« Önceki | Sonraki »

12/6/2007

SELEF-İ SALİH’İN AKÎDESİ

 2

Ehl-i Sünnet Ve’l-Cemaat İtikadı 2

Akîdenin Tanımı 2

“Selef”in Sözlük Ve Terim Anlamı 2

Selef-i Salih’in Akîdesi’nin Uyulmaya En Layık Oluğu Nedendir?. 2

Selef-i Salih’in İtikad Usûlü. 3

1) İmanın Şartları 3

• Allah’a İman: 3

Rububiyyet Tevhidi: 3

Uluhiyyet Tevhidi: 3

İsim ve Sıfat Tevhidi: 3

• Meleklere İman: 4

• Kitaplara İman: 4

• Peygamberlere İman: 4

• Ahiret Gününe İman: 4

• Kadere İman: 5

2) İmanın Tarifi 5

3) Tekfir Meselesi 5

4) Vaad Ve Vaîd. 6

5) Velâ Ve Berâ. 6

1- Mutlak Velâ’yı (Dostluğu) Hakedenler: 6

2- Bir Bakıma Velâyı Hakeden, Bir Bakıma Berâya (Kendilerinden Uzaklaşmaya) Layık Olanlar: 6

3- Mutlak Olarak Berâ’yı (Kendisinden Uzak Kalmayı) Hakedenler: 7

6) Kerâmet 7

7) Delilleri Değerlendirmede Yöntem.. 8

8) Yöneticilere İtaat 8

9) Sahabenin Durumu. 9

10) Bid’at Ve Ehli 9

11) Emr-i Maruf Nehy-i Münker. 9

Son Olarak: 9


SELEF-İ SALİH’İN AKÎDESİ

 

Ehl-i Sünnet Ve’l-Cemaat İtikadı

 

Hamd, Alemlerin Rabbi Allah’a mahsustur. Salâtu Selâm Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in, ehlinin, sahabesinin ve de kıyamete kadar onları dost edinen herkesin üzerine olsun.

Bu risalede kısaca Selef-i Salih’in akîdesini açıkladık. Böyle bir risalenin hazırlanmasını gerekli kılan, İslam ümmetinin bugün içinde bulunduğu bölünmüşlük ve ayrılık hali; mevcut her grup ve cemaatin, kendi metoduna çağırmakta ve kendi cemaatini hak yol üzere görmekte oluşudur. İnsanlar, düştükleri bu keşmekeş içinde ne yapacaklarını, kime uyup, kimi örnek alacaklarını bilemez hale, inançlarını yitirme noktasına gelmişlerdir.

Elbette gerçek İslam’ın tamamen yok olduğu söylenemez. Çünkü Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Ümmetimden bir grup, Allah’ın emri (kıyamet) gelinceye kadar, hak üzere muzaffer olmaya devam edecek, onları desteksiz bırakanlar ve onlara muhalefet edenler, onlara zarar veremeyeceklerdir.”[1]

İşte bu noktada, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem‘in getirdiği İslam’a sarılan; sahabe, tâbiin ve etbâu’t-tabiin neslinde örneği görülen bu topluluğu “Fırkatu’n-Naciye’yi (Kurtuluşa eren fırka) ve “Taifetu’l-Mansura’yı (Allah’ın yardımına mazhar Taife) tanımamız gerekir. Selef-i Salih’in Allah hepsinden razı olsun doğal bir uzantısı olan bu grup, Ehl-i Sünnet ve’l Cemaat olarak da anılır.[2]

 

Akîdenin Tanımı

 

Sözlük Anlamı: Akd kökündendir. Düğüm, sağlamlaştırmak, kıvamına getirmek, sıkıca bağlamak anlamına gelir.

Terim olarak: İçinde hiçbir şüphenin bulunmadığı kesin inanç demektir.

 

“Selef”in Sözlük Ve Terim Anlamı

 

Sözlükte: Geçen, önceden olan, önde olan demektir. Önde geçen hakkında “Selefe’ş-Şey’u Selefen” O şey öne geçti, denilir.

Selef; geçmiş cemaattir. Allahu Teâla şöyle buyurdu:

“Onları, sonradan gelenlerin geçmişi (Selefi) ve bir ibret örneği kıldık.” (Zuhruf, 43/56)

Yaşça ve faziletçe sizden önde olan babalarınız ve dedeleriniz sizin selefinizdir. İşte bu nedenle ilk Müslümanlar Selef-i Salih olarak isimlendirilirler. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem sahabesi ve güzel bir şekilde onlara tabi olanlar, bu ümmetin selefidirler. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem‘in ashabının ve onlara güzel bir şekilde uyanların davet ettiği şeyin benzerine davet eden herkes de selef’in yolu üzerindedir. İmanlarındaki sadakatleri ve ibadetlerindeki ihlasları nedeniyle onlar, kendilerine uyulmaya en layık olan insanlardır. Allahu Teâla İslam mesajının tüm yeryüzüne tebliği için onları seçmiştir. Selef-i Salih’in İmamı Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ve ihtilaf halinde başvuru kaynakları, Allah’ın Kitabı ve Rasûl sallallahu aleyhi ve sellem‘in sünnetidir. Allahu Teâla şöyle buyurdu:

“Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz, Allah’a ve ahirete gerçekten inanıyorsanız  onu, Allah’a ve Rasûl’e götürün (onların talimatına göre halledin); bu hem hayırlı, hem de netice bakımından daha güzeldir.” (Nisa, 4/59)

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem‘den sonra selefin en hayırlısı, sıdk ve ihlas üzere, dini Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem‘den alan Sahabe-i Kiram’dır. Allahu Teâla onları şöyle vasfetmiştir:

“Müminler içinde Allah’a verdikleri sözde duran nice erler var. İşte onlardan kimi, sözünü yerine getirip o yolda canını vermiştir; kimi de (şehitliği) beklemektedir. Onlar hiçbir şekilde (sözlerini) değiştirmemişlerdir. (Ahzab, 33/23)

Selefi Salih’e uyan ve onların metodunu takip eden diğer dönemlerdeki müslümanlara da selefe nisbet olarak Selefî denilir. [3]

 

Selef-i Salih’in Akîdesi’nin Uyulmaya En Layık Oluğu Nedendir?

 

Çünkü genelde tüm müslümanların, özelde de alimler ve davetçilerin saflarını birleştirmenin yegane yolu bu akîdeye sahip olmaktır. Selef itikadının dayanağı Allahu Tealâ’nın vahyi, Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem‘in Sünneti ve Sahabeyi Kiramdan oluşan ilk müslümanların yoludur. Bunun dışındaki bir birlikteliğin akibeti, müslümanların bugün şahit olduğumuz ayrılık ve başarısızlık hallerinden başkası olamaz.

“Kendisi için doğru yol belli olduktan sonra, kim Peygamber’e karşı çıkar ve müminlerin yolundan başka bir yola giderse, onu o yönde bırakırız ve cehenneme sokarız; o ne kötü bir yerdir.” (Nisa, 4/115)

Selef yolu, müslümanı dolaysız olarak Allah ve Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem’e ve onların sevgisine bağlar. Zira Selef’in itikadının kaynağı, hevanın oyunlarından ve kısıtlı insan aklının kusurlarından uzak olarak, Allah ve Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem’in buyruklarına dayanır.

Bu akîde gayet kolaydır. Anlaşılır bir akîdedir ve nettir. Selef itikadını benimseyen kimse şüphe, vehim ve şeytanların vesveselerinden uzaktır. Çünkü bu akîdeye inanan bir kişi bu ümmetin Peygamberi’nin Ashab-ı Kiram-ı -Allah hepsinden razı olsun-nın gösterdiği yol gösterdiği yol üzerinde yürür. [4]

 

Selef-i Salih’in İtikad Usûlü

 

Ehli Sünnet ve’l Cemaat, itikadî, amelî ve ahlakî konularda, Allah’ın Kitabı ve Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sahih sünnetinden dayanak edindikleri sabit ve açık usullere göre hareket etmişlerdir. Ehl-i Sünnet, Dinin ana esaslarına dair, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem tarafından açıklanan kaidelere bağlıdır. Dini konularda kimsenin kendi görüşlerine göre icatlarda bulunup, onu dinden bir şey olarak takdim etme hakkı yoktur. Ehl-i Sünnet, şer’î naslara sarılarak bid’atlerden kaçınmıştır. Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat dinin ana esasları olarak bağlı olduğu asıllar şöyledir[5]:

 

1) İmanın Şartları

 

Allah’a, meleklerine, kitaplarına, elçilerine, ahiret gününe, hayır ve şerri ile kadere iman. [6]

 

• Allah’a İman:

 

Yani, Tevhid’in üç çeşidine inanmak, bunu ikrar ve bununla amel etmek. [7]

 

Rububiyyet Tevhidi:

 

Allah’ı, yaratma, rızık verme, diriltme, öldürme fiillerinde birlemek ve O’nun her şeyin Rabbi ve Sahibi olduğuna inanmak.

Tevhidin bu türünde Kureyş kâfirleri ile çeşitli din ve inanca mensup kimselerin büyük çoğunluğu muhalif kanaat belirtmezler. Hepsi kainatın yaratıcısının tek başına Allah olduğuna iman ederler. Nitekim yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

“Andolsun, onlara: Göklerle yeri kim yarattı diye sorsan, onlar elbette: Allah, diyeceklerdir.” (Lukman, 31/25)

“De ki: Yer ve oradakiler kimindir? Eğer biliyorsanız (söyleyin). Onlar: Allah’ındır, diyeceklerdir. Sen de ki: O halde siz iyice düşünüp ibret almaz mısınız? De ki: Yedi göğün ve büyük arşın Rabbi kimdir? Allah’tır, diyeceklerdir. De ki: O halde korkmaz mısınız? De ki: Herşeyin hakimiyeti elinde bulunan, himaye eden fakat kendisine karşı kimsenin himaye altına alınmasına imkân tanımayan kimdir? Eğer biliyorsanız (cevab verin). Onlar: Allah’tır diyeceklerdir. De ki: Öyle ise nasıl olur da aldanıyorsunuz? Hayır biz, onlara hakkı getirdik, onlar ise muhakkak yalancıdırlar.” (el-Mu’minûn, 23/84-90) [8]

 

Uluhiyyet Tