. Allah Resulü İbn Sayyad kendisini görmeden İbn Sayyad'dan bir şeyler işitmek istiyordu. Allah Resulü onu kadife örtüsü içinde bir şilteye yaslanmış, bir şeyler mırıldanırken gördü. Tam bu sırada İbn Sayyad'ın annesi, hurma ağacının arkasına gizlenmiş bulunan Allah Resulü'nü gördü ve hemen İbn Sayyad'a Ey Safi! İşte Muhammed! diye seslendi. Safi, İbn Sayyad'ın ismidir. İbn Sayyad hızla kalktı. Bunun üzerine Allah Resulü yanındaki sahabelerine: "Kadın onu bıraksaydı ne olduğunu beyan edecekti" buyurdular. Salim b. Abdullah, Abdullah b. Ömer'in şöyle dediğini söylemiştir: Bunun üzerine Allah Resulü (a.s.) insanlar içinde ayağa kalktı ve Allah'ı gerektiği şekilde övdü. Sonra Deccali zikredip şöyle buyurdu: "Ben sizleri ona karşı uyarırım. İstisnasız bütün Peygamberler kavmini Deccal'den sakındırmıştır. Nuh da kavmini ondan sakındırmıştır. Fakat şimdi ben size onun hakkında, hiç bir Peygamber'in söylememiş olduğu bir şey söyleyeceğim: İyi biliniz ki onun bir gözü kördür. Yüce Allah ise kör değildir."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 5215

Enes b. Malik'ten (r.a.) bildirildiğine göre:
Allah Resulü (a.s.) şöyle buyurmuştur: "Ümmetini tek gözü kör ve pek yalancı olan (Deccal)dan sakındırmamış hiç bir Peygamber yoktur. Dikkat edin ki onun bir gözü kördür. Rabbiniz ise tek gözlü değildir. Onun iki gözünün arasında -Kefere- yazılmıştır."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 5219

Huzeyfe (r.a.)
Allah Resulü'nün (a.s.): "Deccal sol gözü kör, gür saçlı bir kimsedir. Beraberinde Cennet ve Cehennem vardır. Onun Cehennemi Cennet, Cenneti de Cehennemdir" buyurduğunu söylemiştir.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 5222



Ebu Hureyre'den (r.a.) nakledildiğine göre:
Allah Resulü (a.s.): "Dikkat edin! Size Deccal hakkında öyle bir şey bildireceğim ki hiç bir Peygamber kendi kavmine söylememiştir. Onun bir gözü kördür. Hem Cennetin, hem Cehennemin bir benzeri de onunla beraber gelecektir. Fakat onun Cennet dediği Cehennemdir. Nuh, ona karşı kavmini nasıl uyardıysa, ben de sizi uyarıyorum" demiştir.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 5227

Ebu Saîd Hudrî (r.a.) şöyle anlatır:
Allah Resulü (a.s.) bir gün bize Deccal hakkında uzun bir konuşma yaptı. Söyledikleri arasında şu da vardı: Buyurdular ki: "Deccal gelecektir. Fakat Medine yollarına girmek ona haram kılınmıştır. Medine etrafındaki bazı işlenmeyen arazilere kadar varacaktır. O günün en hayırlı bir siması yahut insanların en hayırlılarından birisi Deccale karşı çıkar ve: Şahadet ederim ki muhakkak sen, Allah Resulü'nün bize haber vermiş olduğu Deccalsın! der. Bunun üzerine Deccal Şimdi ben bu adamı öldürür, sonra diriltirsem ne dersiniz? Bu işte şüphe eder misiniz? diye sorar. Hayır, derler. Deccal o kimseyi hemen öldürür, sonra da diriltir. Ve diriltir diriltmez o kimse: Vallahi senin hakkında hiç bir zaman şimdiki kadar basiretli olmamışımdır, der. Bunun üzerine Deccal onu tekrar öldürmek ister. Fakat ona musallat olamaz."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 5229

Muğire b. Şu'be (r.a.) şöyle anlatır:
Hiç bir kimse Peygamber'e Deccal hakkında benim kadar çok sual sormamıştır. Allah Resulü (a.s.) bana: Ondan seni yoran nedir ki? O sana zarar veremez, buyurdu. Ben de: Ey Allah'ın Resulü! Onun yanında yiyecekler ve nehirler var, diyorlar dedim. Allah Resulü: O, Allah nezdinde bundan daha değersizdir buyurdu.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 5231

Enes b. Malik (r.a.)
Allah Resulü'nün (a.s.) şöyle buyurduğunu bildirmiştir: "Mekke ile Medine dışında Deccal'ın ayak basmayacağı hiç bir belde yoktur. Medine'nin bütün yollarında, orayı koruyan saf saf melekler vardır. Deccal, Sıbha'ya (çorak bir araziye) iner. Medine üç defa sarsılır. Bütün kâfir ve münafıklar Deccal'ın yanına doğru Medine'den çıkarlar."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 5236

Sehl b. Sa'd (r.a.)
Ben Peygamber'i (a.s.), şahadet parmağı ve orta parmağı ile işaret ederek: "Kıyamet günü ile ben şöyle gönderildim" buyururken işittim demiştir.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 5244

Enes b. Malik (r.a.)
Allah Resulü (a.s.): "Kıyamet günü ile ben şu iki parmak gibi gönderildim" buyurdu demiştir.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 5245

Hz. Aişe'nin (r.ah.) anlattığına göre:
Bedevi Araplar Allah Resulü'nün yanına geldikleri zaman: Kıyamet ne zaman kopacak, diye Kıyameti sorarlardı. Allah Resulü de onlardan en genç olana bakar ve: "Eğer şu yaşarsa; o ihtiyarlamadan Kıyametiniz kopabilir" buyururdu.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 5248

Enes b. Malik'in (r.a.) anlattığına göre:
Bir adam, Resulüllah'a: Kıyamet ne zaman kopacak? diye sordu. Bu sırada yanında Ensar'dan Muhammed adında bir çocuk bulunuyordu. Allah Resulü (a.s.): "Eğer bu çocuk yaşarsa umulur ki o ihtiyarlamadan Kıyamet kopar" buyurdu.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 5249

Ebu Hureyre (r.a.)
Allah Resulü (a.s.): "İki üfürme arasında kırk vardır" buyurdu dedi. Ey Ebu Hureyre, kırk gün mü? dediler. Cevap vermekten çekindim. Onlar: Kırk ay mıdır? diye sordular. Ben çekindim. Bu, kırk sene mi? diye sordular. Ben yine çekindim. Allah Resulü: "Sonra Allah semadan su indirir de onlar sebzenin bitmesi gibi biterler" buyurdu. Keza Allah Resulü: "Bir tek kemik müstesna, insanın çürümeyecek hiç bir yeri yoktur. O da kuyruk sokumu kemiğidir. Kıyamet gününde tekrar yaratma ondan terkip edilecektir."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 5253

15/6/2007

EVLENME (NİKÂH)



Abdullah b. Mesûd'un (r.a.) Alkame'den rivayet ettiğine göre, Alkame şöyle dedi:
Ben Mina'da Abdullah b. Mesûd ile beraber yürüyordum. Derken, Osman b. Affan Abdullah'a rastladı ve onunla konuşmaya başladı. Osman, ona: "Ey Ebu Abdurrahman! Seni genç bir hanımla evlendirsek, olur ki sana geçen zamanından gençliğinin ve kuvvetinin bir kısmını hatırlatır" dedi. Abdullah cevaben: Sen böyle söylediysen Resulüllah'da (a.s.) bize şöyle buyurmuştur: "Ey gençler topluluğu! Sizden kimin evlenmeye gücü yetiyorsa hemen evlensin. Zira evlilik gözü (haramdan) daha çok uzaklaştırıcı, iffeti de çok daha koruyucudur. Evlilik külfetine güç yetiremeyenler ise oruç tutsun. Çünkü oruç, şehveti kıran bir şeydir."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 2485

Enes'ten (r.a.) şöyle rivayet edilmiştir:
Hz. Peygamber'in ashabından bir gurup, onun özel olarak yaptığı iş ve ibadetlerini öğrenmek maksadıyla, zevcelerine müracaat etmişlerdi. Gerekli bilgileri aldıktan sonra, bunlardan birisi: Ben, kadınlarla evlenmeyeceğim; diğeri: Ben, et yemeyeceğim; ötekisi de: Ben döşekte uyumayacağım, diye söylendiler. Bunun üzerine Hz. Peygamber (a.s.) Allah'a hamd ve sena ettikten sonra: "Bazı kimselere ne oluyor ki, şöyle şöyle demişler. Ama ben hem namaz kılar, hem uyurum. Bazen oruç tutar bazende tutmam. Kadınlarla da evlenirim. İşte her kim benim sünnetimden yüz çevirirse benden değildir."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 2487

Sa'd b. Ebu Vakkas (r.a.)
"Resulüllah (a.s.) Osman b. Mazûn'un kadınlardan ve Dünya lezzetlerinden uzak durmasına izin vermedi. Eğer Hz. Peygamber onun uzletine izin verseydi, biz husyelerimizi çıkartıp hadımlaşırdık" demiştir.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 2488

Abdullah b. Mesûd (r.a.) şöyle rivayet etmiştir:
Yanımızda kadınlar bulunmadığı halde biz Resulüllah (a.s.) ile beraber gazveye giderdik. Bu sebeple; erkeklik yumurtalarımızı çıkartıp hadım mı olsak? dedik. Fakat Resulüllah bizi hadım olmaktan nehyetti. Sonra bize belli bir müddet içinde elbise mukabilinde bir kadınla nikâhlanmamıza ruhsat verdi. Bundan sonra Abdullah b. Mesûd Ey iman edenler! Allah'ın size helal kıldığı iyi ve temiz şeyleri (siz kendinize) haram kılmayın ve sınırı aşmayın. Çünkü Allah sınırı aşanları sevmez.ayetini okudu.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 2493

Cabir b. Abdullah (r.a.) şöyle haber vermiştir:
Resulüllah'ın (a.s.) habercisi yanımıza çıkıp gelerek: "Şüphesiz Hz. Peygamber istimta yani kadınlarla muta nikâhı yapıp bir araya gelmenize izin verdi" demiştir.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 2494

Ali b. Ebu Talib'den (r.a.) rivayet edildiğine göre:
(a.s.) Hayber günü kadınların, muta suretiyle nikâh edilmesini ve evcil eşeklerin etlerinin yenmesini yasak etmiştir.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 2510

Ebu Hureyre'nin (r.a.) rivayet ettiğine göre:
Resulüllah (a.s.): "Kadın halasıyla veya teyzesiyle, bir nikâh altında tutulamaz" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 2514

İbn Abbas'ın (r.a.) bildirdiğine göre:
Resulüllah (a.s.) ihramlı olduğu halde Meymune ile evlenmiştir.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 2527

İbn Ömer'in (r.a.) rivayet ettiğine göre:
Hz. Peygamber (a.s.) "Sizden biriniz diğerinin alış-verişi üzerine, alış-veriş işine kalkışmasın. Yine biriniz, diğer birinin evlenme teklifi bir sonuca varmadan aynı hanıma evlenme talebinde bulunmasın." buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 2530

Ebu Hureyre (r.a.) şöyle haber vermiştir:
Hz. Peygamber (a.s.) şehirliyi, köylünün malını rayiç fiyattan daha fazlaya satmak maksadıyla satın almaktan, satıcıların müşteriyi aldatmak için fiyat yükseltmelerinden, bir kimsenin dünürlüğü üzerine dünür göndermekten veya onun alış-verişi sonuçlanmadan alış-verişe kalkışmasından nehyetti ve: "Hiç bir kadın da başka bir kadının kabındaki veya tabağındakini boşaltmak için, onun boşanmasını istemesin" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 2532

İbn Ömer'in (r.a.) bildirdiğine göre:
Resulüllah (a.s.), şiğar suretiyle nikâhtan nehyetmiştir. Şiğar nikâhı; aralarında mehir olmaksızın bir kimsenin kızını diğerine, o da kızını kendisine vermek şartıyla nikâh etmesidir.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 2537

Ukbe b. Âmir'in (r.a.) rivayet ettiğine göre:
Resulüllah (a.s.): "Uyulması gereken en haklı şart, kadınları helalliğinize almanızı sağlayan şarttır." buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 2542

Ebu Hureyre'nin (r.a.) bildirdiğine göre:
Resulüllah (a.s.) şöyle buyurmuştur: "Dul kadın kendisiyle istişare edilmedikçe nikâh edilemez. Kız da kendisinden izin alınmadıkça nikâh olunamaz." Orada bulunan sahabeler: "Ey Allah'ın Resulü! Bakire bir kızın izni nasıl olur?" diye sordular. Hz. Peygamber: "Onun izni susmasıdır" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 2543

Hz. Aişe'den (r.ah.) rivayet edildiğine göre:
O; Hz. Peygamber'e (a.s.) ailesinin evlendireceği genç kızın nikâhı hususunda görüşü sorulup rızasının alınıp alınmayacağını sormuştur. Resulüllah, Aişe'ye: "Evet kendisi ile istişare edilir" buyurmuştur. Aişe, Resulüllah'a: Genç kız utanır dediğinde Allah Resulü cevaben: "Genç kızın susması onun iznidir" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 2544

Hz. Aişe (r.ah.) şöyle anlatır:
Resulüllah (a.s.) beni altı yaşımda iken nikâh etti. Dokuz yaşına geldiğimde ise benimle zifafa girdi. Aişe (r.ah.) sözlerine devamla: Medine'ye geldik ve ben bir ay sıtmaya tutuldum. Bu sebeple saçlarım dökülmüştü. Sonra tekrar saçlarım büyüyerek omuzlarıma kadar indi. Bir defasında arkadaşlarımla birlikte tahtaravalli oynuyordum. Derken annem Ümmü Ruman bana doğru geldi ve beni çağırdı. Hemen yanına vardım. Beni ne yapacağını bilmiyordum. Annem elimden tuttu ve beni evin kapısı önünde durdurdu. Bende yorgunluktan dolayı "heh, heh" diye soluyordum. Nihayet kendime gelmiş, rahat nefes almaya başlamıştım. Sonra Ümmü Ruman beni bir odaya aldı. Bir de ne göreyim Ensar'dan bir takım kadınların huzurundayım. Bu kadınlar: Hayırlı, uğurlu ve mübarek olsun dediler. Ümmü Ruman, beni onlara teslim etti. Kadınlar başımı yıkayıp bana çeki düzen verdiler. Kuşluk vakti Resulüllah ansızın çıka geldi. En sonunda kadınlar beni ona teslim ettiler.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 2547

Sehl b. Sa'd Saidî (r.a.) şöyle rivayet etmiştir:
Bir kadın Resulüllah'a (a.s.) gelerek: "Ey Allah'ın Resulü! Kendimi sana hibe etmeye geldim" dedi. Hz. Peygamber (a.s.), kadına bakarak onu tepeden tırnağa süzdü. Sonra başını eğdi. Kadın Peygamber'in kendisi hakkında bir hüküm vermediğini görünce bir yere oturdu. Bu arada ashaptan birisi ayağa kalkarak: "Ey Allah'ın Resulü! Eğer senin bu kadına bir ihtiyacın yoksa onu benimle evlendir" dedi. Resulüllah ona: "Yanında (mehir verecek) bir şey var mı?" diye sordu. O zat: "Yemin olsun hayır! Ey Allah'ın Resulü!" dedi. Resulüllah: "Evine gidipte bak, bir şey bulabilir misin?" buyurdu. O zat gitti, sonra dönüp geldi ve: "Hayır vallahi Ey Allah'ın Resulü! Hiçbir şey bulamadım" dedi. Resulüllah: "Demirden bir yüzük olsun bak" buyurdu. O zat yine gitti. Sonra dönüp gelince: Hayır Ey Allah'ın Resulü! Demirden bir yüzük dahi bulamadım. Ancak işte kaftanım (Ravi Sehl Bu şahsın bütün malı bundan ibaretti, demiştir.) Bunun yarısı kadının olsun, dedi. Bunun üzerine Resulüllah: "Senin izarını ne yapsın? Onu sen giymiş olsan, kadının üzerinde bir şey kalmayacak; kadın giyse senin üzerinde ondan bir şey kalmayacak!" buyurdu. Adam bulunduğu yere oturdu. Bir hayli oturduktan sonra kalktı. Dönüp giderken Resulüllah onun çağrılmasını emir buyurdu. Adamı çağırdılar, gelince Peygamber ona hitaben: "Kur'an'dan ezberinde ne var?" diye sordu. O sahabe: "Filan ve filan sureler ezberimde," diyerek bildiği sureleri saydı. Resulüllah (a.s.): "Bu sureleri ezberinden okuyabilir misin?" diye sordu. O zat: "Evet" cevabını verdi. Resulüllah: "Haydi git! Ezbere bildiğin surelerle o kadına malik kılındın" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 2554

Enes b. Malik (r.a.) şöyle haber vermiştir:
Hz. Peygamber (a.s.) Abdurrahman b. Avf'ın üzerinde sarı renk eseri gördü de ona: "Bu nedir?" diye sordu. Abdurrahman: "Ey Allah'ın Resulü! Ben beş dirhem altın çekirdek miktarı mehir vererek bir kadınla evlendim "dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (a.s.): "Allah sana mübarek eylesin! Bir koyunla da olsa düğün ziyafeti ver" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 2556

Enes (r.a.) şöyle rivayet etmiştir:
Ben Zeynep'in düğün yemeğinde hazır bulundum. Resulüllah (a.s.) halkı ekmek ve etle doyurmuştu. Beni insanları düğüne çağırmak için gönderiyordu. Düğün ziyafeti sona erince Resulüllah kalktı, ben de kendisini takip ettim. Davetlilerden iki kişi konuşmaya dalmış, dışarı çıkmamışlardı. Resulüllah diğer kadınlarının yanına gidip gelmeğe ve onlardan her birine ayrı ayrı: "Selam size! Nasılsınız ey ehl-i beyt? diyerek hâl ve hatırlarını sormaya başladı. Onlar da: "İyiyiz Ey Allah'ın Resulü! Aileni nasıl buldun? diye karşılık veriyorlardı. Hz. Peygamberde: "İyi buldum" diyordu. Bu işi bitirdikten sonra Resulüllah geri döndü ve bende onunla beraber döndüm. Kapıya varınca, o iki kişinin hâlâ konuşmayı sürdürdüklerini gördü. Onlar, Peygamber'in geri döndüğünü görünce kalkıp çıktılar. Bilmiyorum, bu adamların çıktığını ben mi haber verdim yoksa kendisine vahiy mi indirildi! Peygamber dönüp geldi, ben de onunla beraber döndüm. Ayağını kapının eşiğine koyunca benimle kendisi arasına perde çekti. Ve Yüce Allah şu ayeti indirdi: Peygamber'in evine girmeyiniz. Ancak davet edilirseniz giriniz".
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 2565

İbn Ömer'in (r.a.) rivayet ettiğine göre:
Resulüllah (a.s.): "Sizden biri yemeğe çağrıldığında gitsin" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 2574

Ebu Hureyre (r.a.) şöyle bildirmiştir:
Zenginlerin davet edilip de fakirlerin çağrılmadığı düğün yemeği, ne kötü bir yemektir! Her kim (özürsüz olarak) davete gitmezse, muhakkak Allah'a ve Resulüne isyan etmiş olur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 2585

Hz. Aişe (r.ah.) şöyle rivayet etmiştir:
Rifaa'nın karısı Peygamber'e (a.s.) gelerek; ben Rifaa ile evli idim. Beni üç talâkla boşadı. Sonra ben de Abdurrahman b. Zebir ile evlendim. Fakat Abdurrahman'ın erkeklik aleti şu elbise saçağı gibi (gevşek) dir dedi. Resulüllah gülümseyerek: "Sen tekrar Rifaa'ya mı dönmek istiyorsun? Hayır, sen ikinci kocan Abdurrahman'ın balcığından o da senin balcığından tatmadıkça dönemezsin" buyurdu. Aişe sözlerine devamla: Ebu Bekr'de Peygamber'in yanında bulunuyordu. Halid b. Saîd b. As ise kapıda kendisine izin verilmesini bekliyordu. Halid: Ey Ebu Bekr! Bu kadının Resulüllah'ın huzurunda açık açık ne söylediğini işitmiyor musun? dedi.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 2587

İbn Abbas'ın (r.a.) rivayet ettiğine göre:
Resulüllah (a.s.): "Sizden birisi cinsi münasebet için eşine yaklaştığında: Bismillah, Ey Allahım! Bizi şeytandan uzaklaştır! Şeytanı da bize ihsan ettiğin çocuktan uzak kıl! der ve bu birleşmeden aralarında bir çocuk takdir olunursa, artık şeytan bu çocuğa hiç bir zaman zarar veremez" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 2591

Cabir (r.a.) şöyle haber vermiştir:
Yahudiler; bir adam karısının fercine arkadan yaklaşırsa, doğacak çocuğun gözü şaşı olur, derlerdi. Bunun üzerine: Kadınlarınız sizin için bir tarladır. Tarlanıza nasıl dilerseniz öyle varın...ayeti nazil oldu.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 2592

Ebu Hureyre'nin (r.a.) rivayet ettiğine göre:
Hz. Peygamber (a.s.): "Kadın, kocasının yatağını (mazeretsiz) terk ederek sabahlarsa, melekler sabaha kadar o kadına lânet ederler" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 2594

Ebu Saîd Hudrî (r.a.) şöyle haber vermiştir:
Biz Resulüllah ile beraber Mustalik oğulları gazvesinde bulunduk. Bu arada bir çok Arap güzelini esir aldık. Kadınlardan ayrı yaşamamız epey uzun sürmüş, kadınlara karşı arzumuz da artmıştı. Fakat bizler, kadınlar üzerinden fazla fidye almayı arzu ettiğimizden esir kadınlara yaklaşıp çocuk olmaması için azil yapmak istedik. Resulüllah aramızda iken hükmünü ona sormamız uygun olurdu. Resulüllah (a.s.) cevaben: "Böyle yapmanızda size bir zarar yoktur. Allah Kıyamet gününe kadar ne kadar can yaratmayı takdir etmişse, o mutlaka olacaktır" buyurdu.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 2599

Cabir (r.a.) şöyle bildirmiştir:
Kur'an nazil olurken biz azil yapıp duruyorduk. Ravi İshak şunu da ilâve etmiştir. Süfyan: Eğer azil yasaklanmış bir şey olsaydı, muhakkak Kur'an bizleri bundan menederdi.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 2608

15/6/2007

ORUÇ



Ebu Hureyre'nin (r.a.) naklettiğine göre:
Allah Resulü (a.s.): "Ramazan geldiğinde Cennet kapıları açılır, Cehennem kapıları kapanır, şeytanlar da bağlanır" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1793

İbn Ömer (r.a.) şöyle anlatır:
Hz. Peygamber (a.s.) Ramazandan bahisle: "Hilali görmedikçe oruç tutmayınız. Ve yine hilali görmedikçe iftar etmeyiniz (bayram yapmayınız). Eğer hilal size karşı bulutla örtülürse, hilal için takdir (yani hesap) yapınız" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1795

Ebu Hureyre'nin (r.a.) naklettiğine göre:
Allah Resulü (a.s.): "Ramazan hilalini gördüğünüzde oruç tutunuz. Şevval hilalini gördüğünüzde ise iftar edin (bayram yapın). Hava bulutlu olursa otuz gün oruç tutunuz" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1808

Ebu Hureyre (r.a.) şöyle nakletmiştir:
Resulüllah (a.s.): "Bir veya iki gün öncesinden oruç tutmak suretiyle sakın Ramazanın önüne geçmeyiniz. Bir kimsenin âdet edindiği bir orucu tutması bundan müstesnadır. Böyle bir kimse o orucunu varsın tutsun" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1812

Ümmü Seleme (r.a.) şöyle haber vermiştir:
Hz. Peygamber (a.s.) bazı aile fertleri yanına bir ay süreyle girmemeye yemin etmişti. Yirmi dokuz gün geçince, günün evvelinde (yahut sonunda) onların yanına girdi. Kendisine: "Ey Allah'ın Resulü! Sen bizim yanımıza bir ay girmemeye yemin etmiştin" denildiğinde Hz. Peygamber: "Ay, yirmi dokuz gün olur" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1816

Ebu Bekre'nin (r.a.) rivayet ettiğine göre:
Hz. Peygamber (a.s.): "Bayram ayları noksan olmazlar. Bunlar, Ramazan ve Zil-hicce aylarıdır" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1822

Adiy b. Hatim (r.a.) şöyle haber vermiştir:
...Sabahın beyaz ipliği (aydınlığı), siyah ipliğinden (karanlığından) ayırt edilinceye kadar yeyin, için...ayeti nazil olduğu zaman Adiy b. Hatim Peygamber'e hitaben: "Ey Allah'ın Resulü! Ben yastığımın altına bir beyaz ve bir siyah olmak üzere iki ip koyuyorum da geceyi gündüzden fark ediyorum" dedi. Bunun üzerine Resulüllah (a.s.): "Muhakkak ki, senin yastığın çok enlidir (senin kafan kalın da bundaki inceliği anlamadın). Bu beyaz iplik ile siyah iplik gecenin karanlığı ile gündüzün beyazlığından ibarettir," buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1824

Sehl b. Sa'd (r.a.) şöyle haber vermiştir:
"...Sabahın beyaz ipliği (aydınlığı), siyah ipliğinden (karanlığından) ayırt edilinceye kadar yeyin, için..."(Bakara, 187) ayeti nazil olduğu zaman bazı kimseler bir beyaz bir de siyah iplik alıp, bunların renklerini açıkça fark edinceye kadar yerlerdi. Nihayet Yüce Allah, mine'l-fecri (fecirden)beyanını indirip bunu tamamen açıkladı.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1825

Abdullah b. Ömer'in (r.a.) haber verdiğine göre:
Allah Resulü (a.s.): "Bilâl ezanı gece okuyor. Siz, İbn. Ümmü Mektum'un ezanını işitinceye kadar yiyip içiniz" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1827

İbn Mesûd'un (r.a.) naklettiğine göre:
Hz. Peygamber (a.s.) şöyle buyurmuştur: "Bilâl'in ezanı (veya Bilâl'in nidası) sizden hiç kimseyi sahurundan alıkoymasın. Çünkü o, henüz gece iken ezan okur (veya nida eder). Öyle ki, (namazda) kaim olanınızı (sabah namazı yaklaşıyor diye) vazgeçirsin. Uykuda olanınızı da uyandırsın." Ve (Peygamber elini düzeltip yukarı kaldırarak): "Aklığın böyle böyle zahir olması fecir değildir.(İki parmağının arasını açarak) böyle oluncaya kadar (fecir doğmaz) " buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1830

Enes'in (r.a.) haber verdiğine göre:
Allah Resulü (a.s.): "Sahur yemeği yeyiniz. Çünkü sahur yemeğinde bereket vardır" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1835

Zeyd b. Sabit (r.a.) şöyle anlatmaktadır:
"Biz Resulüllah (a.s.) ile beraber sahur yemeği yedik. Sonra (Sabah) namaza kalktık" dedi. Enes b. Malik: "Sahur ile sabah namazı arasında ne kadar zaman oldu?" diye sordu. O da: "Elli ayet (okunacak) kadar" diye cevap verdi.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1837

Sehl b. Sa'd'ın (r.a.) bildirdiğine göre:
Resulüllah (a.s.): "İnsanlar iftar yapmakta (sünnet vechile) acele davrandıkları müddetçe daima hayır üzeredirler" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1838

Ömer'in (r.a.) haber verdiğine göre:
Resulüllah (a.s.): "Gece şu taraftan (doğu tarafından) yönelip geldiği, gündüzde şu taraftan (batıdan) arkasına dönüp gittiği, Güneş de battığı zaman oruçlu orucunu bozmuştur (yani orucunu bozma vakti girmiştir) " buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1841

Abdullah b. Ebu Evfa (r.a.) şöyle haber vermiştir:
Biz Resulüllah (a.s.) ile beraber Ramazan ayında bir seferde bulunduk. Güneş battığı zaman Resulüllah birine: "Ey filan! Haydi (bineğinden) in de bize sevik karıştır" dedi. O zat: Ey Allah'ın Resulü! Henüz gündüzdür dedi. Resulüllah tekrar: Haydi in de bizim için sevik karıştır, buyurdu. O kimse (devesinden) indi ve sevik bulayıp Peygamber'e getirdi. Hz. Peygamber de (a.s.) ondan içti ve sonra eliyle işaret ederek: "Güneş şuradan (batı tarafından) battığı ve gece de şuradan (doğu cihetinden) geldiğinde oruçlunun iftar vakti girmiştir" buyurdu.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1842

İbn Ömer (r.a.) şöyle haber vermiştir:
Hz. Peygamber (a.s.) yiyip içmeksizin oruçları birbirine eklemekten nehiy buyurdu. Sahabeler: Ama siz peş peşe oruç tutuyorsunuz, dediklerinde. Resulüllah (a.s.): "Ben, sizin gibi değilim. Zira ben, (Rabbim tarafından) yedirilir ve içirilirim" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1844

Ebu Hureyre (r.a.) şöyle nakletmiştir:
Allah Resulü (a.s.) orucu birbirine eklemekten nehyetmişti. Müslümanlardan birisi Resulüllah'a: Ey Allah'ın Resulü! Sen bir günün orucunu diğer güne ekliyorsun, dedi. Buna karşılık Resulüllah: "Sizin hanginiz bana benzer? Rabbim beni yedirip içirdiği halde gecelerim" buyurmuştur. Fakat sahabelerin ard arda oruç tutmakta ısrar etmeleri üzerine Resulüllah, oruçlarına bir gün, sonra bir gün daha (arka arkaya iki gün) ekledi. Sonra (üçüncü günü) hilali gördüler. Bunun üzerine Resulüllah, arka arkaya oruç tutmaktan vaz geçmeyenleri ihtar eder mahiyette: "Eğer hilal (bir ay) gecikseydi, ard arda oruç tutmayı (savm-ı visal) sizin için (ibret dersi olsun diye) o kadar artırırdım" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1846

Enes (r.a.) şöyle anlatır:
Resulüllah (a.s.) Ramazan'da namaz kılıyordu. Ben de geldim ve yanıbaşına namaza durdum. Bir başkası daha gelip o da namaza durdu. Nihayet bir cemaat olduk. Resulüllah, benim arkasında olduğumu hissedince, namazda hafifletme ve kısaltmalar yapmaya başladı. Sonra evine girdi. Kendisi öyle bir namaz kıldı ki onu bizim yanımızda iken kılmazdı. Sabaha ulaştığımızda kendisine: Dün geceki namazda arkanda bizim bulunduğumuzu anladın mı? diye sorduk, Cevaben: "Evet. yaptığım hafifletme ve kısaltmaya beni sevkeden sizlerin varlığını anlamış olmamdır" buyurdu. Enes (r.a.) sözlerine devamla: Allah Resulü (a.s.) bir günün orucunu diğerine eklemeğe başladı. Bu, ayın sonunda olmuştu. Sahabelerden bazı kimseler de oruçları birbirine eklemeğe başladılar. Bunun üzerine Peygamber: "Bu kimselere ne oluyor ki, oruçları birbirine ekleyip duruyorlar! Muhakkak ki, sizler, benim gibi değilsiniz. Allah'a yeminle söylüyorum: Eğer ay benim için uzasaydı, ben muhakkak amellerde şiddet gösteren bu (mufrit) kimselerin şiddet ve ifratlarını terk edecekleri bir oruç tutardım" buyurdu.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1848

Hz. Aişe (r.ah.)
Resulüllah (a.s.) oruçlu iken hanımlarından birisini öperdi deyip sonra da gülmüştür.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1851

Ömer b. Ebu Seleme (r.a.)
Resulüllah'a (a.s.) oruçlu olan öpebilir mi? diye sorduğunda, Resulüllah ona, Ümmü Seleme'yi işaret ederek: "Şundan sor" buyurdu. Bunun üzerine Ümmü Seleme ona, Resulüllah'ın bu fiili yaptığını haber verdi. Bu defa Ömer b. Ebu Seleme: Ey Allah'ın Resulü! Allah senin geçmiş ve gelecek bütün günahlarını affetmiştir, dedi. Bunun üzerine Resulüllah: "Allah'a yemin ederim ki, ben Allah'a karşı, hepinizden daha saygılı ve ondan daha çok korkanınızımdır" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1863

Hz. Aişe (r.ah.) ve Ümmü Seleme (r.ah.)
Hz. Peygamber (a.s.) ihtilam olmadan cünüp olarak sabahladığında oruca devam ederdi, demişlerdir.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1864

Ebu Hureyre (r.a.) şölye anlatmıştır:
Hz. Peygamber'e (a.s.) birisi gelerek: "Helak oldum. Ey Allah'ın Resulü!" dedi. Resulüllah (a.s.): "Seni helak eden nedir?" diye sordu. O şahıs: "Ramazanda (oruçlu iken) hanımımla cinsi münasebette bulundum" dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber: "Bir köleyi hürriyetine kavuşturabilir misin?" buyurdu. O zat: Hayır, kavuşturamam dedi. Resulüllah: "Öyle ise iki ay ara vermeden oruç tutmaya gücün yeter mi?" Hayır, buna muktedir olamam dedi. Resulüllah: "Altmış yoksulu doyurabilir misin?" dedi. O kimse: "Hayır, doyuramam" dedi. Sonra o zat oturdu. Bu arada Peygamber'e içi hurma ile dolu (on beş Sa' alabilen) bir zenbil getirildi. Peygamber o zata: "Bunu (al da) sadaka yap" buyurdu. O kimse: Benden fakir bir yoksula mı vereceğim? Medine'nin karataşlı iki tarafı arasında buna benim ailemden daha muhtaç bir ev halkı yoktur, dedi. Bunun üzerine Peygamber yan (azı) dişleri görülünceye kadar güldü. Sonra o kimseye: "Öyleyse bunu kendi ailene yedir!" buyurdu.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1870

Hz. Aişe (r.ah.) şöyle haber vermiştir:
Resulüllah'a (a.s.) bir kimse gelerek: Yandım! dedi. Resulüllah: "Niçin (yandın)?"diye sordu. O zat: "Ramazanda gündüzleyin eşimle cinsi münasebette bulundum" dedi.Hz. Peygamber (a.s.): "Sadaka ver, sadaka ver" dedi. O zat: "Sadaka verecek bir şeyim yok" dedi. Peygamber ona oturmasını emretti. Derken Peygamber'e içlerinde yiyecek bulunan iki zenbil geldi. Resulüllah o fakir kimseye; bunu alıp tasadduk etmesini emir buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1873

İbn Abbas (r.a.) şöyle haber vermiştir:
Resulüllah (a.s.) Mekke'nin fetih yılında ramazanda yola çıktı. Kedid mevkiine varıncaya kadar oruç tuttu. Sonra orucunu bozdu. Resulüllah'ın sahabeleri, Peygamber'in fiillerinden daima en yeni olanlara tabi olurlardı.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1875

Cabir b. Abdullah (r.a.) şöyle haber vermiştir:
Resulüllah (a.s.) bir sefer esnasında, insanların başına toplandığı ve gölgelendirmekte oldukları birisini gördü. ve: "Bunun nesi var?" diye sordu. Sahabeler: "Oruç tutmaktadır" dediler. Bunun üzerine Resulüllah: "Seferde oruç tutmanız (her zaman) sırf bir iyilik sayılmaz" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1879

Enes b. Malik'in (r.a.) rivayetinde anlatıldığına göre:
Enes b. Malik'in kendisine, seferde Ramazan orucu sorulduğunda: "Biz Ramazanda Resulüllah (a.s.) ile yolculuk ettik. Bu yolculukta ne oruç tutan tutmayanı, ne de tutmayan tutanı ayıpladı" diye cevap verdi.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1884

Enes (r.a.) şöyle haber vermiştir:
Hz. Peygamber (a.s.) ile beraber bir seferde bulunmuştuk. Bizden kimi oruç tutmuş, kimi de yemişti. Sıcak bir günde konakladığımızda çoğumuz gölgelenmişti. Elbisesi olan elbisesiyle, kimimiz de eliyle güneşten korunuyordu. Oruç tutanlar hararetten kesilip düştüler. Buna karşılık oruç tutmayanlar, kalktılar, çadırları kurdular ve develeri suladılar. Bu faaliyetler üzerine Hz. Peygamber (a.s.): "Bu gün oruç tutmayanlar, tam sevap alıp gittiler" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1886

Hz. Aişe (r.ah.) şöyle nakletmiştir:
Hamza b. Amr Eslemi, Resulüllah'a (a.s.) sefer hâlindeki oruçtan sordu. Resulüllah: "Dilersen oruç tut, dilersen oruç tutma" diye cevap vermiştir.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1889

Ebu Derda (r.a.) şöyle anlatır:
Biz Ramazan ayında çok sıcak bir günde, Resulüllah (a.s.) ile beraber sefere çıktık. Her birimiz sıcaklığın şiddetinden dolayı elini başına koyuyordu. Aramızda ise Resulüllah (a.s.) ile Abdullah b. Ravaha'dan (r.a.) başka oruç tutan kimse yoktu.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1892

Ümmül-Fadl bt. Haris (r.ah.) şöyle haber vermiştir:
Bazı insanlar Arefe günü onun yanında Resulüllah'ın (a.s.) oruçlu olup olmadığı hususunda münakaşa ettiler. Bir kısmı, Resulüllah oruçludur, dedi. Diğer bir kısmıda Resulüllah oruçlu değildir, dedi. Bunun üzerine ben Resulüllah'a bir bardak süt gönderdim. Allah Resulü (a.s.), bu sırada Arafat'ta devesinin üzerinde vakfe yaparken, o sütü içti.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1894

Ümmü'l-Fadl (r.ah.) şöyle haber vermiştir:
Ashaptan bazı kimseler, Arefe günü oruç hususunda şüpheye düştüler. Biz de Arafat'ta Resulüllah ile beraber bulunuyorduk. Bunun üzerine ben, Peygamber Arafat'ta iken ağaçtan oyulmuş bir kap içinde kendisine süt gönderdim. Peygamber de (a.s.) bu sütü içti.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1895

Hz. Aişe (r.ah.) şöyle haber vermiştir:
Cahiliye devrinde Kureyş aşure günü oruç tutardı. (Hicretten evvel) Resulüllah (a.s.) da aşure orucunu tutmuştur. Medine'ye hicret ettiğinde yine aşure orucunu tuttuğu gibi, (sahabelere de) bu orucu tutmalarını emretti.(İkinci sene) ramazan ayında oruç farz kılınınca, Allah Resulü (a.s.): "İsteyen aşure orucunu tutar, isteyen de terk eder" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1897

Abdullah b. Ömer (r.a.) şöyle haber vermiştir:
Cahiliye devri ahalisi aşure günü oruç tutarlardı. Resulüllah (a.s.) ve müslümanlar da ramazan orucu farz kılınmadan önce o gün oruç tutmuşlardır. Ramazan orucu farz kılınınca, Hz. Peygamber: "Şüphesiz ki, aşure Allah'ın günlerinden bir gündür. Artık dileyen o gün oruç tutar, dileyen de o gün oruç tutmaz" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1901

Abdullah b. Mesûd'un anlatıyor:
Abdurrahman b. Yezid şöyle dedi. Eşas b. Kays bir Aşure günü Abdullah'ın yanına gelerek, onun yemek yediğini gördü ve: Ey Ebu Muhammed! Aşure günü nedir bilir misin? O da "O nedir? diye sorduğunda "Şüphesiz bu gün aşure günüdür, dedi. İbn Mesûd (r.a.) ise: "Ramazan orucunun farz kılınmasından önce bu günde oruç tutulurdu. Ramazan orucu emredilince bu terk olundu" demiştir.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1905

Humeyd b. Abdurrahman'nın Muaviye b. Ebu Sufyan'dan (r.a.) naklettiğine göre kendileri Muaviye b. Ebu Sufyan'ı Medine'deki hitabında, yani Muaviye bir aşure günü Medine'ye gelip halka hitabında şöyle derken işitmiştir:
Ey Medineliler! Hani alimleriniz? (Biliniz ki) ben Resulüllahdan (a.s.) işittim, (bu gün için) şöyle buyuruyordu: "Bu gün aşure günüdür. Aşure günü oruç tutmayı Allah size farz kılmamıştır. Halbuki ben oruçluyum. Sizlerden her kim bu orucu tutmak isterse tutsun; tutmak istemeyen de tutmasın" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1909

İbn Abbas (r.a.) şöyle nakletmiştir:
Resulüllah (a.s.) Medine'ye geldiğinde Yahudiler aşure günü oruç tutuyorlardı. Yahudilere bu orucun mahiyeti sorulduğunda, onlar: "Böyle bir günde Allah Musa'yı ve İsrail oğullarını Firavun'a karşı galip kılmıştır. Biz de o günü tazim maksadıyla oruç tutuyoruz" dediler. Bunun üzerine Hz. Peygamber (a.s.): "Biz Musa'ya sizden daha yakın ve evlayız" buyurarak o gün de oruç tutulmasını emretti.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1910

Ebu Musa (r.a.) şöyle anlatır:
Aşure günü Yahudilerin, tazim ettikleri ve bayram edindikleri bir gündü. Resulüllah (a.s.): "O gün sizler de oruç tutunuz," buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1912

İbn Abbas şöyle anlatmaktadır:
İbn Abbas (r.a.) kendisine aşure günü orucu sorulduğunda: "Resulüllah'ın (a.s.) bu günden başka, faziletinin bütün günleri içermesini talep ederek oruç tuttuğu bir gün ve bu aydan yani Ramazandan başka faziletinin bütün ayları içermesini talep ederek oruç tuttuğu başka bir ay bilmiyorum" demiştir.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1914

Seleme b. Ekva (r.a.) şöyle bildirmiştir:
Resulüllah (a.s.) aşure günü Eslem kabilesinden bir kimseyi gönderip insanlar arasında şunu ilan etmesini emretmiştir: "Birşey yememiş olan oruç tutsun. Yemiş olan ise artık orucunu geceye kadar devam ettirsin!"
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1918

Rubey bt. Muavviz b. Afrâ (r.ah.) şöyle haber vermiştir:
Resulüllah (a.s.) Medine etrafındaki Ensar köylerine aşure günü kuşluk zamanı şu haberi gönderdi: "Her kim oruçlu olarak sabaha ulaştı ise artık orucunu tamamlasın. Kim de bir şey yiyerek sabahladı ise gününün geri kalan kısmını yemek yemeyerek tamamlasın!" Rubey sözlerine şöyle devam etmiştir: Biz bundan sonra aşure orucunu tutar, bütün çocuklarımıza da tutturur ve onlarla mescide giderdik. Oruçlu çocuklarımıza boyalı yünden oyuncak düzerdik de onlardan biri yemek diye ağlarsa iftar vakti erişinceye kadar ona bu oyuncağı verip eğlendirirdik.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1919

Ömer b. Hattab (r.a.) şöyle nakletmiştir:
Resulüllah (a.s.) sizi şu iki günde oruç tutmaktan nehyetti: Birisi orucu tamamladığınız Ramazan Bayram'ı günüdür, diğeride kurbanınızın etinden yediğiniz Kurban Bayram'ı günüdür.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1920

Ebu Saîd Hudrî (r.a.)
Hz. Peygamber'den (a.s.) şöyle işittiğini haber vermiştir: "İki günde oruç tutmak sahih olmaz: Kurban bayramı günü ile Ramazan Bayramı günü."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1922

İbn Ömer'in (r.a.) rivayetinde anlatıldığına göre:
Bir kimse İbn Ömer'e gelip: Bir gün oruç tutmayı adadım. Ancak bu nezrettiğim gün de Kurban Bayramı yahut Ramazan Bayramı gününe isabet etti (nasıl yapayım?) diye sordu. İbn Ömer "Yüce Allah nezri yerine getirmeyi emir buyurdu. Resulüllah (a.s.) ise bu (bayram) gününün orucundan nehyetti" demiştir.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1924

Cabir b. Abdullah'ın (r.a.) şöyle söylediğini
Muhammed b. Abbad haber vermiştir: Cabir b. Abdullah (r.a.), Kâbe'yi tavaf etmekte iken kendisine, Resulüllah (a.s.) Cuma günü oruç tutmaktan nehyetti mi? diye sordum. Cevaben: "Şu Beyt'in sahibine yemin olsun ki, evet nehyetti" demiştir.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1928

Ebu Hureyre'nin (r.a.) bildirdiğine göre:
Allah Resulü (a.s.): "Sizden biriniz Cuma'dan bir gün önce veya bir gün sonra oruç tutmadıkça sakın yalnızca Cuma günü oruç tutmasın" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1929

Seleme b. Ekva (r.a.) şöyle haber vermiştir:
...oruç tutmaya güçleri yetmeyenlere bir fakir doyumu kadar fidye gerekir...ayeti nazil olduğunda, oruç tutmayıp da fidye vermek isteyenler, oruç tutmayıp fidye verdiler. Bundan sonraki ayet nazil olunca o ayet fidye vermeyi, eda ve kazaya gücü yetmeyenlere tahsis etti.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1931

Hz. Aişe (r.ah.) şöyle rivayet etmiştir:
" (Bazen) üzerimde Ramazandan oruç borcu kalırdı da, Resulüllah (a.s.) ile meşgul olup ilgilenmekten dolayı bu orucu Şaban ayından başka bir ayda yerine getirmem mümkün olmazdı."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1933

Hz. Aişe'nin (r.ah.) haber verdiğine göre:
Hz. Peygamber (a.s.): "Kimin üzerinde oruç borcu olduğu halde ölürse, o ölünün velisi, ölen kimse yerine oruç tutabilir" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1935

İbn Abbas (r.a.) şöyle haber vermiştir:
Resulüllah'a (a.s.) bir kadın gelerek: "Annem, üzerinde bir ay oruç borcu olduğu halde öldü" dedi. Resulüllah (a.s.) ona: "Eğer annenin üzerinde herhangi bir borç bulunsaydı sen o borcu öder miydin?" diye sordu. Kadın: "Evet" deyince Allah Resulü (a.s.): "Öyle ise Allah'a olan borç başka borçlardan daha ziyade ödenmeğe layıktır" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1936

Ebu Hureyre'nin (r.a.) haber verdiğine göre:
Resulüllah (a.s.): "Herhangi biriniz (bilhassa) oruçlu bulunduğu gün artık kötü söz söylemesin ve cahilliğe kapılmasın. Eğer bir kimse kendisi ile dövüşür yahut söverse derhal; ben oruçluyum, ben oruçluyum, desin" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1941

Sehl b. Sa'd'ın (r.a.) naklettiğine göre:
Hz. Peygamber (a.s.) şöyle buyurmuştur: "Cennette Reyyan denilen bir kapı vardır. Bu kapıdan Kıyamet gününde yalnız oruç tutanlar girer. Onlarla beraber başka hiçbir kimse giremez. (Kıyamet gününde) oruçlular nerede? diye çağrılır. Oruç tutanlar kalkıp o kapıdan girerler. Oruçluların sonuncusu bu kapıdan içeri girdiği zaman kapı kapatılır, artık ondan içeriye hiç kimse giremez."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1947

Ebu Saîd Hudrî'nin (r.a.) haber verdiğine göre:
Resulüllah (a.s.) şöyle buyurmuştur: "Herhangi bir kul Allah rızası için bir gün oruç tutarsa, bundan dolayı şüphesiz Allah o kulun yüzünü ateşten yetmiş sonbahar (yetmiş yıl) kadar uzaklaştırır."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1948

Ebu Hureyre'nin (r.a.) rivayet ettiğine göre:
Resulüllah (a.s.): "Kim oruçlu iken unutup yer, içerse orucunu (bozmayıp) tamamlasın. Çünkü ona ancak Allah yedirmiş ve içirmiştir" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1952

İbn Abbas (r.a.) şöyle nakletmiştir:
Resulüllah (a.s.) Ramazandan başka hiç bir ayda tam olarak oruç tutmamıştır. Allah Resulü diğer aylarda oruç tuttuğu zaman onu gören birisi: Hayır yemin olsun, Resulüllah bu ay hiç iftar etmiyor diyecek kadar oruç tutardı. Oruç tutmadığı zamanda da onu gören birisi: Hayır yemin olsun, Resulüllah bu ay hiç oruç tutmuyor diyecek derecede oruç tutmazdı.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1959

Enes (r.a.) şöyle nakletmiştir:
Resulüllah (a.s.) bazen, "O artık hep oruçludur, O hep oruçludur" denilinceye kadar oruç tutar, bazen de "O artık hiç oruç tutmamıştır, O hiç oruç tutmuyor" denilinceye kadar oruç tutmazdı.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1961

Abdullah b. Amr b. As (r.a.) şöyle anlatır:
Abdullah'ın: "Ben hayatta bulunduğum müddetçe geceleyin namaz kılacağım, gündüzleyin de oruç tutacağım" diye yemin ettiği Resulüllah'a haber verildiğinde, Allah Resulü (a.s.): "Gerçekten sen böyle mi söylüyorsun?" dedi. Ben de kendisine: "Evet böyle söyledim Ey Allah'ın Resulü!" dedim. Resulüllah: "Sen bu ağır ibadeti yerine getiremezsin. Sen bazen oruç tut, bazen ye, bazen uyu, bazen namaz kıl. Her aydan üç gün oruç tut. Her iyiliğe onun on misli mükâfat vardır. Kim bir iyilikle gelirse işte ona bunun on katı vardır. Bu, her ayın üç gün orucu bütün sene oruç gibidir" buyurdu. Ben bundan daha fazlasına muktedir olurum, dedim. Öyle ise bir gün oruç tut, iki gün ye, buyurdu. Ben bundan daha fazlasına muktedir olurum ya Resulüllah dedim. Öyle ise; bir gün oruç tut, bir gün tutma. İşte bu Davud'un (a.s.) orucudur. Bu, oruç tutmanın en âdil olanıdır, buyurdu. Ben bundan daha fazlasına muktedir olurum, dedim. Resulüllah (a.s.): "Bundan daha faziletli oruç yoktur" buyurdu. Abdullah b. Amr (ihtiyarlayıp da taahhüt ettiği ibadeti yerine getirmekten aciz kalınca): "Resulüllah'ın söylediği her ayda üç gün oruç tutmayı kabul etmiş olsaydım, bana hiç şüphesiz ehlim ve malımdan daha sevimli olacaktı," diye hayıflanmıştır.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1962

İmran b. Huseyn (r.a.) şöyle haber vermiştir:
Allah Resulü (a.s.), ona (veya bir başkasına): "Şaban ayının ortalarında oruç tuttun mu?" diye sormuştur. O, hayır tutmadım, deyince. Resulüllah: "Ramazandan sonra iki gün oruç tut" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1979

İbn Ömer (r.a.) şöyle nakletmiştir:
Sahabelerden bazı kimselere, rüyalarında, Kadir gecesinin, (Ramazan'ın) son yedi günü içinde olduğu gösterildi. Resulüllah (a.s.) onlara: "Görüyorum ki rüyalarınız Ramazanın son yedi günü hakkında biribirine uygun düşmüştür. Artık kim Kadir gecesini aramaya kalkışırsa, onu Ramazan'ın son yedisinde arasın" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1985

Ebu Saîd Hudrî (r.a.) şöyle anlatır:
Resulüllah (a.s.) Mescitte Ramazan ayının ortasındaki on günde itikâf ediyordu. Yirminci gece dolup Peygamber yirmi birinci geceyi karşılayacağı zaman eve dönerdi. Kendisi ile beraber itikâf edenler de dönerlerdi. Sonra kendisi bir ayda ikamet etti de, bu ayda iken, içinde evine dönmekte olduğu o gecede de itikâf etti. Muteakiben halka bir hutbe irat ederek Allah'ın dilediği bazı şeyleri onlara şöyle emretti: "Ben şu on günde itikâf ediyordum. Sonra bana şu son on günde itikâf etmem zahir oldu. Benimle beraber itikâf etmiş olan, kendi itikâf yerinde gecelesin. Ben, bu geceyi muhakkak görmüştüm, fakat o bana unutturuldu. Siz onu (Kadir gecesi) son ondaki her tek gecede arayın. Ben kendimi bir su ve bir çamur içinde secde ederken gördüm." Ebu Saîd Hudrî sözlerine devamla: Biz yirmi birinci gecede yağmura tutulduk. Hatta Mescidin çatısı Resulüllah'ın namaz kıldığı yere aktı. Ben, sabah namazından dönerken Resulüllah'a baktığımda, yüzü yağmur çamur içerisinde idi.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1993

Hz. Aişe'nin (r.ah.) naklettiğine göre:
Resulüllah (a.s.): "Kadir gecesini Ramazanın son on günü içinde arayınız" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1998

15/6/2007

ZEKÂT



Ebu Saîd Hudrî'nin (r.a.) haber verdiğine göre:
Hz. Peygamber (a.s.) şöyle buyurmuştur: "Beş vesk miktarının aşağısında zekât yoktur. En aşağı üçer yaşında beş deveden aşağısında da zekât yoktur. Yine beş ukıyye (yani iki yüz dirhem) den az miktar (gümüş) da da zekât yoktur."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1625

Ebu Hureyre'nin (r.a.) bildirdiğine göre:
Resulüllah (a.s.): "Müslüman kimse üzerine, hizmetçisi ve atından dolayı zekât yoktur" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1631

Ebu Hureyre (r.a.) şöyle haber vermiştir:
Resulüllah (a.s.) Ömer'i (r.a.) zekât toplaması için gönderdi. (Ancak) İbn Cemil, Halid b. Velid ve Resulüllah'ın amcası Abbas'ın, zekât vermedikleri (Ömer tarafından Peygamber'e) iletildi. Bunun üzerine Resulüllah (a.s.) şöyle buyurdu: "İbn Cemil zekât vermekten nasıl geri durabilir ki? O fakir iken Allah onu zengin kılmıştır. Halid'e gelince, siz (Halid'den zekât istemekle) ona zulm ediyorsunuz. Halid zırhlarını ve bütün harp aletleri ve hazırlıklarını Allah yoluna tahsis etmiştir. Abbas'a gelince onun zekâtı (müddetinden önce) bir misli ile beraber (verilmiş olup) bendedir." Sonra Hz. Peygamber: "Ey Ömer! Sen kişinin amcasının, babasının öz kardeşi olduğunu bilmiyor musun?" buyurdu.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1634

İbn Ömer (r.a.) şöyle anlatır:
"Resulüllah (a.s.) Ramazan da fıtır sadakasını müslümanların hür, köle, erkek, kadın her birisi üzerine, hurmadan bir sa' yahut arpadan bir sa' olarak emir buyurdu."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1635

Ebu Saîd Hudrî (r.a.) şöyle haber vermiştir:
Biz fıtır sadakasını her çeşit yiyeceklerden bir sa' olarak ayırırdık: Arpadan bir sa' veya hurmadan bir sa' veyahut ekıt (yağı alınmamış kuru yoğurt) den bir sa' veyahutta kuru üzümden bir sa' olarak.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1640

İbn Ömer'in (r.a.) bildirdiğine göre:
Hz. Peygamber (a.s.); fıtır sadakasının, insanlar Bayram namazına gitmeden önce verilmesini emretmiştir.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1645

Ebu Hureyre'nin (r.a.) naklettiğine göre:
Resulüllah (a.s.) şöyle buyurmuştur: "Altın ve gümüşün zekâtını vermeyenler, Kıyamet günü o altın ve gümüşleri kendileri için ateşten levhalar hâline getirilir; üzerleri Cehennem ateşinde kızdırılır. Sonra bu kızgın levhalarla böğürü, alnı ve sırtı yakılır. Bunlar soğudukça azap için yeniden tekrarlanır. Bu azaplandırma, miktarı ellibin yıl olan bir günde kullar arasındaki haklar ödeninceye kadar devam eder. Neticede o kimse, Cennet veya Cehenneme doğru giden yolunu görür (veya kendisine gösterilir) " Ey Allah'ın Resulü (a.s.)! zekâtı verilmeyen develer ne olacak? diye sorulduğunda, "Kendilerinden zekât hakları ödenmeyen her deve sahibi de (bu hayvanların haklarından birisi de su başlarına geldikleri günde sütlerinin sağılması ve fakirlere ve yolculara içirilmesidir) Kıyamet gününde kendisi o develer için düz ve geniş bir sahaya yatırılır. Olduklarından daha iri halleri ile ve onlardan bir tek deve yavrusu da zayi edilmeksizin hepsi onu ayakları ile çiğnerler, ağızları ile ısırırlar. Deve sürüsünün sonu o kimseye uğrayıp geçince baş tarafı tekrar ona uğratılır. Bu azaplandırma, uzunluğu elli bin sene olan bir gün içinde, kullar arasındaki haklar ödeninceye kadar devam eder. Nihayet o kimseye, ya Cennet veya Cehenneme doğru uzanan yolu gösterilir." Ey Allah'ın Resulü! zekâtı verilmemiş sığır ve davarlar ne olacak? denildi. Allah Resulü (a.s.): "Kendilerinden (zekât) hakları ödenmeyen her sığır ve davar sahibi de, Kıyamet günü onlar için dümdüz bir sahaya yatırılır. Bu hayvanlardan hiçbirini kaybetmeksizin ve içlerinde ne iki boynuzu bükülü, ne boynuzsuz ve ne de içeri giren boynuzu kırılmış bulunmaksızın hepsi boynuzları ile o şahsı toslayacak, ayaklarıyla da çiğneyecektir. Bu sürünün baş tarafı onun üzerinden geçtiğinde sonu tekrar geri döndürülür. Bu azap da miktarı elli bin sene süren bir günde, kullar arasındaki bütün haklar ödeninceye kadar devam eder. Sonunda ya Cennet veya Cehenneme doğru olmak üzere o kula yolu gösterilir." buyurdu. Ey Allah'ın Resulü! Zekâtı verilmemiş atlar ne olacak? denildi. Hz. Peygamber (a.s.): "Atlar üç kısımdır: At bazı kimseler için bir günah, bazısı için ihtiyacına bir perde, bazısı için de sırf hayır ve sevaptır. At, kendisi için günah olana gelince o, atını gösteriş için, övünmek için, İslâm halkına düşmanlık için besler. İşte bu at o kimse için büyük bir vebaldir. At kendi ihtiyacı için bir perde olan kimseye gelince o, atını Allah yolunda bağlar, sonra da gerek hayvanların sırtındaki Allah hakkını (cihat için binmek, bindirmek) gerek muayyen bir Allah hakkı olan zekâtı unutmaz. İşte bu da o kimse için perdedir. At, kendisine hayır ve sevap olan kimseye gelince o, atını müslümanlar lehine Allah yolunda cihat maksadıyle bağlamıştır. Atı da bol otlu geniş bir sahada veya çayırda beslenirse atın bu bol otlu sahadan veya çayırdan yediği herbir şeyin sayısınca sahibi için muhakkak birçok güzellikler, iyilikler yazılır. Atın gübreleri ve bevilleri sayısınca da sahibi için haseneler yazılır. Hele bir de atın ipi kopsa da şahlanarak bir veya iki yüksek yere (yahut bir veya iki mil mesafeye) kadar raks edip neşe ile koşsa, yerde tırnaklarının bıraktığı izleri ve gübreleri sayısınca Allah sahibine iyilikler yazar. Bir de hayvan (bu arada) bir nehre uğrayıp da ondan içerse, sahibi sulamak istememiş olsa bile Allah o kimse için atının içtiği su damlası sayısınca iyilik yazacaktır." Ey Allah'ın Resulü! Eşekler (deki hüküm) nasıldır? denildi. Resulüllah: "Eşekler hakkında bana bir şey indirilmiş değildir. Ancak bana her hükmü cami, nadir bir vecize olan şu: Her kim zerre miktarı hayır yapmışsa onu görür. Her kim de zerre miktarı bir şer işlemişse onun karşılığını görürayetleri indirilmiştir" buyurdu.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1647

Ebu Zerr (r.a.) şöyle nakletmiştir:
Bir defasında Peygamber'in (a.s.) yanına vardığımda, kendisi Kâbe'nin gölgesinde oturmaktaydı. Beni görünce: "Kâbe'nin Rabbine yemin ederim ki muhakkak onlar çok büyük hüsranda (zararda) dırlar!" dedi. Nihayet ben oturdum, fakat oturmada karar ve sebat kılamadım, kalkıp: Ey Allah'ın Resulü! Babam ve annem sana feda olsun. Bu büyük ziyanda olanlar kimlerdir? diye sordum. Resulüllah (a.s.) şöyle buyurdu: "Onlar malları çok olan zenginlerdir. Ancak bunlardan şöyle, şöyle, şöyle verenler müstesnadır. (Bunu önündeki, arkasındaki, sağındaki ve solundaki fakirlere ve hayır yerlerine verişi işaret ederek söyledi). Onlar ne kadar da azdır! zekâtlarını ödemeyen deve, sığır ve davar sahibi herkese Kıyamet gününde bu hayvanlar, olduklarından daha iri ve daha semiz olarak gelecekler. Boynuzları ile sahiblerini toslayacak ve sert ayaklarıyla da çiğneyeceklerdir. Bütün insanlar arasında hüküm verilinceye kadar o sürülerin sonu geldikçe tekrar döndürülecektir."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1652

Ebu Hureyre'nin (r.a.) rivayetine göre:
Hz. Peygamber (a.s.): "Uhud dağı kadar altınım olsa, üçüncü gece gelirken, (henüz vaadesi dolmamış veya alacaklısı gelmemiş olan) üzerimdeki bir borç için muhafaza ettiğim dinar hariç, ondan yanımda bir dinarın dahi kalması beni sevindirmez" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1653

Ebu Zer'in (r.a.) rivayetinde
Ahnef b. Kays şöyle anlatır: Medine'ye geldim. İçlerinde Kureyş ileri gelenlerinden bir cemaatin bulunduğu bir halkada otururken kaba elbiseli, sert vücutlu ve sert çehreli bir adam çıkageldi. Cemaatin yanında durup: "Altın ve gümüşleri biriktirip infak etmeyenlere, üzeri Cehennem ateşinde kızdırılmış taşları haber veriyorum. Bu taşlar onlardan her birinin memesi ortasına konulur, iki kürek kemiğinden çıkar. Kürek kemikleri üzerine konulur, memeleri ortasından dışarı çıkar. Böylece kürek kemikleri ile memeleri arasında gider gelir" dedi. Bunun üzerine cemaat başlarını önlerine indirdiler. Bunlardan kimsenin onlara cevap verdiğini görmedim. Sonra o kimse geri dönüp gitti. Ben de onun arkasından gittim. Nihayet o bir direğin yanına oturdu ona: "Ben bu insanların, senin söylediğin sözlerden hoşlanmadıklarını sanıyorum" dedim. O cevaben: "Bunlar hiçbir şeyi akıl etmiyorlar." Dostum Ebu'l-Kasım (a.s.) beni çağırdı. Ben de ona icabet ettim. "Uhud'u görüyor musun?" dedi. Kendisinin bir ihtiyacı için beni oraya göndereceğini zannederek, gündüzden ne kadar zaman kaldı diye Güneşe baktım ve evet Uhud'u görüyorum, dedim. Bunun üzerine Allah Resulü (a.s.): "Uhud dağı kadar altınım olup, üç dinar hariç, bunun hepsini infak etmek isterim" buyurdu. Sonra, bu insanlar Dünya malı topluyorlar başka bir şey düşünmüyorlar! Ahnef devamla ona, seninle bu Kureyş'li kardeşlerinin arasında ne var ki, onların yanına gelmiyor ve onlardan birşey istemiyorsun? dedim. Allah'a yemin ederim ki Allah ve Resulüne kavuşuncaya kadar ben onlardan hiç bir Dünya malı istemem ve onlara dinden birşey de sormam, dedi.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1656

Ebu Hureyre'nin (r.a.) haber verdiğine göre:
Hz. Peygamber (a.s.): "Yüce Allah: Ey Adem oğlu! İnfak et ki ben de sana infak edeyim" İbn Nümeyr'in rivayetinde: "Allah kerem sahibidir. O, son derece cömerttir. Onu gece gündüz hiçbir şey eksiltmez" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1658

Cabir (r.a.) şöyle haber vermiştir:
Uzre oğullarından bir kişi kölesine, kendisi öldükten sonra azat olup hürriyetine kavuşacağını söyledi. Bu haber Resulüllah'a ulaştığında ona: "Senin bundan başka bir malın var mı? diye sordu. O: Hayır, dedi. Resulüllah köleyi ondan alıp: Bunu benden kim satın alır?" dedi. Bunun üzerine Nuaym b. Abdullah Adevi o köleyi sekiz yüz dirhem karşılığında satın aldı. Sonrada bu bedeli Resulüllah'a getirdi. Hz. Peygamber de bu parayı, Uzre oğullarından olan o zata vererek şunları söyledi: "Önce kendinden başlayıp, şahsi ihtiyaçlarını gider. Geriye bir şey kalırsa bunu ev halkın için sarf et. Bundan da bir şey artarsa bunu da akraba ve hısımlarına sarf eyle. Bunlardan birşey artarsa onu da şöyle şöyle sadaka yap." Son kısımla ilgili olarak, önündeki, sağındaki ve solundaki ihtiyaç sahiblerine diye işaret ediyordu.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1663

Enes b. Malik (r.a.) şöyle anlatır:
Ebu Talha, Medine'de Ensar'ın en zenginlerinden birisi idi. Ona mallarının en sevimlisi ise, Beyraha denilen bahçesiydi. Bu bahçe, Mescidin karşısında idi. Resulüllah (a.s.) oraya girer ve onun içindeki güzel sudan içerdi. Enes sözlerine devamla: Sevdiğiniz şeylerden (Allah yolunda) harcamadıkça asla iyiliğe erişemezsiniz her ne infak ederseniz süphesiz Allah onu bilirayeti nazil olunca Ebu Talha kalkıp Resulüllah'a geldi ve Allah kitabında: Sevdiğiniz şeylerden (Allah yolunda) harcamadıkça asla iyiliğe erişemezsiniz...buyuruyor. Mallarımın bana en sevimlisi Beyraha'dır. O, Allah için bir sadakadır. Bu sadakanın hayrını ve Allah indinde onun tükenmez bir Ahiret azığı olmasını umarım. Ey Allah'ın Resulü! bu bahçemi istediğin gibi sarf edebilirsin, dedi. Hz. Peygamber: "Bu büyük bir şey! bu, sahibine kazanç veren bir maldır, bu sahibine kazanç getiren bir maldır. O bahçe hakkında söylediğini işittim. Ben bu bahçeyi akrabalarına tasadduk ve tahsis etmeni uygun buluyorum" dedi. Bunun üzerine Ebu Talha onu akrabaları ve amca oğulları arasında taksim etti.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1664

Meymune bt. Haris'in (r.ah.) rivayet ettiğine göre:
Kendisi, Resulüllah (a.s.) zamanında sahip olduğu bir cariyeyi azat etmişti. Bu durumu Hz. Peygamber'e bildirdiğinde Allah Resulü (a.s.): "Şayet bu cariyeyi dayılarına hediye etseydin daha fazla sevap kazanırdın" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1666

Zeyneb'in (r.ah.) bildirdiğine göre:
Resulü (a.s.): "Ey kadınlar topluluğu, kendi ziynet eşyalarınızdan da olsa sadaka veriniz" buyurdu. Bunun üzerine ben Abdullah'ın (r.a.) yanına dönüp: Sen fakir bir kişisin Resulüllah ise bize sadaka vermemizi emir buyurdu. Sen Peygamber'e git ve ondan şunu sor: Kocama ve ilgililerime infak etmem benden sadaka yerine geçer ve kâfi gelir mi? Yoksa sadakalarımı sizden başkalarına mı vereyim? dedim. Abdullah bana, Resulüllah'a sen git ve bunu sor, dedi. Bunun üzerine ben gittim. Resulüllah'ın kapısında Ensar'dan bir kadını (bekler) gördüm. Onun meselesi de benimki gibiydi. Resulüllah kendisine Allah tarafından bir heybet verilmişti de (herhangi bir kimse yanına girmeye cesaret edemezdi). Derken yanımıza Bilâl geldi, biz ona: Resulüllah'a git ve ona haber ver ki; kapıda iki kadın var sizden; kocalarına ve himayelerinde bulunan yetimlere sadaka verip infak etmeleri, kendilerinden sadaka yerine geçer mi? diye soruyorlar de. Fakat bizim kimler olduğumuzu ona haber verme dedik. Bilâl, Resulüllah'ın yanına girip bu hususu ondan sordu. Resulüllah Bilâl'e: "Kim onlar?" dedi. Bilâl de: "Ensar'dan bir kadın ile Zeynep" dedi. Resulüllah: "Zeynep'lerin hangisidir?" diye sordu. Bilâl: "Abdullah'ın hanımıdır." dedi. Bunun üzerine Resulüllah (a.s.) ona: "Evet, bunlardan her birinin sadakası için iki sevap vardır: Biri akrabalık (sılayı rahim) ecri, öbürü de sadaka sevabı" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1667

Ümmü Seleme (r.ah.) şöyle anlatır:
"Bir kere ben, Ey Allah'ın Resulü! (ölen eşim) Ebu Seleme'nin oğullarına infak ettiğimden dolayı bana bir sevap var mıdır? Ben onlara infak ediyorum. Onları şöyle şöyle muhtaçlar hâlinde terk etmiyorum. Onlar benim de çocuklarımdır?" diye sordum. Resulüllah (a.s.): "Evet, onlara yaptığın infak sebebiyle sana sevap vardır" buyurdu.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1668

Ebu Mesûd Bedri'nin (r.a.) naklettiğine göre:
Hz. Peygamber (a.s.): "Bir Müslüman kendi ev halkına Allah'ın rızasını kastederek herhangi bir infak (zaruri ihtiyaçlarını temin için harcama) yapsa bu harcama o kimse için bir sadaka olur." buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1669

Esma bt. Ebu Bekr (r.ah.)
"Ey Allah'ın Resulü! Annem (bir müşrik kadın olduğu halde) bana geldi. Bana sokulmak ve mukabele görmek istiyor. Anneme yakınlık gösterip yardımcı olabilir miyim?" diye sordum. Resulüllah (a.s.) cevaben: "Evet." buyurdu.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1670

Hz. Aişe (r.ah.) şöyle anlatır:
Bir kimse Peygamber'e (a.s.) gelerek: "Ey Allah'ın Resulü annem aniden vasiyet edemeden vefat etti. Öyle zannediyorum ki, annem fırsat bulsaydı tasadduk (edilmesini vasiyet) ederdi. Şimdi ben onun adına sadaka versem, annem sevabına nail olur mu?" diye sordu. Bunun üzerine Resulüllah (a.s.): "Evet" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1672

Ebu Musa'nın (r.a.) rivayetine göre:
Peygamber (a.s.): "Her müslüman üzerine sadaka vermek gereklidir." buyurdu. Orada bulunanlar tarafından: "Ey Allah'ın Resulü! Eğer sadaka verecek bir şey bulamazsa ne yapar?" denildiğinde, Allah Resulü (a.s.): "Çalışır (yani çalışsın)! Elinin emeği ile kazandığını hem kendisi harcar hem de sadaka verir" buyurmuştur. "Çalışmaya gücü yetmezse ne yapar?" denildiğinde: "Yardıma muhtaç zor durumda kalan kimseye yardım eder" buyurmuştur. Böyle bir yardıma da gücü yetmezse ne buyurursunuz? denildiğinde: "İyilik ile veya hayır ile emreder" buyurmuştur. Bunu da yapmaya kudreti yoksa ne dersiniz?. Bunun üzerine Allah Resulü (a.s.): "Kötülüklerden uzak durur, bu da onun için bir sadakadır" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1676

Ebu Hureyre'nin (r.a.) rivayetine göre:
Allah Resulü (a.s.) şöyle buyurmuştur: "Bütün insanların, her gün beden azalarındaki eklemlerin bahşettiği menfaatlara karşı Allah'a şükretmesi (kendisine bir borç ve) önemli bir sadakadır. İki (dargın) kimsenin arasını bulmak bir sadakadır. Hayvanına binmek veya yükünü yüklemek istiyen kimseye yardım edip hayvanına bindirmek yahut eşyasını yüklemek de pek ala bir sadakadır. Güzel söz de bir sadakadır. Namaza gitmek (tavaf, ibadet, cenazeyi teşyi, ilim talebi gibi her hayır) için atılan her adım da bir sadakadır. Yoldan gelip geçene eza veren şeyleri gidermek de makbul bir sadakadır."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1677

Ebu Hureyre'nin (r.a.) haber verdiğine göre:
Allah Resulü (a.s.): "Kulların kendisinde sabaha erdiği her bir günde muhakkak iki melek iner. Bunların birisi: Ey Allah'ım! Malından infak edene bir bedel ver, diye dua eder. Diğeri de: Ey Allah'ım! (Malı) tutucu olana da telef ver, diye beddua eder" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1678

Harise b. Vehb'in (r.a.) Resulüllah'tan (a.s.) işittiğine göre:
Allah Resulü (a.s.) şöyle buyurmuştur: "Sadaka veriniz. Çünkü öyle bir zaman yaklaşıyor ki, onda kişi sadakası ile dolaşır da kendisine sadaka verilmek istenen her insan: Bu sadakayı dün getirseydin, muhakkak ben onu kabul ederdim. Fakat, bu gün benim için bu sadakaya ihtiyaç yoktur, der. Ve neticede sadakayı kabul edecek bir kimse bulunamaz."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1679

Ebu Musa'nın (r.a.) bildirdiğine göre:
Hz. Peygamber (a.s.) şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz, öyle bir zaman gelecek ki, o sırada kişi altın sadakasıyle (köşe bucak) dolaşacak da elindeki sadakasını verebilecek bir (fakir) kimse bulamayacak. Yine o sırada (harp nedeniyle) erkeklerin azlığından ve kadınların çokluğundan dolayı (himayesiz) kırk kadının bir erkeğin himayesine sığındıkları görülecektir."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1680

Ebu Hureyre'nin (r.a.) naklettiğine göre:
Resulüllah (a.s.) şöyle buyurmuştur: "Mal-mülk çoğalıp (her yer) dolup taşmadıkça Kıyamet kopmaz. Hatta o sırada insan malının zekâtını (vermek için) ayırıp bir tarafa koyarda, kendisinden bu zekâtını kabul edecek hiçbir kimse bulamaz. Hatta yine o vakit Arap arazileri (yani sahralar ve meralar) bahçelikler ve nehirlere (mamureler hâline) döner."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1681

Ebu Hureyre'nin (r.a.) bildirdiğine göre:
Hz. Peygamber (a.s.): "Her kim helal kazancından bir sadaka verirse (ki, Allah helal maldan başkasını kabul etmez) Rahman onu muhakkak sağ eli ile kabul eder. Bu sadaka bir tek hurma da olsa, birinizin sütten henüz kesilmiş tayını, deve yavrusunu bakıp büyütmesi gibi o bir tek hurma Rahman'ın avucunda dağdan daha büyük oluncaya kadar büyür" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1684

Adiy b. Hatim'in (r.a.) Resulüllah'tan (a.s.) işittiğine göre:
Allah Resulü (a.s.): "Sizden her kim, bir hurmanın yarısı ile de olsa kendini ateşten korumaya gücü yeterse bunu yapsın."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1687

Ebu Mesûd (r.a.) şöyle anlatır:
Sadaka vermekle emrolunduğumuzda, biz de (çarşıda) sırtlarımızla yük taşırdık (bu kazancımızdan sadaka verip sevaba iştirak ederdik). Ebu Akil, yarım Sa' (yani 520 dirhem) sadaka verdi. Bir diğer şahıs bundan biraz daha fazla bir şey getirdi. Bunun üzerine münafıklar: Şüphesiz Allah şu adamın sadakasından müstağnidir. Bir diğeri de, şu, getirdiğini sırf gösteriş için sadaka vermiştir, diye laf ettiler. İşte bunun üzerine şu ayet nazil oldu: Sadakalar hususunda, müminlerden gönüllü verenleri ve güçlerinin yettiğinden başkasını bulamayanları çekiştirip onlarla alay edenler var ya.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1692

Ebu Hureyre (r.a.)
Hz. Peygamber'in (a.s.) şöyle buyurduğunu haber vermiştir: "Bakın! Bir kimse sabahleyin bir kap, akşamleyin bir kap süt veren sağmal bir deveyi, bir süre için faydalanıp sonra iade edilmek üzere bir ev halkına ariyyeten (emanet) hediye ederse meniha denilen bu hediyenin sevabı muhakkak çok büyüktür."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1693

Ebu Hureyre'nin (r.a.) naklettiğine göre:
Hz. Peygamber (a.s.) bir takım huyları söyleyip bunlardan nehyettikten sonra şöyle buyurmuştur: "Sağmal bir hayvanı bir süre için faydalanıp tekrar iade edilmek üzere ariyyeten hediye eden kimse, o hayvanın sabahki sağımından bir sadaka akşamki sağımından da diğer bir sadaka vermiş olur."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1694

Ebu Hureyre'nin (r.a.) naklettiğine göre:
Hz. Peygamber (a.s.): "İnfak eden ve sadaka veren kimsenin misali, üzerinde memelerinin yanından köprücük kemiklerine kadar (vücudlarını kaplayan) demirden iki cübbe veya iki zırh bulunan kimsenin benzeri gibidir. İnfak eden (Diğer ravi; sadaka verici dedi) sadaka vermek istediğinde zırhı onun bedeni üzerinde genişler, yahut uzar. Cimri olan sarf etmek istediğinde zırhı üzerinde büzülür ve her bir halka kendi yerini alır. Ebu Hureyre devamla: Nihayet o kimsenin parmak uçlarını kaplar ve izlerini yok eder" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1695

Ebu Hureyre'nin (r.a.) haber verdiğine göre:
Hz. Peygamber (a.s.) şöyle buyurmuştur: " (İsrail oğullarından) bir kimse, bu gece bir sadaka vereceğim diye nezretti. Sonra, evinden çıkıp sadakasını tesadüfen zinakar bir kadına verdi. Sabah olunca halk: Bu gece zina eden bir kadına sadaka verilmiş (bu caiz olmaz) diye söylenmeye koyuldular. Sadakayı veren (bundan müteessir olmayarak): "Ey Allahım! Bir zinakar kadına sadaka verdiğimden dolayı da sana hamd olsun dedi ve elbette sadaka vereceğim diye yemin etti. Daha sonra, sadakası ile çıktığında bu defa da yine bilmeyerek sadakasını bir zengine verdi. Sabahleyin halk; bir zengine sadaka verilmiş (olur şey değil?) diye söze koyuldular. Sadaka veren kimse hiç aldırmayarak: Ey Allahım! Bir zengine verdiğimden dolayı da hamd sanadır, dedi ve muhakkak sadaka vereceğim diye yemin etti. Sonra sadakası ile çıktı, ancak bu defada sadakasını bir hırsızın eline koymuştur. Sabah olunca halk yine; bir hırsıza sadaka verilmiş, diye dedi-kodu ettiler. Sadaka veren zat: Ey Allahım! Bir fahişeye, bir zengine ve bir hırsıza sadaka verdiğimden dolayı da sana hamd ediyorum. (sadakalarımı onlara hep senin iradenle verdim) dedi. Sonra bu kimse rüyasında şöyle müjdelendi: "Sadakaların kabul edilmiştir. Fahişeye verdiğin sadakaya gelince belki o fahişe kadın bu sadaka sebebiyle zinasından vaz geçip iffetli bir hayata döner. Zengin ise ümit edilir ki, aldığı sadakadan ibret alıp uyanır da Allah'ın kendisine ihsan ettiği servetten fakirlere vermeye başlar. Hırsıza gelince, umulur ki o da bu sadaka sebebiyle fenalıktan vaz geçerek temiz bir hayata kavuşur."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1698

Ebu Musa'nın (r.a.) rivayetine göre:
Hz. Peygamber (a.s.): "Mal sahibinin emrini tam olarak ve derhal gönül hoşluğu ile yerine getiren ve emredilen sadakayı istenilen kimseye veren müslüman, emniyetli iş vekili, sadaka veren iki hayır sahibinden birisidir" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1699

Hz. Aişe'nin (r.ah.) rivayetine göre:
(a.s.) şöyle buyurmuştur: "Ev kadını, evinin yiyeceklerinden israf etmeksizin (örfe göre ailesine, komşularına ve konuklarına) ikram ettiğinde, infak etmesi sebebiyle kendisi de sevap kazanır. Bu malı kazandığı için kocasının, muhafaza edip baktığından dolayı haznedarın da o kadar sevapları vardır. Bunlardan bir kısmının sevabı, diğerlerinin sevabından hiçbir şey eksiltmez."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1700

Ebu Hureyre'nin (r.a.) rivayet ettiğine göre:
Allah Resulü (a.s.): "Kocası varken, kadın onun iznini almadıkça nafile oruç tutmasın. Yine kocasının izni olmaksızın, hiç kimsenin eve girmesine izin vermesin. Kocasının kazancından onun emri olmadan her ne infak ederse bu infak sevabının yarısı kocasına aittir" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1704

Ebu Hureyre (r.a.)
Hz. Peygamber'in (a.s.) şöyle buyurduğunu nakletmiştir: "Her kim Allah yolunda çift sadaka verirse Cennet kapılarında: Ey Allah'ın kulu! Bu kapı daha hayırlıdır, diye çağrılır. Çok namaz kılan kimse namaz kapısından davet edilir. Cihat ehlinden olan kimse cihat kapısından davet edilir. Çok sadaka verenler de sadaka kapısından davet edilir. Oruç ehlinden olanlar Reyyan kapısından çağrılır." Ebu Bekr Sıddık "Ey Allah'ın Resulü! Bir kimsenin bu kapıların hepsinden davet olunması zor mu? Bir kişi bu kapıların hepsinden çağrılır mı?" diye sordu. Resulüllah (a.s.): "Evet, hepsinden çağrılır. Senin o bahtiyarlardan olmanı ümit ederim" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1705

Esma bt. Ebu Bekr (r.ah.)
Resulüllah (a.s.) bana: "İnfak et, malını sayıp zabt etme, Allah da sana nimetlerini sayıp esirger" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1708

Ebu Hureyre'nin (r.a.) rivayetine göre:
Hz. Peygamber (a.s.): "Ey müslüman hanımlar! Komşu bir kadın, bir koyun paçası bile olsa komşusunun hediyesini sakın küçük görmesin!" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1711

Ebu Hureyre'nin (r.a.) bildirdiğine göre:
Hz. Peygamber (a.s.) şöyle buyurmuştur: "Yedi sınıf insan vardır ki, Allah onları, hiç bir gölgenin bulunmadığı Kıyamet gününde kendi arşının gölgesi altında gölgelendirecektir. Bunlar: Âdil yönetici, Allah'a ibadet ederek temiz bir hayat içinde serpilip büyüyen genç, gönlü mescitlere bağlı olan kimse, birbirini Allah için seven ve bu muhabbetle birleşip, bu sevgi ile ayrılan iki kişi; Güzel ve ictimai mevkii yüksek bir kadın tarafından davet edilip de kadın kendisini ona arzettiğinde: Ben Allah'tan korkarım, deyebilen kişi, sağ elinin verdiğini sol eli duymayacak derecede gizli sadaka veren kimse, hiç kimsenin görmediği bir yerde, Yüce Allah'ı (lisanen veya kalben) zikr edip göz yaşı döken kimse."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1712

Ebu Hureyre'nin (r.a.) bildirdiğine göre:
Resulüllah'ın (a.s.) huzuruna bir kimse gelerek: Ey Allah'ın Resulü sevap yönünden hangi sadaka daha büyüktür? diye sordu. Bunun üzerine Hz. Peygamber (a.s.): "Senin sıhhatli, son derece mala düşkün, fakirlikten korktuğun, zenginlikten hoşlanır bulunduğun bir durumda verdiğin sadakadır. Can boğaza gelip bu malım filan içindir, şu malım da filan kimse içindir deyinceye ve bunlarda mirasçıların oluncaya kadar sadakanı geriye bırakma!" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1713

Abdullah b. Ömer (r.a.) şöyle haber vermiştir:
Resulüllah (a.s.) bir defa minber üzerinde iken, sadaka ve dilenmekten uzak durmayı zikredip: "Veren el, alan elden hayırlıdır. Çünkü veren el, infak edici, alan el ise isteyici eldir" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1715

Hakim b. Hizam (r.a.)
Hz. Peygamber'in: "Sadakanın en faziletlisi (veya hayırlısı) bir zenginlik üzerinden ayrılıp verilendir. Veren el, alan elden daha hayırlıdır. Sadaka vermeye, nafakası üzerine vacip olan kimse ile başla" buyurduğunu haber vermiştir.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1716

Muaviye'nin (r.a.) Hz. Peygamber'den işittiğine göre:
Allah Resulü (a.s.): "Allah, her kime büyük bir hayır murad ederse, onu din hususunda geniş ve derin bir anlayış sahibi kılar" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1719

Ebu Hureyre'nin (r.a.) rivayetine göre:
Resulüllah (a.s.): "Miskin, şu kapı kapı dolaşmayı sanat edinen, sadaka için halkı dolaşıp halkın da kendisine bir iki lokma, bir iki hurma verdiği dilenci taifesi değildir." buyurdu. Sahabeler: Öyle ise miskin kimdir? Ey Allah'ın Resulü! dediler. Hz. Peygamber: "Miskin, kendini geçindirecek zenginliğe sahip olmayan ve buna rağmen (halk tarafından) zarureti bilinmeyen, kendisi de kalkıp halktan bir şey istemeyen (afif, nezih) kimsedir" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1722

Abdullah b. Ömer'in (r.a.) haber verdiğine göre:
Hz. Peygamber (a.s.): "Sizden bir kısmı dilenmekten asla vaz geçmez. En son Kıyamet gününde bu yüzsüz kimse, yüzünde bir et parçası olmaksızın Allah'a kavuşur!" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1724

Ebu Hureyre'nin (r.a.) Resulüllah'tan (a.s.) işittiğine göre:
Resulü (a.s.): "Yemin olsun ki, sizden birinizin sabahleyin kalkıp sırtıyla odun toplayıp, bununla sadaka vermesi ve insanlardan dilenmemesi, bir kimseye gelip de ondan sadaka istemesinden elbette daha hayırlıdır. Kimbilir o gittiği kimse de ya verir ya vermez. Hiç şüphesiz,veren el, alan elden daha faziletlidir. Sadaka vermeye, nafakası üzerine vacip olanlara ihsan ile başla" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1727

Ömer b. Hattab (r.a.) şöyle anlatır:
Resulüllah (a.s.) arasıra bana Beytül-maldan gazilik bahşişi verirdi. Ben de: Bunu, benden daha muhtaç olan bir fakire verseniz, derdim. Nihayet bir kere daha bir mal bahşişi verdi. Ben yine: Bunu, benden daha muhtaç olan birine veriniz, dedim. Bunun üzerine Resulüllah(a.s.): "Sen bunu al! Sana bu maldan bir şey geldiğinde sen haris olmadığın ve isteyicisi de bulunmadığın halde o malı al. Böyle kendi gelmeyen ve nefsin kendisine temayül ettiği bir malın peşinde de nefsini koşturma" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1731

Ebu Hureyre (r.a.)
Hz. Peygamber'in (a.s.) şöyle buyurduğunu haber vermiştir: "Yaşlı kimsenin gönlü iki şeyi sevmekte daima gençtir: Yaşama ve mal sevgisi."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1734

Enes'in (r.a.) bildirdiğine göre:
Hz. Peygamber: "Adem oğlu ihtiyarlayıp çöker, fakat kendinden iki şey gençleşir: Mala karşı aşırı istek ile yaşama arzusu!" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1736

Enes'in (r.a.) haber verdiğine göre:
Resulüllah (a.s.): "Adem oğlunun iki vadi dolusu malı olsa, üçüncü vadiyi de ister. Adem oğlunun (ihtiras dolu) gönlünü topraktan başka bir şey doldurmaz. Şu kadar ki (ihtirastan) tevbe eden kişinin tevbesini Allah kabul eder" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1737

İbn Abbas'ın (r.a.) Resulüllah'tan (a.s.) işittiğine göre:
Hz. Peygamber: "Adem oğlunun bir vadi dolusu malı olsa, onun bir mislinin daha kendisinin olmasını muhakkak arzu ederdi. Adem oğlunun nefsini topraktan başkası doldurmaz. Allah (ihtirastan) tevbe eden kimsenin tevbesini kabul eder" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1739

Ebu Hureyre'nin (r.a.) rivayet ettiğine göre:
Allah Resulü (a.s.): "Zenginlik, mal çokluğundan değildir. Fakat hakiki zenginlik gönül ve nefis zenginliğidir" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1741

Ebu Saîd Hudrî (r.a.) şöyle haber vermiştir:
Resulüllah (a.s.) ayağa kalkarak insanlara şöyle hitap etti: "Hayır vallahi! Ey insanlar! Ben sizin üzerinize ancak Allah'ın sizlere ihsan edeceği Dünya nimetlerinden korkuyorum." buyurdu. Bunun üzerine bir kimse: Ey Allah'ın Resulü (a.s.) !Hiç hayır, şer getirir mi? diye sordu. Resulüllah (a.s.) bir müddet sükut etti. Sonra cevaben nasıl demiştin? dedi. O da: Ey Allah'ın Resulü! Hiç hayır, şer getirir mi? diye sordum, dedi. Bunun üzerine Resulüllah (a.s.): "Hakiki hayır, hayırdan başka bir şey getirmez. Ama mal hep hayır mı olur? (Bakınız!) Baharın bitireceği her şey (otların hepsi) aşırı derecede yenilip karnı tamamiyle doldurmaktan dolayı öldürür yahut helake yaklaştırır. Lâkin, yeşil ot yiyen böyle değildir. Yeşil otu otluyan hayvan, ölüm tehlikesinden korunmuştur. Bu hayvan o yeşil otu yer, nihayet iki böğrü şişince bahar güneşini karşılar. Kolayca gübresini yahut idrarını çıkarır. Sonra geviş getirir (genişler). Sonra tekrar dönüp bol bol ot yer. Her kim malı haklı yoldan ve haklarını ödeyerek alırsa kendisi için o mal bereketli kılınır. Her kim de haksız olarak bir mal alırsa onun misali, daima yiyen, bir türlü doymayan obur gibidir."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1742

Ebu Saîd Hudrî (r.a.) şöyle haber vermiştir:
Ensar'dan birtakım insanlar Resulüllah'tan (a.s.) bağış istemişlerdi. Resulüllah da bunlara vermişti. Sonra bunlar yine istediler. Resulüllah yine verdi. Nihayet yanındaki mal tükenince: "Sadaka malından yanımda hiçbir şey kalmadı. Sizden kesinlikle bir şey de saklamadım. Her kim istemekten sakınırsa Allah o kimseyi afif kılar. Her kim de halktan dilenmesse Allah onu zengin kılar. Kim sabr ederse Allah ona sabır ihsan eder. Kimseye sabırdan daha hayırlı ve sabırdan daha geniş hiçbir ihsan verilmemiştir."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1745

Ebu Hureyre'nin (r.a.) naklettiğine göre:
Allah Resulü (a.s.) şöyle dua etmiştir: "Ey Allahım! Muhammed ailesine geçinecek kadar rızık ihsan eyle!"
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1747

Enes b. Malik (r.a.) şöyle anlatır:
Ben Resulüllah (a.s.) ile beraber yürüyordum. Üzerinde Necran dokumasından kalınca bir dış elbise (kaftan) vardı. Derken bir bedevi kendisine yetişip sert bir şekilde Peygamber'in elbisesinden çekti. Resulüllah'ın boynuna baktığımda, bu şiddetli çekme sebebiyle elbisenin kenarının orada iz yaptığını gördüm. Bedevi, Resulüllah'a: "Ey Muhammed! Yanında bulunan Allah malından bana bir şey verilmesini emret." dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (a.s.) bedeviye gülerek döndü ve ona bir şeyler bağışlanmasını emretti.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1749

Misver b. Mahreme (r.a.) şöyle nakletmiştir:
Resulüllah (a.s.) sahabelere bir takım kaftanlar (dış elbise) dağıtmıştı da, bunlardan babam Mahreme'ye bir şey vermemişti. Babam Mahreme bana: "Ey oğulcuğum! Haydi beraber Resulüllah'a gidelim" dedi. Babamla beraber gittim. O bana: Eve gir ve Resulüllah'ı bana çağır, dedi. Ben Peygamber'e (a.s.) babamın görüşmek istediğini haber verdim. Resulüllah, omuzlarında bunlardan bir kaftan bulunduğu halde babamın yanına çıktı ve: "Bunu senin için sakladım." buyurdu. Misver (r.a.) sözlerine devamla: "Babam elbiseye sevinçle baktı." Allah Resulü de (a.s.): "Artık Mahreme razı oldu mu?" buyurdu.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1750

Enes b. Malik (r.a.) şöyle haber vermiştir:
Yüce Allah Huneyn harbinde Resulüne fey olarak verdiklerini verdiği vakit, Allah Resulü (a.s.) Kureyş'ten bazı kimselere yüzer deve bağışladı. Ensar'dan bazıları: Allah, Resulüne mağfiret eylesin! O, Kureyş'e veriyor da bizleri bırakıyor. Halbuki kılıçlarımızdan hâlâ Kureyşlilerin kanları damlamaktadır, dediler. Enes b. Malik devamla şöyle dedi: Ensar'ın bu sözü Resulüllah'a duyuruldu. Resulüllah Ensar'a haber gönderip, onları deriden bir çadır içinde topladı. Ensar toplanınca Resulüllah yanlarına geldi ve: "Sizin tarafınızdan söylenmiş olup bana ulaşan bu söz nedir?" Ensar'ın ileri gelenleri: Ey Allah'ın Resulü! Bizim re'y sahibi olanlarımız hiçbir şey söylememişlerdir, dediler. Yalnız yaşları küçük bazı gençlerimiz: Allah, Resulüne mağfiret buyursun. O, Kureyş'e ihsanda bulunuyor da bizleri bırakıyor. Halbuki bizim kılıçlarımızdan hâlâ Kureyş kanı damlıyor, demişler. Bunun üzerine Resulüllah: "Ben, Kureyş'ten henüz küfre yakın bulunan bazı kimselere dünyalık veriyorum ve bununla onların gönüllerini İslâm'a ısındırıyorum. Bu insanlar, aldıkları mallarla evlerine giderlerken, siz de Allah Resulü ile evlerinize dönmekten razı olmuyor musunuz? Allah'a yemin ederim ki, sizin Peygamber'le Medine'ye dönüp gitmeniz, onların ganimet mallarıyla evlerine gitmelerinden şüphesiz çok hayırlıdır" buyurdu. Bunun üzerine Ensar Ey Allah'ın Resulü! Biz seninle Medine'ye gitmeyi tercih ederiz. Bizler buna çoktan razı olmuşuzdur, dediler. Resulüllah: "Emin olunuz ki, benden sonra yakın bir zamanda başkalarının sizlere üstün tutulmasına şahit olacaksınız. Sizler, Allah'a ve Resulüne kavuşuncaya kadar sabrediniz. Ben havz başında olacağım." buyurmuştur. Ensar hep beraber: "Sabırlı olacağız" dediler.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1753

Abdullah b. Zeyd (r.a.) şöyle haber vermiştir:
Resulüllah (a.s.), Huneyn'i feth edip ganimetleri taksim ettiğinde kalpleri İslâma alıştırılan kimselere bağışlarda bulundu. Daha sonra, Ensar'ın da diğer insanların nail oldukları paylara sahip olmak istedikleri haberi Peygamber'e ulaştı. Bunun üzerine Resulüllah ayağa kalktı. Allah'a hamd ve sena ettikten sonra onlara hitap ederek şöyle buyurdu: "Ey Ensar topluluğu! Ben sizleri yolunu şaşırmış sapıklar hâlinde bulup, benim vasıtamla Allah sizleri doğru yola hidayet buyurmadı mı? Ben sizleri fakirler bulup, benim vasıtamla Allah sizleri zengin kılmadı mı? Sizler darmadağın biribirinize düşman olup benim vasıtamla Allah sizleri birleştirmedi mi?" Allah Resulü (a.s.) bu soruları sordukça onlar: "Allah ve Resulünün nimet ve minneti en büyüktür" diye karşılık veriyorlardı. Resulüllah: "Bana cevap vermez misiniz?" buyurdu. Onlar: Allah ve Resulünün ihsanı en büyüktür, dediler. Resulüllah: "Ey Ensar! Eğer siz isteseydiniz benim bu suallerime: Şunu, şunu söyler ve şu, şu işler oldu (yani seni kavmin yalanladı, sen bize hicret ettin, biz seni tasdik ettik. Kavmin seni terk etti, biz sana yardım ettik. Kavmin seni kovdu, biz seni bağrımıza bastık. Sen yoksuldun, biz seni malımıza ortak kıldık) diye cevap verebilirdiniz. Ravi Amr Resulüllah'ın birçok şeyler saydığını ve kendisinin bunları ezberleyemediğini söyledi. Resulüllah (a.s.) şöyle devam etti: İnsanlar aldıkları davarlarla, develerle giderlerken sizler de Allah Resulü ile beraber yurtlarınıza dönmekten razı olmuyor musunuz? Ensar, iç elbise mahiyetinde (samimi ve içten dostlar) dır. Diğer insanlar ise dış elbiseler konumunda (Ensar'dan sonra gelen dostlar)dır. Eğer hicret şerefi olmasaydı ben muhakkak Ensar'dan birisi olmayı isterdim. İnsanlar bir vadiye ve dağ yoluna gitseler, ben muhakkak Ensar'ın vadisini ve yolunu takip ederdim. Şüphesiz sizler benden sonra başkalarının size üstün tutulduğunu ve sizlere tercih edildiğini göreceksiniz. Havuz başında bana kavuşmak için daima sabırlı davranınız."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1758

Abdullah b. Mesûd (r.a.) şöyle nakletmiştir:
Huneyn harbi son bulunca Resulüllah (a.s.) ganimet taksiminde bazı insanlara fazla vermek suretiyle bir ayrıcalık gösterdi. Akra b. Habis'e yüz deve verdi. Uyeyne'ye de bunun kadar verdi. Arap eşrafından bazı insanlara da bu şekilde yüzer deve ihsan edip, onları başkalarına tercih etmişti. (Peygamber'in bundaki gayesini anlamayan) bir kişi (bu taksime itiraz ederek): "Yemin olsun ki, şu taksim şüphesiz kendisinde adalet gözetilmeyen ve kendisi ile Allah rızası gözetilmeyen bir paylaşmadır" dedi. Ben de: Vallahi, ben bu sözü Resulüllah'a muhakkak haber veririm, dedim. Ve Peygamber'e gidip o kimsenin dediğini kendisine haber verdim. Bunun üzerine Resulüllah'ın çehresi değişip kıp kırmızı olmuştu. Sonra Hz. Peygamber: "Allah ve Resulü adaletle hükmetmezse kim âdil olabilir?" buyurdu. Daha Sonra da: "Allah Musa'ya rahmet eylesin! O, bundan daha fazlasıyla eza ve cefaya uğradı da sabr etti" buyurdu. Ben ise, artık bundan böyle kesinlikle Peygamber'e hiçbir söz ulaştırmamaya kesin karar verdim.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1759

Cabir b. Abdullah (r.a.) şöyle haber vermiştir:
Resulüllah (a.s.), Huneyn'den döndüğü zaman Cirane mevkiinde iken, kendisine bir kimse geldi. Bu sırada Bilâl'in elbisesi gümüş dolu olup, Resulüllah da bundan avuçlayarak insanlara veriyordu. O kimse: Ey Muhammed! Adaletle davran, dedi. Hz. Peygamber: "Sana yazıklar olsun! Ben de adaletle hükmetmezsem, artık kim âdil olabilir? Ben adaletle davranmasaydım (sen âdil olmayan bir insana tabi'olduğun için) muhakkak eli boş kalmış ve zarar etmiş olurdun" buyurdu. Bunun üzerine Ömer b.Hattab (r.a.) Ey Allah'ın Resulü! Bana müsaade et de şu münafığı öldüreyim, dedi. Allah Resulü (a.s.): "İnsanların, Muhammed arkadaşlarını öldürtüyor, demelerinden Allah'a sığınırım. Muhakkak bu ve benzeri şahıslar Kur'an'ı okurlar. Fakat okudukları Kur'an boğazlarını geçmez. Onlar, Kur'an'ın emirlerinden, okun avdan (delip) çıktığı gibi çıkarlar" buyurdu.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1761

Ebu Saîd Hudrî (r.a.) şöyle dedi:
Ali (r.a.), Yemen'de bulunduğu sırada Resulüllah'a henüz toprağından tasfiye edilmemiş altın cevheri göndermişti. Resulüllah bu altınları şu dört kişi arasında paylaştırdı: Akra b. Habis Hanzali, Uyeyne b. Bedr Fezari, Alkame b. Ulase Âmiri, dördüncüsü ise ya Kilab oğullarından Zeydu'l-Hayr Tai, yahut da Nebhan oğullarından biri. Kureyşliler bundan dolayı öfkelendiler de: Bizleri bırakıp Necd'in büyüklerine mi veriyor? dediler. Bunun üzerine Allah Resulü (a.s.): "Ben bunu ancak onları İslâm'a ısındırmak için yaptım" buyurdu. Daha sonra gür sakallı, yanağının iki elmacığı çıkık, gözleri içe gömülü, alnı yüksek, başı tıraşlı bir kimse gelerek: Ey Muhammed! Allah'tan kork, dedi. Resulüllah cevaben: "Eğer ben Allah'a isyan edersem, artık ona kim itaat eder ki? Sizler, beni güvenilir bulmazken Allah beni yer halkına emin kılmıyor mu?" dedi. Sonra o kimse arkasına dönüp gitti. Sahabelerden biri onu öldürmek için Peygamber'den izin istedi. (Muhtemelen bu şahıs; Halid b. Velid'dir) Resulüllah (a.s.): "Bu kimsenin soyundan öyle bir kavim meydana gelecek ki, onlar Kur'an'ı okuyacaklar fakat Kur'an'ın tatlılığı onların boğazlarından aşağıya geçmeyecek. Onlar Müslüman halkı öldürürler de putperestleri bırakırlar. Onlar İslâm'dan, okun avdan (delip) çıkması gibi çıkarlar. Eğer ben onların zamanına yetişmiş olsaydım Ad kavminin öldürülüşü gibi bunları öldürürdüm" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1762

Hz. Ali (r.a.)
Resulüllah'tan (a.s.) şöyle işittiğini haber vermiştir: "Zamanın sonunda yaşları küçük, akılları yetersiz bir topluluk ortaya çıkacaktır. Onlar mahlûkata verilen sözlerin en hayırlısından (Kur'an ve hadisten) bahsederler, Kur'an okurlar fakat Kur'an onların hançerelerinden öteye geçmez. Bunlar atılan okun süratle avı delip geçmesi gibi dinden çıkarlar. Siz onlarla (harbte) karşılaştığınızda onları öldürünüz. Çünkü bunları öldürene, Kıyamet günü Allah katında bir sevap vardır."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1771

Sehl b. Huneyf'in (r.a.) rivayet ettiğine göre, Yuseyr b. Amr şöyle dedi:
"Sehl b. Huneyf'e Sen Peygamber'i hiç Haricileri zikrederken işittin mi?" diye sordum. Bunun üzerine o: Ben Peygamber'den (eliyle doğu tarafına işaret ederek) şöyle buyurduğunu işittim: "Bir topluluk, dilleri ile Kur'an'ı okurlar da Kur'an onların köprücük kemiklerinden öteye geçmez. Onlar, atılan bir okun avı delip geçmesi gibi dinden süratle çıkarlar."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1776

Ebu Hureyre (r.a.) şöyle haber vermiştir:
Bir defa Ali'nin (r.a.) oğlu Hasan, zekât hurmalarından bir tanesini alıp ağzına koydu. Bunu gören Hz. Peygamber: "Kaka, kaka! Onu ağzından çıkar. Bizim sadaka yemediğimizi sen bilmiyor musun?" buyurdu.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1778

Ebu Hureyre'den (r.a.) rivayet edildiğine göre:
Allah Resulü (a.s.): " (Çoğu kez) ailemin yanına dönüp geldiğimde yatağımın üzerine düşmüş bir hurma bulurum. Sonra onu, yemek için ağzıma kaldırırım. Ancak, onun zekât (hurması) olmasından korkarak hemen elimden atarım" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1779

Enes b. Malik'in (r.a.) naklettiğine göre:
Hz. Peygamber (a.s.), bir hurma tanesi buldu ve bunun üzerine: "Bu zekât malından olmasaydı onu muhakkak yerdim" buyurdu.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1781

Enes b. Malik (r.a.) şöyle nakletmiştir:
Berire (r.ah.), Kendisine sadaka olarak verilmiş bir parça eti Peygamber'e (a.s.) hediye etti. Bunun üzerine Allah Resulü (a.s.): "Bu et, Berire'ye bir sadakadır, bize ise bir hediyedir" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1786

Hz. Aişe (r.ah.) şöyle haber vermiştir:
Hz. Peygamber'e (a.s.) bir sığır eti getirildi de: Bu Berire'ye sadaka olarak verilen ettir, denildi. Bunun üzerine Resulüllah: "Bu, Berire'ye sadakadır bize ise hediyedir" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1787

Ümmü Atiye (r.ah.) şöyle anlatır:
Resulüllah (a.s.) bana zekâtlık bir koyun göndermişti. Ben de bunun etinden bir parça Aişe'ye (r.ah.) gönderdim. Resulüllah, Aişe'nin yanına geldiğinde: "Yanında yiyecek bir şey var mıdır?" diye sormuş. O da: "Hayır, bir şey yoktur. Yalnız sizin Nüseybe'ye gönderdiğiniz koyunun etinden, bize yolladığı bir parça et vardır" diye cevap vermiştir. Resulüllah (a.s.): "Getiriniz, o zekât yerine ulaştı" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1789

Ebu Hureyre (r.a.) şöyle haber vermiştir:
Hz. Peygamber (a.s.), (ailesi dışından) bir yiyecek getirildiğinde; (Bu hediye mi, yoksa zekât mıdır? diye) onun mahiyeti hakkında sormayı itiyat hâline getirmişti. Hediye ise, ondan yer zekât ise ondan yemezdi.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1790

Abdullah b. Ebu Evfa (r.a.) şöyle nakletmiştir:
Resulüllah (a.s.) âdeti olduğu üzere, huzuruna bir cemaat zekâtlarıyle geldiğinde: "Ey Allahım! Bunlara salat et (rahmet ve mağfiret ihsan eyle)!" diye dua ederdi. Babam Ebu Evfa, zekâtını getirdiğinde onun için de Allah Resulü (a.s.): "Ey Allahım! Ebu Evfa ailesine salat eyle" diye dua etmiştir.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1791

15/6/2007

YOLCULARIN NAMAZI VE BUNUN KISALTILMASI



Cabir b. Abdullah (r.a.) şöyle dedi:
Ben Allah Resulü (a.s.) ile birlikte korku namazının kılınmasında hazır bulundum. Bizi iki saf yaptı. Bir saf Allah Resulü'nün arkasında durdu. Düşman da bizimle kıble arasında bulunuyordu. Peygamber tekbir aldı. Biz de beraberce tekbir aldık. Sonra (kıraatın ardından) rükuya vardı. Biz de beraberce rükuya vardık. Sonra rükudan başını kaldırdı, biz de beraberce kaldırdık. Sonra Allah Resulü ve kendisini takip eden halk secdeye gitti. Geride bırakılan saf düşman karşısında durdu. Peygamber ve kendisini takip eden saf sücudu bitirip kalkınca gerideki saf secdeye vardı ve kalktılar. Sonra geride bırakılan saf ileri geçti, öndeki saf da geriye çekildi. Sonra (kıraatın ardından) Peygamber rükuya vardı, biz de beraberce rükuya vardık. Sonra rükudan başını kaldırdı, biz de beraberce kaldırdık. Sonra Peygamber ve ilk rekâtı kılarken geride bırakılmış olup şimdi hemen Peygamber'in ardında bulunan saf secdeye vardılar. Bu sefer geride düşman karşısında bulunan saf kalktı, Peygamber ile kendisini takip eden saf secdeyi bitirince geriye bırakılan saf secdeye gidip secde ettiler. Sonra Peygamber selam verdi, biz de beraberce selam verdik. Cabir Sizin şu muhafızlarınızın, valilerini (emîrlerini) korumak için yaptıkları gibi, dedi.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1387

Sehl b. Ebu Hasme (r.a.) şöyle anlatır:
Allah Resulü (a.s.) korku zamanında ashabına namaz kıldırdı: Sahabeleri kendi arkasında iki saf yaptı. Arkasından kendi peşindeki safa bir rekât kıldırdı. Sonra kalktı, daha arkada bulunanlar bir rekâtı kılıncaya kadar kendisi ayakta kaldı. Sonra arkadakiler öne geçti ve önlerinde bulunanlar da geriye gittiler. Allah Resulü yeni gelenlere de bir rekât kıldırdı. Sonra geri çekilenler bir rekât kılıncaya kadar oturdu, sonra selam verdi.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1389

Cabir b. Abdullah (r.a.) şöyle dedi:
Allah Resulü ile beraber bir gazada bulunuyorduk. Nihayet Zatu'r-Rik'a'ya varıp gölgeli bir ağaç yanına geldiğimizde bu ağacı Allah Resulü'ne bıraktık. Müteâkiben müşriklerden biri çıkageldi. Allah Resulü'nün kılıcı da bir ağaçta asılmıştı. Gelen müşrik bedevi, Peygamber'in kılıcını alıp kınından sıyırarak Allah Resulü'ne: Benden korkar mısın? dedi. Allah Resulü: Hayır korkmam, dedi. Bedevi: Benim tecavüzümden şu anda seni kim koruyabilir? dedi. Resulüllah: Beni senden Allah korur, dedi. Bu sırada Allah Resulü'nün sahabeleri (yetişip) onu tehdit ettiler. Bunun üzerine Bedevi kılıcı kınına soktu ve ağaca astı. Arkasından namaz için çağrı yapıldı. Allah Resulü bir guruba iki rekât kıldırdı. Sonra onlar geri çekildiler. Diğer guruba da iki rekât kıldırdı. Ravi: Allah Resulü'nün dört rekât, cemaatın iki rekât namazı oldu, dedi.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1391

Abdullah b. Ömer (r.a.)
Allah Resulü'nü (a.s.) şöyle derken dinlediğini nakletmiştir: "Herhangi biriniz Cuma namazına gelmek istediğinde yıkansın."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1393

Ömer b. Hattab (r.a.)
"Hz. Peygamber yıkanmayı emrederdi" demiştir.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1395

Ömer'in (r.a.) rivayet ettiğine göre:
Allah Resulü (a.s.): "Sizden birisi Cuma namazına gelirken yıkansın" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1396

Ebu Saîd Hudrî'nin (r.a.) rivayet ettiğine göre:
Hz. Peygamber (a.s.): "Cuma günü yıkanmak her baliğ olana vaciptir" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1397

Hz. Aişe validemizin (r.ah.) naklettiğine göre:
Hz. Peygamber zamanında (gerek) Medine'ye yakın menzillerinden ve gerekse, Medine etrafındaki köylerden Cuma namazında nöbetleşe hazır bulunurlardı. Sırtlarında yün abalar olduğu halde toz toprak içinde gelirlerdi de vücutlarına toz toprak siner, bedenlerinden ter kokusu yayılırdı. Benimde yanlarında olduğum bir sırada bunlardan birisi Hz. Peygamber'in huzuruna geldi. Bunun üzerine Allah Resulü (a.s.): "Hiç olmazsa bu gününüz (Cuma günü) için iyice yıkanıp temizlenseniz!" buyurdu.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1398

İbn Abbas (r.a.)
Hz. Peygamber'in (a.s.) Cuma günü yıkanma hususundaki sözünü zikretti.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1401

Ebu Hureyre'nin (r.a.) rivayet ettiğine göre:
Hz. Peygamber (a.s.): "Her hafta gusül edip bütün vücudu yıkamak, (Cumaya giden) her müslüman üzerine Allah'ın bir hakkıdır" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1402

Ebu Hureyre (r.a.)
Hz. Peygamber'in (a.s.) şöyle buyurduğunu haber vermiştir: "Her kim Cuma günü cünüplükten temizlendiği gibi yıkanıp sonra (ilk vakitte Cuma namazına) giderse bir deve kurban etmiş gibi, ikinci vakitte giderse bir sığır kurban etmiş gibi, üçüncü vakitte giderse boynuzlu bir koç kurban etmiş gibi, dördüncü vakitte giderse bir tavuk sadaka vermiş gibi, beşinci vakitte giderse bir yumurta tasadduk etmiş gibi sevap kazanır. İmam hutbeye çıkınca Melekler hazır olur, hutbeyi dinlerler."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1403

Ebu Hureyre'nin (r.a.) haber verdiğine göre:
Allah Resulü (a.s.); "Cuma günü imam hutbe okurken arkadaşına sus desen dahi, boş konuşmuş, Cumanın sevabını kaçırmış olursun" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1404

Ebu Hureyre'nin (r.a.) haber verdiğine göre:
Hz. Peygamber Cuma gününden bahisle; "Onda öyle bir vakit vardır ki, hiç bir müslüman kul namazda bulunup ve o saate rast getirip, Yüce Allah'tan bir şey dilemez ki, Allah ona dilediğini bahşetmesin" buyurmuş ve o vaktin kısa olduğunu anlatmak için eli ile işaret etmiştir.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1406

Ebu Hureyre'nin (r.a.) haber verdiğine göre:
Allah Resulü (a.s.): "Bizler (kitap ehline nazaran) daha sonra gelenleriz. Kıyamet gününde ise en önde bulunacağız. Çünkü (bizden başka) kendilerine kitap verilen her ümmet bizden öncedir. Bize ise Kitap onlardan sonra verildi. Birde Allah'ın bize farz kıldığı şu Cuma günü yok mu! Allah bizleri ona hidayet buyurdu. Binaenaleyh halk bunda bize tabi olacaktır. Yahudilerin (ibadet günü) yarın. Hıristiyanların ki ise daha sonraki gündür" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1412

Sehl b. Sa'd (r.a.) şöyle anlatır:
"Biz ancak Cuma namazından sonra kaylule (gündüz uykusu) yapar ve yemek yerdik."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1422

Seleme b. Ekva (r.a.) şöyle anlatır:
"Allah Resulü (a.s.) ile birlikte Güneş (ortadan Batıya) meylettiği zaman Cuma namazını kılardık. Sonra dönüp giderken gölge yerleri araştırırdık."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1423

İbn Ömer (r.a.) şöyle anlatır:
"Hz. Peygamber (a.s.) Cuma günü tıpkı sizin şimdi yaptığınız gibi ayakta hutbe okur, sonra oturur, sonra yine ayağa kalkardı."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1425

Cabir b. Abdullah (r.a.) şöyle haber vermiştir:
Hz. Peygamber (a.s.) Cuma günü ayakta hutbe okuyordu. Bu sırada Şam'dan bir kervan geldi. İnsanlar o kafileye doğru gittilerde Peygamber'in yanında sadece oniki kişi kaldı. Bunun üzerine: Onlar bir ticaret veya bir eğlence gördükleri zaman ona yönelip dağıldılarda seni ayakta bıraktılar...ayeti indirildi.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1428

Yaala b. Ümeyye'nin (r.a.) Safvan b. Yaala'dan, Onun da babasından rivayet ettiğine göre:
Hz. Peygamber'in (a.s.) minberde, Cehennemde seslenirler: Ey Malik!"ayetini okurken işittiğini haber vermiştir.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1439

Cabir b. Abdullah (r.a.) şöyle haber vermiştir:
Hz. Peygamber (a.s.) Cuma günü hutbe okurken Mescide biri girdi. Peygamber ona: "Ey filan! Sen namaz kıldın mı?" diye sordu. O da: "Hayır" dedi. Bunun üzerine: "Kalk da namaz kıl" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1444

Ebu Hureyre'nin (r.a.) rivayetine göre:
Hz. Peygamber (a.s.) Cuma günü sabah namazının ilk rekâtında: Elif laam Miim Tenziilu...(Secde, 32) ve ikinci rekâtta ise: Hel Eta Ale'l-İnsani...(İnsan, 76) okurdu.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1455

Abdullah b. Mesûd (r.a.) şöyle haber vermiştir:
Cumayı kıldığı zaman evine gider ve orada iki rekât daha namaz kılardı. Sonra da: "Allah Resulü (a.s.) böyle yapardı" derdi.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1460

İbn Abbas (r.a.) şöyle rivayet etmiştir:
Allah Resulü (a.s.), Ebu Bekr, Ömer ve Osman ile birlikte Ramazan Bayramı namazında hazır bulundum. Bunların hepsi de namazı hutbeden önce kıldırır, sonra da hutbeyi okurlardı (Bir defasında) Hz. Peygamber'in (a.s.) hutbeden sonra (minberden) aşağıya indiğini (cemaatın dağılmaması için) eliyle oturun işareti yaptığını görür gibiyim. Sonra yanında Bilâl olduğu halde, erkeklerin saflarını yara yara kadınların bulundugu yere geldi. Resulü Ekrem: Ey Peygamber! Mümin kadınlar Allah'a hiçbir şeyi eş tutmamaları, şartıyla sana biat etmeye geldikleri zaman.ayetini okuduktan sonra (kadınlara): "Sizler bu biat üzere sabit misiniz?" diye sordu. İçlerinden kim olduğu bilinmeyen bir kadın: "Evet; Ey Allah'ın Resulü" dedi. Diğerleri cevap vermedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber: "Öyle ise sadaka verin" buyurdu. Bilâl elbisesini yayarak: "Babam, annem size feda olsun! Haydi gelin atın" dedi. Onlar da halkalarını, yüzüklerini Bilâl'in elbisesi içine atmaya başladılar.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1464

Cabir b. Abdullah (r.a.) şöyle haber vermiştir:
Ramazan Bayramında Peygamber (a.s.) ayağa kalkıp önce namaz kıldırdı. Sonrada halka hutbe irat etti. Hz. Peygamber hutbeyi bitirince indi ve kadınların yanına geldi. Bilâl'in eline dayanarak kadınlara öğüt ve nasihatte bulundu. Bu sırada Bilâl elbisesini açmış, kadınlar da sadakalarını oraya koyuyorlardı.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1466

İbn Abbas (r.a.) ve Cabir b. Abdullah Ensari'nin (r.a.) rivayetinde İbn Cureyc şöyle dedi:
Atâ'ya İbn Abbas ve Cabir b. Abdullah Ensari şöyle dedi: Ne Kurban bayramı günü nede Ramazan bayramı günü ezan okunurdu. (İbn Cureyc der ki) Sonra bir müddet geçince Atâ'ya aynı meseleyi sordum. Bana Cabir b. Abdullah Ensari şöyle dedi: Ramazan bayramı günü imam namaza çıkarken, veya çıktıktan sonra namaz için ne ezan, ne ikamet, ne nida, ve ne de herhangi bir şey vardı. O gün ne nida vardır, ne ikamet.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1468

İbn Ömer (r.a.) şöyle anlatır:
"Peygamber (a.s.), Ebu Bekr ve Ömer, bunların hepsi de iki bayram namazını hutbeden önce kıldırırlardı."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1471

Ebu Saîd Hudrî (r.a.) şöyle anlatır:
Hz. Peygamber (a.s.), Kurban ve Ramazan Bayramı günlerinde namaz için namazgâha giderdi. Orada önce namaza başlardı. Namazı kıldırıp selam verince cemaat, namaz kıldığı yerde otururken ayağa kalkar ve cemaata dönerdi. Şayet bir müfreze gönderme durumu veya kendisinin bir başka şeye ihtiyacı varsa bundan bahseder, gereğinin yapılmasını emrederdi. Hutbesinde: "Sadaka veriniz, sadaka veriniz, sadaka veriniz" buyururdu. En çok sadaka verenler ise kadınlar olurdu. Daha sonra namazgâhtan ayrılırdı.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1472

Ümmü Atiye (r.ah.) şöyle haber vermiştir:
"Hz. Peygamber (a.s.) her iki bayramda da bize, evlenmemiş genç kızları, perde ehli hanımları namazgâha götürmemizi emretti. Hayızlı kadınlara da müslümanların namaz kılacakları yerden uzaklaşmalarını emretti."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1473

Hz. Aişe (r.ah.) şöyle anlatır:
Bir defasında yanımda Ensar kızlarından ikisi olduğu halde Ebu Bekr yanıma geldi. Onlar Buas gününde Ensar'ın yekdiğeri hakkında söyledikleri şiirleri teğanni ediyorlardı. Ancak bu kızlar şarkı söylemeyi bir meslek edinmemişlerdi. Ebu Bekr (r.a.), Allah Resulü'nün (a.s.) evinde şeytan mızmarı mı? diyerek beni azarladı. Bu bir bayram günüydü. (Bunun üzerine) Resulü Ekrem (a.s.): "Ey Ebu Bekr! Her topluluğun bir bayramı var, bu da bizim bayramımızdır" buyurdu.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1479

Ebu Hureyre (r.a.) şöyle anlatır:
Habeşliler Allah Resulü'nün (a.s.) yanında mızraklarıyla oyunlar yaptıkları bir sırada Ömer b. Hattab (r.a.) çıkageldi. Hemen oynayanları uzaklaştırmak için çakıl taşlarına uzandı. Bunun üzerine Hz. Peygamber: "Onları bırak oynasınlar ey Ömer!" buyurdu.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1485

Abdullah b. Zeyd Mazini (r.a.) şöyle haber vermiştir:
"Allah Resulü (a.s.) namazgâha gidip yağmur duası yaptı. Kıbleye döndüğü sırada elbisesini ters çevirdi."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1486

Enes b.Malik (r.a.)
"Hz. Peygamber'in (yağmur duasında) ellerini koltuklarının beyazlığı görününceye kadar kaldırdığını gördüm" demiştir.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1490

Enes b. Malik'in (r.a.) rivayet ettiğine göre:
Bir Cuma günü Hz. Peygamber (a.s.) ayakta hutbe okurken Darul-Kaza tarafında zamanında mevcut olan kapıdan bir kimse Mescide girdi. Resulüllah'ın karşısına dikilerek şöyle dedi: "Ey Allah'ın Resulü (a.s.) mallar (hayvanlar) helak oldu, yollar kapandı. Yüce Allah'a dua et de bize yağmur versin!" Hz. Peygamber hemen ellerini kaldırarak: "Ey Allahım! Bize yağmur ver. Ey Allahım! Bize yağmur ver. Ey Allahım! Bize yağmur ver." diye dua etti. Enes (r.a.) sözlerine devamla: Allah'a Yemin olsun ki; o sırada biz gökyüzünde hiç bir bulut parçası görmüyorduk. O zaman Seli dağı ile aramızda ev, bina hiçbir şey yoktu. Derken Resulüllah'ın ardından, kalkan şeklinde bir bulut parçası görüldü. Sema'nın ortasına varınca yayıldı, sonra da yağmur yağmaya başladı. Yemin olsun, bir hafta Güneş yüzü göremedik. Gelecek cuma günü, yine Resulüllah ayakta hutbe irat ederken aynı kapıdan birisi girip Peygamber'in karşısına dikilerek: "Ey Allah'ın Resulü! Mallar helak oldu, yollar kesildi. Allah'a dua et de artık bu yağmurları bizden dindirsin" dedi. Enes (r.a.) bunun üzerine Allah Resulü (a.s.) ellerini kaldırarak: "Ey Allahım! Etrafımıza, üzerimize değil. Ey Allahım! Tepelere, bayırlara, dere içlerine ve otlaklara (yağdır) " diye dua etti. Bunun üzerine hemen yağmur kesildi. Biz namazdan çıktığımızda güneşte yürüdük.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1493

Hz. Aişe (r.ah.) validemiz şöyle haber vermiştir:
"Hava rüzgârlı ve bulutlu olduğu zaman, Resulüllah'ın (a.s.) yüzünde bundan dolayı (bir hoşnutsuzluk eseri derhal) belli olurdu. İşte o hâlinde bir yerde karar kılamaz, öteye beriye gidip gelmeye başlardı. Yağmur başladığında ise, sevinir ve o hâl kendisinden giderdi." Aişe (r.ah.), bu endişenin sebebini kendisinden sorduğumda, Hz. Peygamber: "Ümmetime herhangi bir azap musallat olmasından korktum" buyurmuştur. Yağmuru görünce de: "Bu rahmettir" buyururlardı.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1495

İbn Abbas'ın (r.a.) rivayet ettiğine göre:
Hz. Peygamber (a.s.): "Ben Saba (rüzgârı) ile yardım edildim. Ad Kavmi ise Debur (batı rüzgârı) ile helak edildiler." buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1498

Hz. Aişe (r.ah.) şöyle anlatır:
Resulüllah (a.s.) zamanında bir defa Güneş tutuldu. Allah Resulü halka namaz kıldırmak üzere kıyama durdu ve kıyamı çok uzattı. Sonra rükuya vardı, rükuyu da çok uzattı. Sonra başını kaldırıp kıyamı (yine) çok uzattı. Bu ikinci kıyam birinci kıyamdan kısa sürdü. Sonra tekrar rükuya vardı ve rükuyu çok uzattı. Ancak bu rükuda, önceki rükudan kısa idi. Daha sonra secdeye vardı. Sonra ayağa kalkıp, kıyamı uzattı. Bu, ilk kıyamdan az sürdü. Sonra rükuya varıp rükuyu uzattı. Bu rüku da ilk rüku'dan az sürdü. Sonra secde etti. Sonra güneş açılmış olduğu halde Resulüllah (a.s.) namazdan çıktı ve halka hutbe irat etti. (Bu hutbede) Allah'a hamd ve sena ettikten sonra şöyle buyurdu: "Şüphesiz Güneş ve Ay Allah'ın (kudretini gösteren) ayetlerindendir. Bunlar, bir kimsenin ölümü ya da doğumu için tutulmazlar. O halde siz bunu (Güneş veya Ay tutulmasını) gördüğünüzde hemen tekbir getirin. Allah'a duaya koyulun, namaz kılın, sadaka verin. Ey Muhammed ümmeti! Allah'a yemin olsun ki erkek veya kadın kulunun zina etmesinden dolayı Yüce Allah'tan daha kıskanç hiçbir kimse yoktur. Ey Ümmet-i Muhammed! Allah'a yemin olsun ki eğer benim bildiğimi sizler bilseydiniz, şüphesiz çok ağlar az gülerdiniz. (Sözüme kulak verin.) tebliğ ettim mi?"
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1499

İbn Abbas'tan (r.a.)
rivayet edildiğine göre, "Peygamber (a.s.) iki rekâtlı bir namaz içinde dört rüku ile dört secde yapmıştır."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1503

Esma bt. Ebu Bekr (r.ah.) şöyle anlatır:
"Resulüllah (a.s.) zamanında Güneş tutuldu. Aişe namaz kılarken, yanına girdim. İnsanlara ne oluyor ki, hep namaz kılıyorlar? dedim. (Güneş tutulduğunu anlatmak için) gök yüzüne doğru başı ile işaret etti. Bu bir ayet (yani azap veya Kıyamet alâmeti) mi? diye sordum. Başı ile "evet" diye işaret etti. (Bunun üzerine ben de namaza durdum). Hz. Peygamber (a.s.) kıraatı oldukça uzattı. Nihayet bana baygınlık geldi. Yanıma bir kırba su almıştım. Ondan başıma ve yüzüme su dökmeye başladım. Sonra Güneş açılmış olduğu halde Resulüllah namazdan çıktı, Allah'a hamd ve senadan sonra insanlara şöyle hitap etti: "Şu makamda, Cennet ve Cehenneme varıncaya kadar daha önce görmediğim her şeyi gördüm. Bana vahy olundu ki, siz kabirlerde Mesih Deccal (yüzünden çekilecek) imtihanlara benzer, yahut ona yakın (ravi: Esma, bunun hangisini şöylediğini bilmiyorum, dedi), bir imtihan geçireceksiniz. (Kabirde) herhangi birinize gelinerek ona; bu adam hakkında ne biliyorsun? diye sorulacak. Mümin yahut yakîn sahibi (aradaki ravi: Esma, bunun hangisini söyledi, bilmiyorum, dedi) olan kimse: "O Muhammed'dir (a.s.) O, Allah'ın Resulüdür. Bize delillerle hidayet getirdi. Bizde davetini kabul ve ona itaat ettik" diyecek. Bu söz üç defa tekrarlandıktan sonra, o kimseye: "Sen rahat uyu! O zata inandığından şüphemiz kalmamıştır. Binaenaleyh yat da rahatına bak" denilecek. Şayet o kimse münafık ise yahut kalbinde şüphe varsa (ravi: Esma, hangisini söyledi bilmiyorum, dedi) o, bu soruya karşı: "Bilmiyorum! İnsanlardan işittim, birşeyler söylüyorlardı, ben de söyledim" cevabını verecektir.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1509

Abdullah b. Amr b. As (r.a.) şöyle anlatır:
"Resulüllah (a.s.) zamanında Güneş tutulduğunda insanlar namaz toplayıcıdır nidasıyla namaza çağrıldılar ve Allah Resulü (a.s.) önce iki rüku bir secde yaptı, sonra kalkıp, yine iki rüku bir secde yaptı. Sonra da Güneş açıldı."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1515

Ebu Mesûd Ensari'nin (r.a.) naklettiğine göre:
Allah Resulü (a.s.): "Şüphesiz Güneş ile Ay Allah'ın ayetlerinden iki ayettir. Allah, bunların tutulmasıyla kullarını korkutur. Güneş ve Ay insanlardan hiçbir kimsenin ölümünden dolayı tutulmazlar. Bu korkutucu ayetlerden bir şey gördüğünüzde, bu hâl ortadan kalkıncaya kadar hemen namaza durup, Allah'a dua ediniz" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1516

Ebu Musa (r.a.) şöyle anlatır:
Hz. Peygamber (a.s.) zamanında Güneş tutuldu. Bunun üzerine Peygamber, bunun Kıyamet alâmeti olmasından korkarak telaşla kalktı ve Mescide geldi. O zamana kadar hiçbir namazda görmediğim en uzun kıyam, rüku ve secdelerle namaz kıldırdı. Sonra şöyle buyurdu: "Yüce Allah'ın gösterdiği bu alâmetler hiç kimsenin ne ölümünden, ne de doğumundan dolayıdır. Ancak Yüce Allah bu alâmetlerle kullarını uyarır. Siz bunları gördüğünüzde hemen Allah'ı zikre, O'na yalvarmaya ve O'ndan bağışlanma dilemeye koyulun."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1518

Abdullah b. Ömer'in (r.a.) haber verdiğine göre:
Resulüllah (a.s.): "Şüphesiz Güneş ve Ay hiçbir kimsenin ne ölümünden, ne de doğumundan dolayı tutulmazlar. Fakat bunlar, Allah'ın (kudretine delalet eden) alâmetlerinden ikisidir. Bunların tutulduklarını görünce hemen namaza durun" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1521

Muğire b. Şu'be (r.a.) şöyle anlatır:
Resulüllah (a.s.) zamanında (Peygamber'in oğlu) İbrahim vefat ettiği gün Güneş tutuldu. (Halk, Güneş İbrahim'in ölümünden dolayı tutuldu, dediler). Bunun üzerine Hz. Peygamber (a.s.): "Güneş ve Ay, Allah'ın alâmetlerinden iki alemettir. Bunlar hiç bir kimsenin ne ölümü ve ne de doğumundan dolayı tutulmazlar. Bunların tutulduklarını gördüğünüzde hemen Allah'a dua ediniz ve bu durum ortadan kalkıncaya kadar namaz kılınız" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1522

Üsame b. Zeyd (r.a.) şöyle anlatır:
Biz Peygamber'in (a.s.) yanında bulunduğumuz bir sırada kızlarından biri, Peygamber'i çağırmak için bir haberci gönderdi. Babasına bir çocuğunun yahut bir oğlunun ölüm hâline girdiğini haber veriyordu. Resulüllah kızının gönderdiği elçiye: "Onun (Zeynep) yanına dön ve kendisine şunu haber ver: Şüphesiz ki, Allah'ın aldığı ve verdiği her şey O'na aittir. Her şey Allah katında muayyen bir müddete bağlanmıştır. Yine ona şu emrimi bildir: Sabretsin ve sevabını Allah'tan beklesin." Bunun üzerine elçi geri döndü. Bu defa o (Zeynep) Peygamber'e yeminle, gelmesi için tekrar haber gönderdi. Bu haber üzerine Allah Resulü (a.s.) ve onunla beraber bulunan Sa'd b. Ubade ile Muaz b. Cebel de kalktılar. Ben de onlarla beraber (Zeyneb'in evine) gittim. Çocuk, sanki eski bir kırba içindeki su gibi can çekişir bir vaziyette, Hz. Peygamber'e verildi. Allah Resulü (a.s.) ise göz yaşı döküyordu. Sa'd b. Ubade (hayretle): "Ey Allah'ın Resulü! Bu ne hâl?" dedi. Resulüllah (a.s.): "Bu (göz yaşı), Allah'ın kullarının gönüllerine koyduğu bir rahmettir. Yüce Allah, kullarından ancak merhametli olanlarına rahmet edecektir" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1531

Abdullah b. Ömer (r.a.) şöyle nakletmiştir:
Sa'd b. Ubade hastalanmıştı. Resulüllah (a.s.), Abdurrahman b. Avf, Sa'd b. Ebu Vakkas ve Abdullah b. Mesûd ile onu ziyarete geldiler. Hz. Peygamber (a.s.) Sa'd b. Ubade'nin yanına geldiğinde onu ev halkı tarafından çepeçevre kuşatılmış vaziyette buldu. ve; "Öldü mü?" diye sordu. Oradakiler, "Hayır Ey Allah'ın Resulü!" dediler. Bunun üzerine Resulüllah duygulanıp ağladı. Topluluk, onun ağladığını görünce onlarda ağladılar. Bunun üzerine Hz. Peygamber: "Bilmez misiniz? Allah göz yaşı ve üzüntüden dolayı kişiye azap etmez. (Eliyle diline işaret ederek), işte bunun yüzünden (ya) azap eder, veya merhamet eyler" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1532

Enes b. Malik'in (r.a.) naklettiğine göre:
Allah Resulü (a.s.): "Gerçek sabır musibetle ilk karşılaşıldığında tahammül edebilmektir" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1534

Ömer b. Hattab'ın (r.a.) rivayet ettiğine göre:
Hz. Peygamber: "Ölü, ailesinin kendisine ağlaması sebebiyle azap olunur" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1536

İbn Ömer'in (r.a.) şöyle söylediğini
Abdullah b. Ubeydullah b. Ebu Müleyke haber vermiştir: İbn Ömer'in yanında oturuyordum. Biz Osman'ın kızı Ümmü Eban'ın cenazesini bekliyorduk. Onun yanında Osman b. Amr da vardı. Daha sonra İbn Abbas da geldi. Onu bir kimse elinden tutarak getiriyordu. Öyle zannediyorum ki o kimse İbn Abbas'a, İbn Ömer'in bulunduğu yeri haber verdi. Böylece İbn Abbas geldi ve benim yanıbaşıma oturdu. Böylece ben, İbn Ömer ile İbn Abbas'ın arasına oturmuş oldum. Bu sırada evden kadınlardan bir feryat yükseldi. Bunun üzerine İbn Ömer Osman b. Amr'a kalkmasını ve onları nehy etmesini istercesine, Allah Resulü'nün (a.s.): "Şüphesiz ki ölü, ailesinin kendisine ağlamasından dolayı azap edilir." buyurduğunu işittim dedi. Abdullah bu rivayeti umumi manada, herhangi bir kayıt koymadan haber verdi. Bunun üzerine İbn Abbas şöyle dedi: Biz Müminler'in Emîri Ömer b. Hattab (r.a.) ile beraber bulunuyorduk. (Mekke ile Medine arasındaki) Beyda mevkiinde durakladığımızda bir ağacın altına inmiş bir kimse göründü. Ömer bana, git bak, bu zat kimdir? bana bildir dedi. Ben de gittim, bir de baktım ki o Suheyb idi. Hemen Ömer'e döndüm ve ona; bana bu zatın kim olduğunu sana bildirmemi emretmiştin. O zat Suheyb'dir dedim. Ömer (r.a.) ona emret, bize katılsın dedi. Ben: Suheyb'in beraberinde ailesi de vardır, dedim. Ömer: Beraberinde ailesi olsa da, dedi. (Ravi Eyyûb ihtimalli olarak, ona emret bize katılsın, dediğini de nakletti.) Nihayet beraber Medine'ye geldik. Çok zaman geçmeden Ömer yaralandı. Suheyb Vah kardeşim! Vah arkadaşım! diyerek (ağlaya ağlaya) geldi. Ömer "Bilmezmisin yahut işitmedin mi ki," (ravi Eyyûb Yahut da şöyle demiştir, dedi: Bilmedin, işitmedin mi ki): Allah Resulü (a.s.): "Ölü, ailesinin kendisine bazı ağlamalarından dolayı azap olunur" buyurmuştur, dedi. Ravi şöyle ilâve etmektedir: Abdullah, kendi rivayetini kayıtsız olarak haber verdi. Ömer ise: Ağlamanın bazısı sebebiyle diye kayıtlı söyledi. Sonra kalkıp Aişe'nin yanına girdim ve kendisine İbn Ömer'in söylediği hadisi naklettim: Bunun üzerine Aişe (r.ah.) şöyle dedi: "Hayır! Allah'a yemin ederim ki, Resulüllah (a.s.) kesinlikle; ölü, bir kimsenin ağlamasıyle azap olunur" dememiştir. Fakat Allah Resulü (a.s.) şöyle buyurmuştur: "Allah, ailesinin ağlamasından dolayı kâfirin azabını artırır. Hiç şüphesiz, güldüren de ağlatan da Allah'tır.Ve hiç bir günahkâr diğerinin günahını çekmez.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1543

Muğire b. Şu'be (r.a.) Allah Resulü'nden (a.s.) şöyle işittiğini haber vermiştir:
"Her kim için, üst baş yırtılarak, çığlık ve feryat ile ağlanırsa bundan dolayı o kimse, Kıyamet günü muhakkak azap görür."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1549

Hz. Aişe (r.ah.) şöyle haber vermiştir:
Allah Resulü (a.s.) (Mute şehitleri) Zeyd b. Harise, Cafer b. Ebu Talib ve Abdullah b. Revaha'nın şahadet haberleri kendisine ulaştığında Mescitte oturdu. Oldukça üzüntülü görülüyordu. Ben kapının görülebilecek bir aralığından kendisine bakıyordum. Bu sırada Resulüllah'a birisi geldi ve: Ey Allah'ın Resulü! Cafer'in kadınları (ağlaşıyorlar) dedi ve bağırıp çağırarak ağladıklarını söyledi. Hz. Peygamber de o kimseye, gitmesini ve kadınları bu çığlıktan men etmesini istedi. Bunun üzerine o kimse gitti. Sonra yine Peygamber'e gelip kadınların kendisine itaat etmediklerini söyledi. Resulüllah ona ikinci defa gidip kadınları vazgeçirmesini emretti. O adam gitti. Sonra tekrar geldi ve: Ey Allah'ın Resulü kadınlar bize üstün geldiler dedi. Ravi Aişe (r.ah.) dedi ki, Resulüllah o adama: "Haydi git, bu kadınların ağızlarına toprak saç" buyurdu, bende o adama: "Allah seni zelil etsin! ne Resulüllah'ın sana verdiği emri yerine getirdin, ne de hüzün içinde bulunan Peygamber'in kendi hâline bıraktın!" dedim.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1551

Ümmü Atiye (r.ah.) şöyle bildirmiştir:
Resulüllah (a.s.) biz kadınlardan biatla birlikte ölüye saç-baş yolarak ağlamayacağımıza dair söz almıştı. Beş kadından başka bizden hiçbir kadın sözünde durmadı. (Bu beş kadın): Ümmü Süleym, Ümmül-Ala, Muaz'ın karısı olan Ebu Sebre kızı, yahut Ebu Sebre kızı ve Muaz'ın karısı.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1552

Ümmü Atiye (r.ah.)
"Biz kadınlara cenazeleri takip etmek yasaklandı. Cenazeler ardından gitmek bizim üzerimize vacip kılınmadı."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1555

Ümmü Atiye (r.ah.) şöyle anlatır:
Biz kızını yıkarken, Peygamber (a.s.) yanımıza girip şöyle buyurdu: "Kızımı su ve sidr ile üç veya beş, hatta gerek görürseniz Fazla da yıkayabilirsiniz. En son yıkayışta kâfur yahut kâfur cinsinden bir koku kullanınız. Yıkamayı bitirdiğinizde bana bildiriniz. "Biz yıkamayı bitirince Peygamber'e haber verdik. Resulüllah bize hıkıv denilen kendi izarını verdi ve: "Bunu kızıma iç gömleği yapınız!" buyurdu.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1557

Habbab b. Eret (r.a.) şöyle haber vermiştir:
Resulüllah (a.s.) ile beraber Allah yolunda O'nun rızasını kastederek (Medine'ye) hicret ettik. Artık bizim mükâfatımızı vermek (Allah'ın vaadinin yerine getirilmesi olarak şer'an) Cenab-ı Hakk'a vacip oldu. Yoldaşlarımızdan bu sevap ve nimetten hiçbir şey istifade etmeden Ahirete gidenler vardır. Musab b. Umeyr (r.a.) bunlardan biridir. Musab, Uhud günü şehit olmuştu da ona kefen yapacak bir şey bulunamamış ancak bir kaftan bulunmuştu. Bizler o kaftanı şehidin başı üzerine koyduğumuzda ayakları dışarda kalıyor, ayakları üstüne koyduğumuzda başı açığa çıkıyordu. (Bu yokluk karşışında) Resulüllah (a.s.) bize: "Kaftanı başından itibaren sarınız, ayaklarının üstüne de ızhır (denilen kokulu ottan) koyunuz" buyurdu. Dostlarımızdan kendilerine hicret semeresi ulaşan ve bu meyveyi devşirenler de vardır.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1562

Hz. Aişe (r.ah.) şöyle haber vermiştir:
Resulüllah (a.s.) pamuktan dokunmuş suhuliyye denilen üç parça beyaz Yemen bezi içinde kefenlendi. Bunların içinde gömlek ve başlık (imame) da yoktu. İzar ve ridadan ibaret olan hulleye gelince bunun Resulüllah'a kefen yapılması için satın alınmış olunduğu hususunda insanlarda bir şüphe hasıl oldu. Neticede bu hulle terk olundu da Resulüllah pamuktan suhuliyye denilen üç parça beyaz Yemen bezi içinde kefenlendi. O hulleyi Abdullah b. Ebu Bekr almıştı da öldüğünde kendimi bununla kefenleyeyim diye onu muhafaza edeceğim, demişti. Sonra Yüce Allah Peygamber'inin bununla kefenlenmesine razı olsaydı bunun içinde kefenlenirdi. (Onun kefenlenmediği bir hulleyi ben de kefen edinmem deyip) bu hulleyi sattı ve bedelini de tasadduk etti.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1563

Hz. Aişe annemiz (r.ah.)
"Resulüllah (a.s.) vefat ettiği zaman bütün bedeni (hıbere denilen) beyaz Yemen bürdesiyle örtüldü" demiştir.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1566

Ebu Hureyre'nin (r.a.) bildirdiğine göre:
Hz. Peygamber (a.s.): "Cenazeyi (itidal ile) süratlice naklediniz. Eğer bu ölü iyi bir kişi ise bu bir hayırdır. (muhtemelen dedi ki) onu (bir an evvel kabirdeki) hayır ve sevabına ulaştırmış olursunuz. Eğer bu cenaze iyi bir kişi değilse bu da bir şerdir. (Bir an evvel) o şerri omuzlarınızdan atmış bulunursunuz."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1568

Ebu Hureyre'nin (r.a.) rivayet ettiğine göre:
Resulüllah (a.s.): "Her kim cenaze namazı kılınıncaya kadar cenazede hazır bulunursa ona bir kırat, her kim de gömülünceye kadar beklerse ona da iki kırat (sevap) vardır." buyurmuştur. İki kırat nedir? diye sorulduğunda Hz. Peygamber: "İki büyük dağ gibi" diye cevap vermiştir.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1570

Hz. Peygamber'in (a.s.) azatlısı Sevban'ın (r.a.) naklettiğine göre:
Allah Resulü (a.s.): "Kim bir cenaze namazı kılarsa onun için bir kırat (sevap) vardır. Eğer defninde de hazır bulunursa iki kırat olur. Bir kırat Uhud (dağı) kadardır" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1575

Enes b. Malik (r.a.) şöyle haber vermiştir:
Bir cenaze geçirildi ve hayırla anıldı. Bunun üzerine Peygamber (a.s.): "Vacip oldu, vacip oldu, vacip oldu" buyurdu. Bir cenaze daha geçirildi, bu da kötülendi. Bunun hakkında da Peygamber (a.s.): "Vacip oldu, vacip oldu, vacip oldu" buyurdu. Ömer (r.a.), annem babam sana feda olsun! Bir cenaze geçirildi ve şer ile tavsif edildi. Bunun üzerine: "Vacip oldu, vacip oldu, vacip oldu" dediniz. Bir cenaze daha geçirildi, o da şer ile vasfedildi buna da: "Vacip oldu,Vacip oldu, vacip oldu" buyurdunuz (Bunun sebebi nedir?) diye sordu. Allah Resulü (a.s.) cevaben: "Hayırla andığınız kimseye Cennet vacip oldu. Şerle andığınız kimseye de Cehennem vacip oldu. (Çünkü) sizler yeryüzünde Allah'ın şahitlerisiniz. Sizler yeryüzünde Allah'ın şahitlerisiniz. Sizler yerüzünde Allah'ın şahitlerisiniz" buyurdu.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1578

Ebu Katâde b. Rebiy (r.a.) şöyle bildirmiştir:
Resulüllah'ın (a.s.) yanından bir cenaze geçirilmişti. Hz. Peygamber: "Kendisi rahatlayan veya kendisinden kurtulunandır." buyurdu. Sahabeler: "Rahatlayan veya kendisinden rahatlanan nedir?" diye sordular. Bunun üzerine Peygamber (a.s.): "Mümin olan kul Dünyanın yorgunluklarından rahatlar, kötü olan kimseye gelince, diğer insanlar, şehirler, ağaçlar ve hayvanlar ondan kurtulup istirahat ederler" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1579

Ebu Hureyre (r.a.) şöyle bildirmiştir:
"Resulüllah (a.s.) Necaşi'nin vefatını aynı gün insanlara haber verdi. Daha sonra halkı musallaya çıkarıp dört tekbir aldı."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1580

Cabir b. Abdullah'ın (r.a.) haber verdiğine göre:
"Allah Resulü (a.s.) (Habeş Kralı) Necaşi Ashame üzerine dört tekbir alarak gıyabi cenaze namazı kıldırmıştır."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1582

Abdullah b. Abbas (r.a.) şöyle haber vermiştir:
"Resulüllah (a.s.) cenaze defnedildikten sonra bir kabir üzerine dört tekbir alarak namaz kıldırmıştır."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1586

Ebu Hureyre (r.a.) şöyle haber vermiştir:
Zenci bir kadın (veya genç bir kimse) Mescidi süpürüp temizlerdi. Bir gün Resulüllah (a.s.) onu göremeyince; ne oldu? diye sordu. Sahabeler: O öldü, deyince Resulüllah (a.s.): "Bana (vefatını) niçin haber vermediniz?" dedi. Sahabeler sanki onu küçümsemişler ve önem vermemişlerdi. Bunun üzerine Resulüllah: " (Haydi) kabrini bana gösteriniz." buyurdu. Kendisine gösterdiler, o da bu kabir üzerine namaz kıldı. Sonra da şöyle buyurdu: "Şu kabirlerin içi kabir sahiblerine (azap olacak kadar) zulmetle doludur. Yüce Allah üzerlerine kılacağımız namaz ile onları aydınlatır."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1588

Âmir b. Rabîa'nın (r.a.) rivayetine göre, Allah Resulü (a.s.):
"Bir cenaze gördüğünüzde cenaze sizi geride bırakana yahut, cenaze (omuzlardan yere veya kabre) konuluncaya kadar ayağa kalkınız" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1590

Ebu Saîd Hudrî'nin (r.a.) naklettiğine göre:
Resulüllah (a.s.): "Bir cenazeyi takip ettiğiniz zaman o,(omuzlardan yere) konuluncaya kadar oturmayınız" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1591

Cabir b. Abdullah (r.a.) şöyle nakletmiştir:
Yanımızdan bir cenaze geçmişti. Resulüllah (a.s.) hemen o cenaze için ayağa kalktı. Biz de (ona uyarak) kendisi ile beraber ayağa kalktık ve: "Ey Allah'ın Resulü! Bu bir Yahudi kadınının cenazesidir" dedik. Bunun üzerine Hz. Peygamber (a.s.): "Şüphesiz ölüm korkunç bir şeydir. Cenazeyi gördüğünüzde hemen ayağa kalkınız" buyurmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1593

Kays b. Sa'd'ın (r.a.) rivayetinde İbn Ebu Leyla şöyle nakletmiştir:
Kays b. Sa'd ile Sehl b. Huneyf, Kadisiyye'de bulunurlarken yanlarından bir cenaze geçti. Bunlar ayağa kalktılar. Kendilerine; bu cenaze, bu yer halkından (yani zımmilerden) dır, denildiğinde Kays ile Sehl de: Resulüllah'ın (a.s.) yanından bir cenaze geçmişti. Allah Resulü, ayağa kalktı. Bunun bir Yahudi cenazesi olduğu kendisine bildirildiğinde: "Bu da bir insan değil mi?" buyurdu.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1596

Semure b. Cündüb (r.a.) şöyle haber vermiştir:
"Ben, lohusalı iken ölen Ümmü Kaab adındaki kadının cenaze namazını Peygamber'in (a.s.) arkasında kıldım. Resulüllah, namaz esnasında cenazenin (tam) ortası hizasına doğru durdu."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1602

15/6/2007

MESCİTLER VE NAMAZ KILMA YERLERİ



Ebu Zerr (r.a.) şöyle anlatır:
Ey Allah'ın Resulü! Yeryüzünde (ibadet için) yapılan ilk mescit hangisidir? diye sordum. "Mescid-i Haram" buyurdu. Ben: Sonra hangisi? dedim. Allah Resulü: "Mescid-i Aksa" buyurdu. Ben: Bu iki mescidin kuruluşu arasında ne kadar zaman vardır? dedim. Allah Resulü: "Kırk sene vardır. Namaz sana nerede yetişirse namazı orada kıl. İşte orası bir mescittir" buyurdu.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 808

Cabir b. Abdullah Ensari'nin (r.a.) naklettiğine göre:
Allah Resulü (a.s.) şöyle buyurdu: "Benden evvel hiçbir kimseye verilmedik beş (şey hep birden) bana verilmiştir: Her Peygamber özellikle kendi kavmine gönderilirken ben kırmızı siyah bütün insanlara gönderildim. Ganimetler bana helal edildi, halbuki benden evvel kimseye helal edilmemiştir. Yer (yüzü) bana temiz, temizlik sebebi ve mescit kılındı. Onun için kim olursa olsun namaz vakti gelip çatmış ise bulunduğu yerde namazı kılıversin. Önümdeki bir aylık yola kadar (düşmanlarımın kalbine) korku (salmam) için bana yardım edildi ve bana şefaat (etme hakkı) verildi."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 810

Ebu Hureyre'nin (r.a.) naklettiğine göre:
Allah Resulü (a.s.) şöyle buyurdu: "Diğer Peygamberlere verilmeyen altı şey bana verilmek suretiyle üstün kılındım: Bana az sözle çok mana ifade etme gücü verildi. (Düşmanlarımın kalbine) korku salmam hususunda bana yardım edildi. Ganimetler bana helal kılındı. Yer (yüzü) bana bir temizlik vasıtası ve bir mescit kılındı. Tüm insanlığa Peygamber gönderildim. Benimle Peygamberler sona erdi."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 812

Enes b. Malik (r.a.) şöyle anlattı:
Allah Resulü (a.s.) Medine'ye geldi ve Medine'nin yüksek tarafında Amr b. Avf oğullarının bulundukları yerde (yurtta) konakladı. Onların içinde 14 gece kaldı. Sonra (dayıları olan) Neccar oğullarına haber gönderdi. Onlar da kılıçları boyunlarında asılı olarak geldiler. Devesi (Kusva) üstünde Allah Resulü (a.s.) ile terkisinde Ebu Bekr ve çevresinde Neccar oğulları cemaatı (ile beraber yola çıkışları) hâlâ gözümün önündedir. Nihayet Ebu Eyyûb'un (Halid b. Zeyd Ensari) bahçesinda devesini çökertti. Allah Resulü (a.s.) nerede namaz vakti girerse oracıkta namazı kılardı. Bazen davar ağıllarında da namaz kıldığı olurdu. Sonra kendisi mescidin inşa edilmesini emretti. Neccar oğulları takımına (adam) gönderip: "Ey Neccar oğulları! Arsanızın değerini bana söyleyin (de karşılığını ödeyeyim) " buyurdu. Onlar ise: Vallahi olamaz, biz onun (bedel) kıymetini ancak Allah'tan isteriz, dediler. (O çevrilmiş bahçenin) içinde söyleyeceklerim vardır: (Bir kere) müşriklerin kabirleri vardı. (Sonra) oyuk ve tümsek, bakılmamış harap yerler vardı. (Bir de) hurma ağaçları vardı. Allah Resulü emretti, müşriklerin kabirleri(ndeki kemikleri çıkarılıp başka yere) taşındı. Sonra (o bakımsız) harap yerler düzeltildi. Sonra hurma ağaçları (diplerinden) kesildi. Hurma ağaçlarını (direk olarak) mescidin kıble tarafına sıra ile dizdiler ve kapının yan söğelerini taştan ördüler. Ashap kasideler söyleyerek taş taşımaya başladılar. Allah Resulü (a.s.) da onlarla birlikte olarak hep beraber şöyle diyorlardı:
"Ey Allahım! Muhakkak Ahiret hayrından başka hayır (denecek bir şey) yoktur.
Öyle ise Ensar ile Muhacirlere yardım et!"
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 816

Berâe b. Azib (r.a.) şöyle anlattı:
Hz. Peygamber (a.s.) ile beraber 16 ay Beytu'l-Makdis'e doğru namaz kıldım. Nihayet Bakara suresindeki şu ayet nazil oldu: Yüzünü çok kere göğe doğru çevirdiğini görüyoruz. Şu anda seni arzu ettiğin kıbleye döndüreceğiz. Artık namazda yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. Siz de (ey müminler) nerede bulunursanız namazda yüzünüzü o yana çevirin. Şüphesiz ki kendilerine kitap verilenler, bunun, Rablerinden gelen bir gerçek olduğunu çok iyi bilirler. Allah onların yaptıklarından habersiz değildir.Bu ayet nazil olup Peygamber namazı tamamladıktan sonra cemaatten biri gitti ve Ensardan namaz kılmakta olan bir cemaate uğradı. Onlara kıblenin değiştirildiğini söyledi. Bunun üzerine (namazlarını bozmadan oldukları gibi) yüzlerini Beytullah tarafına döndürdüler.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 818

İbn Ömer (r.a.) şöyle anlattı:
İnsanların Kuba mescidinde sabah namazını kıldıkları sırada kendilerine birisi geldi ve: Bu gece Allah Resulü'ne vahiy indirilmiş ve Kâbe'ye yönelmesi emredilmiştir. Artık bundan sonra siz de Kâbe tarafına yöneliniz, dedi. Kuba halkı da yüzleri Şam'a doğru iken Kâbe tarafına yöneldiler.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 820

Aişe (r.ah.) şöyle anlatır:
Ümmü Habibe ile Ümmü Seleme, Habeşistan'da gördükleri, içinde resimler bulunan bir kiliseden Allah Resulü'ne bahsettiler. Allah Resulü (a.s.): "Onlar içlerinde iyi bir kimse zuhur edip vefat ettiğinde onun kabri üzerine bir mescit bina ederler ve bu resimleri yaparlar. İşte onlar Kıyamet gününde Allah katında yaratılmışların en şerlileridirler" buyurdu.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 822

Aişe (r.ah.) şöyle anlatır:
Allah Resulü (a.s.) bir daha kalkamadığı (vefat ettiği) hastalığında: "Allah, Yahudi ve Hıristiyanları rahmetinden uzak kılsın! Bunlar Peygamberlerinin kabirlerini birer mescit edindiler" buyurdu. Hz. Aişe der ki: Bu endişe olmasaydı Allah Resulü'nün kabri açık bulundurulurdu. Fakat onun da bir mescit edinilmesinden korkulmuştur.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 823

Ebu Hureyre'nin (r.a.) naklettiğine göre:
Allah Resulü (a.s.) şöyle buyurdu: "Allah Yahudileri helak etsin. Çünkü onlar Peygamberlerinin kabirlerini birer mescit edinmişlerdir."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 824

Aişe (r.ah.) şöyle anlattı:
Allah Resulü (a.s.) son hastalığında (çektiği zahmetten dolayı) yanında bulunan bir abayı (ikide bir) yüzüne örter dururdu. Aba kendisine sıkıntı verdikçe yine atıp yüzünü açardı. İşte bu halde iken: "Yahudi ve Hıristiyanlara Allah lânet etsin. Çünkü onlar, Peygamberlerinin kabirlerini (kendilerine) birer mescit edindiler" buyurdu. Bu sözleri ile onların yaptıklarından (ümmetini) sakındırıyordu.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 826

Hz. Osman b. Affan'ın (r.a.) rivayet ettiğine göre: Kendisi (Osman b. Affan)
Allah Resulü'nün (a.s.) Mescidini yeniden inşa ettiği zaman halkın dedikoduları üzerine şöyle dedi: Siz çok söylenmeye başladınız. Halbuki ben Allah Resulü'nün şöyle buyurduğunu işittim: "Her kim Allah Teala için (ravilerden Bükeyr Bununla Allah'ın rızasını kastederek dediğini sanıyorum, dedi) bir mescit inşa ederse Allah Teala da ona Cennette bir ev inşa eder."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 828

Sa'd b. Ebu Vakkas'ın (r.a.) rivayet ettiğine göre:
Musab b. Sa'd şöyle dedi: (Bir defa) babamın yanında namaz kıldım. Rüku esnasında diz kapaklarımın önünde iki avucumu birbirine kapattıktan sonra ellerimi ikisi arasına koydum. Babam bana ellerini diz kapaklarının üzerine koy, dedi. Sonra diğer bir defa babamın yasakladığı o hareketi tekrar yaptım. Bu sefer babam ellerime vurdu ve: Biz öyle (ellerimizi birleştirip dizlerimizin arasına) koymaktan nehyedildik. Ve avuçları diz kapakları üzerine koymakla emredildik, dedi.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 832

Abdullah b. Mesûd (r.a.) şöyle anlattı:
Allah Resulü (a.s.) namazda iken biz ona selam verirdik de kendisi bizim selamımızı alırdı. Necaşi'nin yanından döndüğümüz vakit kendisine (yine namaz içinde) selam verdik fakat bu sefer selamımızı almadı. Ey Allah'ın Resulü! Evvelce biz size namaz içinde bulunduğunuz sırada selam verirdik, siz de selamımıza karşılık verirdiniz, dedik. "Namazda muhakkak bir meşguliyet vardır (yani namaz başka işe bırakmaz) " buyurdu.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 837

Zeyd b. Erkam (r.a.) şöyle dedi:
Biz, (ilk zamanlar) namazda konuşurduk. Kişi namazda bulunduğu halde yanındaki arkadaşına laf atardı. Nihayet Namazlara dikkat edin, özellikle orta namaza; Ve Allah'a derin bir saygı ve korku içinde el bağlayıp divana durun!ayeti nazil oldu. Bunun üzerine susmamız emredildi ve konuşmamız yasaklandı.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 838

Cabir b. Abdullah (r.a.) şöyle anlatır:
Allah Resulü (a.s.) beni bir iş için göndermişti: Sonra ona yolunda yürür halde yetiştim. (Ravi Kuteybe Namaz kılarken, demiştir). Ve kendisine selam verdim. O da işaretle selamı aldı. Namazı bitirince beni çağırdı ve: "Biraz önce sen selam verdin, halbuki ben namaz kılıyordum" buyurdu. O zaman kendisi yüzünü ve bineğini doğu tarafına yöneltmiş durumdaydı.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 839

Ebu Hureyre'nin (r.a.) naklettiğine göre:
Allah Resulü (a.s.) şöyle buyurdu: "Cin taifesinden bir İfrit dün gece namazımı bozmak için bana ansızın hücum etti. Fakat Allah Teala beni ona karşı (istediğimi yapmaya) kuvvet ve imkan verdi de hemen onu boğazından yakaladım. Sabah olunca hepiniz onu göresiniz diye mescidin direklerinden birinin yanı başına bağlamak istedim. Sonra kardeşim Süleyman'ın şu duasını hatırladım: Ey Rabbim! Beni bağışla, bana benden sonra kimsenin ulaşamayacağı bir hükümranlık ver. Şüphesiz sen, daima bağışta bulunansın.Bunun üzerine Allah onu kovarak reddetti."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 842

Ebu Katâde'nin (r.a.) naklettiğine göre:
Allah Resulü (a.s.) kızı Zeynep ile damadı Ebu'l-As b. Rabi'in kız çocuğu Ümame'yi taşıyarak namaz kılar idi. Doğrulduğu zaman onu taşır, secdeye vardığında yere koyardı. Ravi Yahya b. Yahya dedi ki: Malik'e, bu hadisi sana Âmir b. Abdullah mı rivayet etti? diye sordum. Malik: Evet, dedi.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 844

Sehl b. Sa'd'dan (r.a.) gelen bir rivayette Sehl şöyle anlatmaktadır:
Minberin hangi ağaçtan yapıldığında ihtilaf eden bir takım kimseler Sehl b. Sa'd'a gelip ona sordular. Sa'd: "Vallahi ben, onun neden yapıldığını da yapanı da bilirim. Allah Resulü'nün (a.s.) üzerine oturduğu ilk günde de Allah Resulü'nü görmüşümdür." Ravi dedi ki: Ben ona ey Ebu Abbas! Bize anlatsana dedim. Kendisi şöyle dedi: Allah Resulü (Ensar kadınlarından) birine (Ebu Hazım dedi ki: Sehl o zaman bu kadının ismini söylemiştir.) haber gönderip şöyle buyurdu: "Marangoz köleni gör de benim için insanlara hitap ettiğim zaman üzerinde durabileceğim tahtadan bir yer yapsın." Bunun üzerine o zat şu üç basamağı yaptı. Sonra Allah Resulü minberle ilgili emrini verdi de işte şu yere konuldu. O, Ğabe'nin ılgın ağacından yapılmıştır. Ben Allah Resulü'nün onun üstüne çıktığını gördüm. İftitah tekbirini aldı. Arkasındaki insanlar da tekbir aldılar. Kendisi minber üzerinde bulunduğu halde sonra rükudan başını kaldırdı ve gerisin geriye giderek indi. Nihayet minberin dibinde secde etti. Sonra minber üzerine döndü. Namazının sonunu getirinceye kadar böyle yaptı. Sonra insanlara dönüp şöyle hitap etti: "Ey insanlar! Benim böyle yapışım bana uyasınız ve namazımın nasıl olduğunu öğrenip anlayasınız diyedir."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 847

Ebu Hureyre'nin (r.a.) naklettiğine göre:
Hz. Peygamber (a.s.) insanı, ellerini kalçasının üzerine koyarak namaz kılmaktan nehyetmiştir.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 848

Muaykıb (r.a.) şöyle dedi:
Hz. Peygamber (a.s.) mescitte secde yerlerindeki ufacık çakıl taşlarını elle düzeltmekten bahsetti ve "Eğer bunu muhakkak yapacaksan bari bir defa yap!" buyurdu.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 849

Abdullah b. Ömer'in (r.a.) anlattığına göre:
Allah Resulü (a.s.) kıble duvarında bir tükürük gördü ve onu kazıdı. Sonra insanlara döndü ve şöyle buyurdu: "Herhangi biriniz namaz kılarken sakın önüne doğru tükürmesin. Çünkü namaz kıldığı zaman Allah, yüzünün geldiği taraftadır."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 852

Ebu Saîd Hudrî'nin (r.a.) anlattığına göre:
Hz. Peygamber (a.s.), Mescidin kıblesinde bir tükürük gördü ve onu bir taş parçasıyla kazıdı. Sonra kişiyi sağına yahut önüne tükürmekten nehyetti. Şayet (zaruret varsa) soluna yahut sol ayağının altına tükürsün, buyurdu.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 853

Ümmül-Müminin Aişe (r.ah.) şöyle anlatır:
Hz. Peygamber (a.s.) kıble duvarında bir tükürük yahut bir sümük veyahut bir balgam gördü de onu kazıdı.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 854

Enes b. Malik'in (r.a.) naklettiğine göre:
Allah Resulü (a.s.) şöyle buyurdu: "Her biriniz namazda olduğu zaman şüphesiz Rabbi ile konuşur. O halde (hiç biriniz) ne önüne ne de sağına tükürmesin. Mecbur kalırsa sol tarafına, ayağının altına tükürsün."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 856

Enes b. Malik'in (r.a.) naklettiğine göre:
Allah Resulü (a.s.) şöyle buyurdu: "Mescitte tükürmek bir günahtır, kefareti ise o tükürüğü toprağa gömmektir."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 857

Enes b. Malik (r.a.) rivayet ettiğine göre, Saîd b. Yezid şöyle anlattı:
Enes b. Malik'e, Allah Resulü (a.s.) ayakkabıları ayağında iken namaz kılar mıydı? Diye sordum. O, evet cevabı verdi.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 862

MESCİTLER VE NAMAZ KILMA YERLERİ
Müminlerin annesi Aişe (r.ah.) şöyle anlatır:
(Bir defa) Hz. Peygamber (a.s.), üstünde damgalar bulunan bir aba içinde namaz kıldı ve arkasından: "Şunun damgaları (resimleri ve şekilleri) beni meşgul etti. Binaenaleyh bunu Ebu Cehm'e götürün de bana onun Enbicanîsini (süssüz ve desensiz elbisesini) getirin" buyurdu.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 863

Enes b. Malik'in (r.a.) naklettiğine göre:
Allah Resulü (a.s.) şöyle buyurdu: "Akşam yemeği hazırlanmışken namaz için de kamet edildiğinde evvela yemeğe başlayınız."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 866

İbn Ömer'in (r.a.) naklettiğine göre:
Allah Resulü (a.s.) şöyle buyurdu: "Herhangi birinizin yemeği konulup, namaz için de kamet edildiğinde yemeğe başlayınız. Sakın yemeği bitirinceye kadar acele etmeyiniz."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 868

İbn Ömer'in (r.a.) naklettiğine göre:
Allah Resulü (a.s.), Hayber gazvesinde: "Şu yeşillikten yani sarımsaktan her kim yediyse mescitlere gelmesin" buyurdu.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 870

Enes (r.a.) şöyle anlattı:
Enes'e, sarımsaktan soruldu da o, şöyle dedi: Allah Resulü (a.s.): "Her kim şu yeşillikten yedi ise bize yaklaşmasın ve bizimle beraber namaz kılmasın" buyurdu.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 872

Cabir (r.a.) şöyle dedi:
Allah Resulü (a.s.), soğan ve pırasa yemeyi yasaklamıştı. Bir yerde mecbur kaldık ve biz de bunlardan yedik. Bunun üzerine Allah Resulü: "Her kim şu koku yayan yeşillikten yediyse mescidimize yaklaşmasın. Çünkü melekler de insanların eziyet çektikleri seylerden eziyet çekerler" buyurdu.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 874

Ömer b. Hattab (r.a.) dedi ki:
Ben Allah Resulü'ne kelâle hususundaki müracaatım kadar hiçbir şeyde müracaat etmiş değilim. Hiçbir şey hususunda bana kelâlede olduğu kadar haşin davranmadı. Nihayet parmağıyle göğsüme dürttü ve: "Ey Ömer! Nisa suresinin sonundaki ayetu's-sayf (yazın nazil olan ayet) sana kâfi gelmiyor mu?" buyurdu. Ve ben eğer yaşarsam, kelâle hususunda Kur'an'ı okuyanların ve okumayanların hükmedeceği bir hükümle hükmedeceğim. Ömer bundan sonra şöyle dedi: "Ey Allahım! Yer yüzünün (mıntıkaların) emîrleri üzerine seni şahit yapıyorum. Ben o emîrleri o memleketler halkı üzerine ancak onlara adalet etsinler, halka dinlerini ve Peygamberlerinin sünnetini öğretsinler, ganimetlerini aralarında taksim etsinler ve onların işlerinden kendilerine problemli gelen şeyleri bana arzetsinler diye göndermişimdir. Sonra siz ey insanlar! İki habisten başka bir şey görmediğim iki bitkiyi, şu soğan ve sarmısağı yiyorsunuz. Yemin olsun ben. Allah Resulü'nü gördüm ki mescit dahilinde bir kimseden onların kokusunu duyduğu zaman onun çıkarılmasını emrederdi de o şahıs derhal Baki tarafına çıkarılırdı. Benaenaleyh soğan ile sarmısağı her kim yiyecekse onların kokularının kuvvetini pişirmek suretiyle kırsın."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 879

Abdullah b. Buhayne (r.a.) şöyle dedi:
Allah Resulü (a.s.), namazların birinden bize iki rekâtını kıldırdı. Sonra (birinci teşehhüd için) oturmadan kalktı. Cemaat de (ona uyarak) kendisi ile beraber ayağa kalktı. Namazını tamamladığı zaman biz selam vermesini beklerken selam vermeden evvel tekbir aldı. Ve oturduğu halde (yanılmaktan dolayı) iki secde yaptı, sonra selam verdi.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 885

Abdullah b. Mesûd (r.a.) şöyle dedi:
Allah Resulü (a.s.), bize namaz kıldırdı. (İbn Mesûd'dan rivayet eden Alkame'nin ravisi İbrahim Namazı ya artırdı yahut da eksiltti, dedi). Allah Resulü selam verince ona: Ey Allah'ın Resulü! Namaz hakkında yeniden bir şey mi (vahiy mi) geldi? denildi. "Neden sordun?" buyurdu. Şöyle, şöyle kıldınız da ondan, dediler. Bunun üzerine (Allah Resulü hemen teşehhüd vaziyetini almak üzere) iki bacağını kıvırdı ve kıbleye karşı yönelip iki secde etti. Sonra selam verdi. Sonra yüzünü bize döndürdü ve şöyle buyurdu: "Namaz hakkında yeniden bir şey (vahiy) gelmiş olsaydı muhakkak bunu size (önceden) haber verirdim. Fakat ben de ancak sizin gibi bir insanım. Siz unuttuğunuz gibi ben de unuturum. (Bir şeyi) unuttuğum zaman bana hatırlatınız. İçinizden biri namazından şüphe edecek olursa doğru olmaya daha yakın olan ihtimali seçsin (doğrudur diye verdiği karara yönelsin) de namazını onun üzerine tamamlasın. Sonra da iki kere secde yapsın."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 889

Ebu Hureyre (r.a.) der ki:
Allah Resulü (a.s.) bir defasında bize öğleden sonraki namazlardan birini, ya öğleyi, ya ikindiyi kıldırırken iki rekâtte selam verdi. Sonra mescidin kıble tarafında bulunan bir hurma gövdesine geldi ve ona öfkeli olarak dayandı. Cemaatin içinde Ebu Bekr ve Ömer de bulunmaktaydı. Bunlar çekinerek bir şey söylemediler. İnsanların acele çıkmak isteyenleri dışarı çıkıp (kendi kendilerine) namaz kısaldı, dediler. Zül-Yedeyn ayağa kalktı ve: Ey Allah'ın Resulü! Namaz kısaldı mı yoksa sen mi unuttun? dedi. Peygamber, sağa sola bakıp: "Zül-Yedeyn ne söylüyor?" buyurdu. Doğru söyledi, iki rekâtten başka kılmadınız, dediler. Bunun üzerine Allah Resulü iki rekât daha kıldırdı ve selam verdi. Sonra tekbir alıp secdeye vardı, sonra tekbir alıp başını secdeden kaldırdı. Sonra tekrar tekbir alıp secdeye vardı. Sonra tekbir alıp başını secdeden kaldırdı.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 896
İbn Ömer (r.a.) şöyle anlattı:
Hz. Peygamber (a.s.), Kur'an okurdu. Bazen içinde secde ayeti bulunan bir sureyi okurdu da hemen secde ederdi. Biz de ona uyarak secde ederdik. O kadar (kalabalık ve sıkışık bir halde secde ederdik) ki, bazılarımız alnını koymak için yer bulamazdı.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 900

Abdullah b. Mesûd (r.a.) şöyle anlatır:
Pegamber (a.s.), Mekke'de iken, "Necm" suresini okudu ve bu surede secde etti. Onunla beraber olanlar da secde ettiler. Yalnız bir ihtiyar kişi bir avuç çakıl veya toprak alıp onu anlına götürdü ve: Bu bana yeter, dedi.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 902

Zeyd b. Sabit'in (r.a.) rivayetinde anlatıldığına göre:
Atâ b. Yesar Zeyd b. Sabit'e (r.a.) imamla beraber namaz kılan için kıraatin hükmünü sordu? Zeyd b. Sabit (r.a.): "İmamla beraber kılınan hiç bir namazda kıraat yoktur" dedi. Allah Resulü'nün (a.s.) huzurunda "ve'n-necmi iza heva" suresini okuduğunu ve secde etmediğini de söyledi.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 903

Ebu Hureyre'den (r.a.) Ebu Seleme b. Abdurrahman'ın (r.a.) rivayet ettiğine göre:
Ebu Hureyre onlara, "ize's-semau inşekkat" suresini okudu ve onda secdeye vardı. Secdeyi yaptıktan sonra Allah Resulü'nün (a.s.) bu surede secde ettiğini onlara haber verdi.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 904

İbn Abbas (r.a.) şöyle dedi:
Allah Resulü'nün (a.s.) namazının bittiğini (sonrasında getirilen) tekbirden anlardık.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 917

Aişe (r.ah.) şöyle dedi:
Medine'deki Yahudilerin yaşlı kadınlarından ikisi bana geldiler. (Konuşurken:) Kabirlerde olanlar kabirlerinde azap görürler, dediler. Ben onların bu sözlerini yalanladım. Onları tasdik etmek için evet demeye gönlüm razı olmadı. Ardından çıkıp gittiler. Derken Allah Resulü yanıma geldi. Ben de ona: Ey Allah'ın Resulü! Medine Yahudilerinin yaşlı kadınlarından ikisi benim yanıma geldiler ve kabir ahalisine kabirlerinde muhakkak azabedilir, dediler dedim. Bunun üzerine Allah Resulü: "O kadınlar doğru söylemişlerdir. Onlar kabirlerinde öyle bir azap görürler ki o azabı konuşamayan hayvanlar bile işitir" buyurdu. Aişe: Artık bundan sonra Allah Resulü'nü her namazda kabir azabından (Allah'a) sığınırken görmüşümdür, dedi.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 922

Müminlerin annesi Aişe (r.ah.) şöyle dedi:
Allah Resulü'nün (a.s.) namazı içinde iken Deccal fitnesinden Allah'a sığındığını işittim.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 923

Ebu Hureyre'nin (r.a.) naklettiğine göre:
Allah Resulü (a.s.) şöyle buyurdu: "Sizden herhangi biriniz teşehhüd yaptığı zaman şu dört şeyden Allah'a sığınsın ve şöyle desin: Ey Allahım! Cehennem azabından, kabir azabından, hayat ve ölüm fitnelerinden ve Mesih Deccal fitnesinin şerrinden ancak sana sığınıyorum."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 924

Hz. Peygamber'in eşi Aişe (r.ah.) şöyle haber verdi:
Hz. Peygamber (a.s.), namaz (ın sonun) da: "Ey Allahım! Ben kabir azabından sana sığınırım. Mesih Deccal'in fitnesinden sana sığınırım. Hayat ve ölüm fitnelerinden sana sığınırım. Ey Allahım! Ben günahtan ve borçlanmaktan sana sığınırım" diye dua ederdi. Biri kendisine: Ey Allah'ın Resulü! Borçtan ne de çok sığınıyorsun! dedi. Bunun üzerine: "İnsan borçlandığı vakit söz söyler de yalan uydurur, söz verir de sözünde durmaz" buyurdu.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 925

Muğire b. Şu'be (r.a.) mevlası Verrad'dan rivayetle şöyle anlatır: Muğire b. Şu'be Muaviye'ye,
Allah Resulü'nün (a.s.), namazı bitirip selam verdiği zaman şunu söylediğini yazdı: "Yegâne olan Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. Onun hiçbir benzeri yoktur. Mülk onundur. Hamd, ona aittir. Her şeye kudreti yeten odur. Allahım, senin verdiğine mani olabilecek hiç kimse yok. Vermediğine verebilecek de hiç kimse yok. Baht ve servet sahibinin baht ve serveti senin lütuf ve ihsanın yerine geçip de kendisine fayda veremez."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 933

Ebu Hureyre (r.a.) şöyle nakletmiştir:
Muhacirlerin fakirleri Allah Resulü (a.s.)'a geldiler ve "Ey Allah'ın Resulü, çok mal sahibleri yüksek dereceleri ve devamlı nimetleri alıp gittiler," dediler. Allah Resulü: "Bu nasıl olur?" buyurdu. Cevaben: Bizim namazımız gibi namaz kılarlar, bizim orucumuz gibi oruç tutarlar. Halbuki onlar sadaka da verirler (oysa) biz veremiyoruz, köle de azat ederler (oysa) biz edemiyoruz, dediler. Bunun üzerine Allah Resulü: "Size bir şey öğreteyim mi, ki onu yapmakla sizi geçip geride bırakmış olanlara yetişirsiniz, sizden sonraya kalanları da geçersiniz. Sizin gibi yapanlar müstesna hiçbir kimse de sizden daha üstün olamaz!" buyurdu. Evet, öğretiniz ey Allah'ın Resulü! dediler. "Her namazdan sonra otuzüç kere Subhanellah, Allahu Ekber ve Elhamdu lillah deyiniz" buyurdu.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 936

Ebu Hureyre (r.a.) şöyle dedi:
Allah Resulü (a.s.) namaz başlangıçlarında iftitah tekbiri aldığı zaman okumaya başlamadan evvel biraz susardı. Dedim ki: Ey Allah'ın Resulü! Anam, babam sana kurban olsun. Tekbir ile kıraat arasındaki şu sükutunu, orada ne dediğini bana haber verirmisin? O, "Şöyle derim" buyurdu: "Allahım! Beni günahlarımdan doğu ile batı arasını açtığın kadar uzak tut. Allahım! Beyaz kumaş kirden, pastan nasıl temizlenirse beni günahlarımdan öyle temizle. Allahım! (Geçmiş) günahlarımdan da beni kar ile, su ile ve dolu ile tertemiz yıka!"
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 940

Ebu Hureyre'nin (r.a.) naklettiğine göre:
Allah Resulü (a.s.) şöyle buyurdu: "Namaz için kamet getirildiği zaman namaza koşa koşa gelmeyip, sakin bir şekilde yürüye yürüye geliniz. Namazın yetiştiğiniz kadarını (imamla beraber) kılınız, kaçırdığınız kısmını da kendiniz tamamlayınız."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 944

Ebu Katâde (r.a.) şöyle dedi:
Biz Allah Resulü (a.s.) ile birlikte namazda iken o, konuşma ve haykırışma sesleri duydu. (Namazı kıldırdıktan sonra:) "Ne oluyorsunuz?" diye sordu. Namaza yetişmek için acele ettik, dediler. Buyurdu ki: " (Hayır) öyle yapmayınız. Namaza geldiğinizde sekinetten ayrılmayınız (ağır ağır geliniz). Namazın yetiştiğiniz kadarını (imam ile beraber) kılınız, kaçırdığınız kısmını da siz tamamlayınız."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 948

Ebu Katâde'nin (r.a.) naklettiğine göre:
Allah Resulü (a.s.) şöyle buyurdu: "Namaz için kamet getirildiğinde beni görmedikçe ayağa kalkmayınız."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 949

Ebu Hureyre (r.a.) şöyle dedi:
(Bir defasında) namaz için kamet getirildi. Biz de Allah Resulü (a.s.) bizim yanımıza çıkmadan önce kalktık ve safları düzelttik. Sonra Allah Resulü geldi, nihayet namaz kılacağı yerde durunca tekbir almadan evvel (yıkanması lazım geldiğini) hatırladı. Hemen yerinden ayrıldı ve bize: "Yerinizde durun!" dedi. Biz, Allah Resulü yıkanmış ve başından su damlar olduğu halde tekrar bize gelinceye kadar kendisini ayakta bekledik. Sonra tekbir aldı ve bize namaz kıldırdı.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 950

Cabir b. Semure (r.a.) şöyle anlatır:
"Bilâl (vakit girince) ezanı okur, Hz. Peygamber (a.s.) çıkıncaya kadar kamet getirmezdi. Onun çıktığını görünce kamet getirirdi."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 953

Ebu Hureyre'nin (r.a.) naklettiğine göre:
Allah Resulü (a.s.) şöyle buyurdu: "Her kim namazın bir rekâtına yetişirse o namaza yetişmiş olur."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 954

Ebu Mesûd'un (r.a.) duyduğuna göre:
Allah Resulü (a.s.) şöyle buyurmuştur: "Cebrail indi ve bana imam oldu. Ben de onunla beraber namaz kıldım. Sonra onunla birlikte namaz kıldım. Sonra onunla birlikte namaz kıldım. Sonra onunla birlikte namaz kıldım. Sonra onunla birlikte namaz kıldım." Bunu söylerken Allah Resulü (a.s.) beş (vakit) namazı parmaklarıyla sayıyordu.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 959

Aişe (r.ah.) şöyle anlatır:
Hz. Peygamber (a.s.), güneş (ışığı) hücremde tırmanırken ve henüz gölge (hücremin doğu duvarına) dönmeden ikindiyi kılar idi.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 961

Ebu Hureyre'nin (r.a.) naklettiğine göre:
Allah Resulü (a.s.) şöyle buyurdu: "Sıcak şiddetlendiği vakitte namazı serinliğe bırakınız. Çünkü sıcağın şiddeti Cehennemin kaynamasındandır."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 972

Ebu Zerr (r.a.) şöyle dedi:
Allah Resulü'nün müezzini öğle namazı ezanını okumağa davrandı. Bunun üzerine Peygamber (a.s.): "Serinliğe bırak, serinliğe bırak!" buyurdu. Yahut "serinliği bekle, serinliği bekle" buyurdu. Arkasından şöyle dedi: "Şüphesiz sıcağın şiddeti Cehennemin kaynamasındandır. Sıcak şiddetlendiği zaman namazı serinliğe bırakınız."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 976

Ebu Hureyre'nin (r.a.) naklettiğine göre:
Allah Resulü (a.s.) şöyle buyurdu: "Cehennem ateşi Rabbine şikâyette bulundu: Ey Rabbim! Ben kendimi yiyorum (izin ver!), dedi. Yüce Allah da iki defa nefes almasına izin verdi. Nefesin biri kışın, diğeri yazın. Karşılaşmış olduğununuz çok şiddetli sıcak ile sizi en çok üşüten Zemheri soğuğu işte budur."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 977

Enes b. Malik (r.a.) şöyle dedi:
Sıcağın şiddetli vaktinde Allah Resulü (a.s.) ile birlikte namaz kılardık da herhangi birimiz sıcaktan alnını yere koyamadığı zamanlarda elbisesini yayar ve üzerine secde ederdi.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 983

Enes b. Malik (r.a.) şöyle dedi:
Allah Resulü (a.s.), güneş henüz yüksek ve dipdiri iken ikindi namazını kıldırırdı. (Namazdan sonra) Avali'ye giden insan, Avali'ye varırdı da güneş hâlâ yüksek bulunurdu.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 984

Enes b. Malik'in şöyle dediğini Ebu Umame anlatıyor:
Kendisi öğle namazından çıktıktan sonra Enes b. Malik'in Basra'daki mescidin yanında bulunan evinde huzuruna girdi. Şöyle dedi:Yanına girdiğimiz zaman bize: İkindiyi kıldınız mı? diye sordu. Biz de kendisine: Şu saatte öğlen namazından çıktık, dedik. İkindiyi kılınız dedi. Kalktık ve ikindi namazını kıldık. Namazı bitirdikten sonra şöyle dedi: Allah Resulü'nden (a.s.) işittim. buyuruyordu ki: "Bu, münafık namazıdır. Oturur güneşi gözetler, güneş şeytanın iki boynuzu arasında olduğu zaman, kalkar namazı kuşun gagalaması gibi süratle dört rekât kılar. Kıldığı bu namaz içinde Allah'ı ancak pek az zikreder."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 987

Rafi' b. Hadîc (r.a.) şöyle dedi:
Biz, Allah Resulü (a.s.) ile beraber ikindi namazını kılardık. Sonra deve boğazlanır. (Takribi) on parçaya bölünür, sonra pişirilirdi de güneşin batmasından önce pişmiş et yerdik.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 990

Abdullah b. Ömer'in (r.a.) naklettiğine göre:
Allah Resulü (a.s.) şöyle buyurdu: "İkindi namazını kaçıran kimse sanki ehlini de malını da elinden kaçırmış (kaybetmiş) gibidir."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 991

Hz. Ali (r.a.) şöyle dedi:
Hendek (Ahzap) günü olduğu zaman Allah Resulü (a.s.) buyurdu ki: "Allah onların kabirlerini ve evlerini ateş doldursun. Zira onlar ta güneş batıncaya kadar bizi hapsettiler ve orta namazını kılmaktan bizi alıkoydular."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 993

Cabir b. Abdullah'ın (r.a.) anlattığına göre:
Hendek harbi günü (gün battıktan sonra) Ömer b. Hattab gelip Kureyş kâfirlerine ağır sözler söylemeye başladı ve: Ey Allah'ın Resulü! İkindiyi az daha gün batmadan kılamayacaktım, dedi. Allah Resulü (a.s.): "Vallahi onu ben de kılamadım" buyurdu. Bunun üzerine kalktık Buthan vadisine indik. Orada Allah Resulü abdest aldı, biz de abdest aldık. Arkasından gün battıktan sonra Allah Resulü ikindiyi sonra onun arkasından da akşamı kıldırdı.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1000

Ebu Hureyre'nin (r.a.) naklettiğine göre:
Hadis: Allah Resulü (a.s.) şöyle buyurdu: " (Her gün) bir kısım melekler geceleyin, diğer bir kısım melek de gündüzleyin birbirlerinin peşi sıra size gelir içinizde kalırlar. Bunlar sabah ile ikindi namazlarında buluştuktan sonra (evvelce) içinizde kalmış olanlar semaya yükselirler. Yüce Allah namaz kılmış kullarının hallerini en iyi bilen iken (yine) o meleklere: Kullarımı ne halde bıraktınız? diye sorar. Onlar da: Onları namaz kılarlarken bıraktık. Nitekim namaz kılarlarken bulmuştuk, cevabını verirler."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1001

Cerir b. Abdullah (r.a.) şöyle dedi:
Bir gece Allah Resulü'nün (a.s.) yanında oturuyorduk. (Ayın ondördü idi). Allah Resulü aya baktı ve şöyle buyurdu: "Şu ayı nasıl birbirinize gösterebilmek için sıkışıp üst üste yığılmanıza gerek kalmaksızın hiç zahmetsizce görüyorsanız, Rabbinizi de öylece göreceksiniz. Artık güneşin doğmasından da, batmasından da evvelki namazların hiçbirini geçirmemek elinizden gelirse ona çalışınız." Bunlarla ikindi ve sabah namazlarını kasteder. Sonra Cerir şu ayeti okudu: Bunun için onların atıp tutmalarını, sabırla karşıla, güneşin doğmasından önce Rabbini yücelterek ibadetini yap, batmasından önce de; gecenin başladığı zamanla gündüzün iki ucunda da ibadet et ki, gönül rahatlığına eresin.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1002

Ebu Musa'nın (r.a.) naklettiğine göre:
Allah Resulü (a.s.) "Her kim iki serinlik namazını (sabah ve ikindi namazlarını) kılarsa Cennete girecektir" buyurmaktadır.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1005

Seleme b. Ekva'nın (r.a.) naklettiğine göre:
Allah Resulü (a.s.), akşam namazını güneş battığı yani perdenin arkasına çekildiği zaman kılar idi.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1006

Rafi' b. Hadîc (r.a.) şöyle dedi:
Biz akşam namazını Hz. Peygamber (a.s.) ile birlikte kılardık da her birimiz namazdan çıktığında attığı okun nereye düştüğünü muhakkak görürdü.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1007

Hz. Peygamber'in zevcesi Aişe (r.ah.) şöyle anlattı:
Allah Resulü (a.s.) bir gece yatsı namazını geç vakte kadar bıraktı. Bu, gecenin karanlığında kılındığı için atame (karanlık) namazı denilen namazdır. Allah Resulü o gece hücresinden erken çıkmadı. Nihayet Ömer b. Hattab (Buradaki) kadınlar ve çocuklar uyuya kaldılar dedi. Bunun üzerine Allah Resulü dışarıya çıkıp yanlarına vardığı zaman mescitte bulunanlara: "Şimdi yeryüzünde sizden başka bu namazı bekleyen hiç kimse yoktur" buyurdu. Bu (dediğim) İslâm henüz insanlar arasında yayılmadan evvel idi.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1008

Abdullah b. Ömer (r.a.) şöyle anlattı:
Bir gece mescitte yatsı namazını kıldırması için Allah Resulü'nü (a.s.) bekleyip kaldık. Sonra gecenin üçte biri yahut daha sonrası geçtiği vakit yanımıza geldi. Kendisini ailesi ile ilgili bir şey mi meşgul etti, yahut bunun dışında bir sebep mi bilmiyoruz. Yanımıza çıktığı zaman: "Siz bir namaz için bekliyorsunuz ki sizden başka hiçbir din ehli onu beklemiyor. Eğer ümmetime ağır gelmeseydi onlara muhakkak bu saatte kıldırır idim" buyurdu. Sonra muezzine emretti. Oda namaz için kamet etti ve Allah Resulü namazı kıldırdı.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1010

Enes (r.a.) Sabit'ten rivayetle şöyle dedi:
Enes'e Allah Resulü'nün mührünü sordular, Enes de: Allah Resulü (a.s.) bir gece yatsı namazını gecenin yarısına kadar yahut nerde ise yarısının geçmesine kadar geri bıraktı. Sonra geldi ve: " (Bu saatte) insanlar namaz kılmışlar ve uyumuşlardır. Siz ise namazı beklemekte olduğunuz müddetçe bir namaz içinde bulunmaktasınız" buyurdu. Enes dedi ki: Gümüşten yüzüğünün (mührünün) parıltısı hâlâ gözümün önündedir. Enes bunu söylerken sol elinin küçük parmağını kaldırarak Peygamber'in yüzüğünün orada bulunduğunu işaret etti.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1012

Ebu Musa (r.a.) şöyle dedi:
Ben ve gemide benimle beraber (Medine'ye) gelenler Bakii Buthan'a inmiştik. Allah Resulü'de (a.s.) Medine'de idi. Her gece yatsı namazı vaktinde Allah Resulü'nün huzuruna bizimkilerden beş on kişi nöbet ile giderlerdi. Ebu Musa devamla: Arkadaşlarımla ben Allah Resulü'nü kendilerinin bir işiyle biraz meşgul bulduk. Ondan dolayı da namazı gecenin yarısı oluncaya kadar geciktirdi. Sonra Allah Resulü çıktı ve cemaate namazı kıldırdı. Namaz kıldırdıktan sonra orada hazır olanlara: " (Gitmeğe) acele etmeyiniz. Sizlere müjdem var! İnsanlar içinde sizden başka bu saatte namaz kılan hiçbir kimsenin bulunmaması Allah'ın size (hass olan) nimetlerindendir." Yahut da "bu saatte sizden başka namaz kılmış kimse yoktur" buyurdu. (Ravi, bu iki sözün hangisini buyurduğunu kestiremiyoruz dedi). Yine Ebu Musa diyor ki: Bunun üzerine Allah Resulü'nden bunu işittiğimize sevinerek yerimize döndük.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1014

İbn Abbas (r.a.) şöyle anlattı:
Allah'ın Peygamberi bir gece yatsı namazını geciktirdi. O kadar ki mescitteki insanlar uyudular da uyandılar. Tekrar uyudular, tekrar uyandılar. Bunun üzerine Ömer b. Hattab kalktı (Mescitten Peygamber'in evine doğru) salate (namaza)! diye yüksekçe seslendi. Atâ'nın anlattığına göre, İbn Abbas şöyle dedi: Allah'ın Peygamberi çıktı. Başından su damladığı ve başına elini koyduğu halde (gelişi) hâlâ gözümün önündedir. Gelmesini muteakip buyurdu ki: "Ümmetime meşakkat yüklemek olmasaydı namazı böyle kılmalarını emrederdim." Ravi der ki: Atâ'dan Peygamber'in elini başı üzerine koyuş şeklini İbn Abbas'ın kendisine haber verdiği gibi tarif etmesini istedim. Atâ parmaklarını biraz ayırdıktan sonra parmak uçlarını tepesi üzerine koydu. Sonra bitiştirdi ve başının üzerinde gezdirip ta baş parmağı yüz cihetinden kulak yumuşağına değinceye kadar yukardan aşağı sakalının kenarına doğru indirdi. Bunu böylece tekrar tekrar yaparken yavaş yapmadığı gibi acele de etmiyordu.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1015

Aişe (r.ah.) dan:
Mümin kadınlar Hz. Peygamber (a.s.) ile beraber sabah namazını kılarlar sonra örtüleri ile bürünerek dönerlerdi. (Henüz ortalık ağarmamış ve kendileri iyice örtünmüş oldukları için) onları kimse tanıyamazdı.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1020

Cabir b. Abdullah'ın (r.a.) şöyle söylediğini
Muhammed b. Amr b. Hasan b. Ali anlatmaktadır: Haccac Medine'ye geldiğinde Cabir b. Abdullah'a (namaz vakitlerini) sorduk. O da şöyle dedi: Allah Resulü (a.s.), öğleni (zevalden sonra) gündüzün sıcağında, ikindiyi henüz güneş tertemiz iken, akşamı güneş battığında, yatsıyı bazen geç kıldırır, bazen erken kıldırırdı. Cemaatı toplanmış bulduğunda acele eder erken kıldırır, insanların ağır davranıp toplanamadıklarını gördüğü zaman namazı geciktirerek kıldırırdı. Sabah namazını ise onlar yahut Peygamber (a.s.) karanlıkta kıldırırlardı.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1023

Seyyar b.. Selame (r.a)
Ebu Berze'ye Allah Resulü'nün namazını sormuştu. Ebu Berze dedi ki: Allah Resulü, yatsı namazını bazen gecenin yarısına kadar geciktirmekte bir sakınca görmezdi. Bu namazdan önce uyumayı ve ondan sonra da oturup konuşmayı sevmezdi. Şu'be der ki: Sonra bir zaman geçince Seyyar'a kavuştum ve kendisine bu hadisi tekrar sorduğumda şöyle dedi: Allah Resulü öğlen namazını güneş ortadan biraz meylettiği zaman kıldırırdı. İkindiyi de (öyle bir saatte kıldırırdı ki) insan (namazdan sonra Mescitten) Medine'nin en uzak yerine giderdi de güneş henüz dipdiri bulunurdu. Ravi (Ebu'l-Minhal Seyyar b. Selame) akşam namazı hakkında Ebu Berze'nin hangi vakti zikrettiğini bilmiyorum, dedi. Şu'be der ki: Sonra bir zaman geçince Seyyar'a kavuştum ve kendisine bunu sordum. Dedi ki: Allah Resulü sabah namazını kıldırır, namazdan öyle bir zamanda çıkardı ki kişi yanında oturana baktığında onu tanırdı. Bu namazda Peygamber altmış ile yüz ayet kadar okurdu.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1024

Ebu Hureyre'nin (r.a.) naklettiğine göre:
Allah Resulü (a.s.) şöyle buyurdu: "Cemaatle kılınan namaz birinizin yalnız başına kıldığı namazdan yirmi beş derece daha faziletlidir."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1034

İbn Ömer'in (r.a.) naklettiğine göre:
Allah Resulü (a.s.) şöyle buyurdu: "Cemaatle kılınan namaz yalnız kılınan namazdan yirmi yedi derece daha faziletlidir."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1038

Ebu Hureyre'nin (r.a.) naklettiğine göre:
Allah Resulü (a.s.), namazların birinde bazı kimseleri göremedi. Bunun üzerine şöyle buyurdu: "Yemin olsun içimden öyle geçiyor ki, birine cemaate namaz kıldırmasını emredeyim. Sonra o cemaati bırakıp namaza gelmeyen kimselere gideyim. Onlar için birçok odun demetleri yığdırayım da kendileri içlerinde iken üzerlerine evlerini yakıversinler! Bu (cemaatten geri kalan) kimselerin herhangi birisi, burada semiz etli bir kemik parçası bulacağını aklı kesse muhakkak yatsı namazına gelirdi."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1040

Enes b. Malik (r.a.) den:
Enes'in ninesi Muleyke bt. Malik b. Adiy (r.ah.) Allah Resulü'nü (a.s.) hazırladığı bir yemeğe davet etti. Allah Resulü o yemekten yedi. Sonra: " (Haydin) kalkınız da size namaz kıldırayım!" buyurdu. Enes b. Malik der ki: Ben, hemen kullanıla kullanıla simsiyah olmuş (eski) bir hasırımıza davrandım. Üzerine (yumuşasın diye) biraz su serptim. Allah Resulü, namaza durdu. Yetim ile beraber ben de ardında (bir) saf olduk. Yaşlı kadın da arkamızda durdu. Allah Resulü (a.s.), bize iki rekât namaz kıldırdı, sonra gitti.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1053

Enes b. Malik (r.a.) şöyle dedi:
Allah Resulü (a.s.), insanların en güzel ahlâklısı idi. Bazen kendisi evimizde iken namaz vakti gelirdi de hemen altında bulunan serginin (düzeltilmesini) emreder, yaygı süpürülür, sonra üzerine su serpilir, daha sonra da Allah Resulü (a.s.), imam olur biz arkasında saf tutardık. O da bize namaz kıldırırdı. Enes'lerin bu yaygısı hurma yapraklarından idi.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1054

Enes (r.a.) şöyle anlattı:
Bir gün Peygamber (a.s.) bize geldi. Evde ancak ben, annem ve teyzem Ümmü Haram vardı. (Bir süre sonra): "Kalkınız size namaz kıldırayım!" buyurdu. (Bu, Farz namaz vakti dışında idi). Bize namaz kıldırdı. Bir kimse ravi Sabit'e Peygamber Enes'i (namaz için) nereye koydu? diye sordu da Sabit: Onu sağ tarafına durdurdu, dedi. (Enes şöyle anlattı:) Sonra bize, ev halkına dünya ve Ahiret hayırlarının hepsiyle dua etti. Annem: Ey Allah'ın Resulü! Bu, senin küçük hizmetçindir. Onun için Allah'a dua eyle dedi. Allah Resulü benim için her bir hayırla dua etti. Bana yaptığı duanın sonunda şöyle demişti: "Ey Rabbim! Bu çocuğun malını ve evladını çoğalt ve çoğaltmakta kendisi için bitmez bir bereket ihsan eyle."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1055

Ebu Musa'nın (r.a.) naklettiğine göre:
Allah Resulü (a.s.) şöyle buyurdu: "En çok namaz sevabı kazanan kişi, mescide en uzak noktadan yürüyerek gelendir. İmamla birlikte kılayım diye cemaatı bekleyen kimse, tek başına kılıpta uyuyandan daha büyük sevap kazanır."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1064

Ebu Hureyre (r.a.)
Allah Resulü'nü (a.s.) şöyle buyururken işitmiştir. "Söyleyin, birinizin kapısı önünde bir akar su bulunsa ve günde beş defa içinde yıkansa ne dersiniz? (Onun vücudunun) kirinden, pasından bir şey kalır mı?" Hayır, kirinden, pasından hiç bir şey kalmaz dediler. "Beş vakit namaz işte bunun gibidir. Onlarla Yüce Allah günahları yıkar, siler," buyurdu.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1071

Ebu Hureyre'nin (r.a.) naklettiğine göre:
Allah Resulü (a.s.) şöyle buyurdu: "Her kim sabahleyin veya zevalden sonra mescide giderse, bu sabah akşam her gittikçe Allah o kula, Cennetten konuklayacağı yerini hazırlar."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1073

Malik b. Huveyris (r.a.) şöyle anlattı:
Yaşça birbirimize yakın gençler topluluğu olarak Allah Resulü'ne (a.s.) geldik. Yanında yirmi gece kaldık. Allah Resulü merhametli ve ince kalpli idi. Ailemizi özlediğimizi anlayınca geride ailelerimizden kimleri bıraktığımızı bizlere sordu. Biz de kendisine haber verdik. Bunun üzerine şöyle buyurdu: "Ailelerinizin yanına dönünüz de içlerinde kalınız. Onlara öğretiniz. Yapılması gereken şeyleri onlara emrediniz. Namaz (vakti) geldiğinde içinizden biri size ezan okusun. Sonra en büyüğünüz size imamlık yapsın."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1080

Ebu Hureyre (r.a.) şöyle anlattı:
Allah Resulü (a.s.) sabah namazının kıraatini bitirdiği zaman "Allah'ü Ekber" der rükuya varır ve rükudan başını kaldırırken "Semia'llahu limen hamideh. rabbena ve leke'l-hamd" der idi. Sonra ayakta dikilirken: "Ey Allahım! Velid b. Velid'i, Selemet b. Hişam'ı Ayyaş b. Ebu Rabîa'yı ve (küffar elinde bulunup zayıf görülen müminleri) kurtar. Ey Allahım! Mudar kabilesini daha beter çiğne (mahvet). Bu yılları Yusuf'un (a.s.) o şiddetli yıllarına benzet. Ey Allahım! Lihyan, Ril, Zekvan ve Usayye kabilelerine lânet et. Onlar Allah'a ve Resulüne asi oldular," der idi. Sonra şu ayetler indiği zaman Allah Resulü'nün bu dualarla kunut yapmayı terkettiği haberi bize ulaştı: Senin bu hususta yapacak bir şeyin yok. Allah onları ya bağışlayacak, yahut cezalandıracaktır, çünkü onlar gerçekten zalimdirler.
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası: 1082

Arkadaşlarım

Bağlantılarım

Blogcu ile yapıldı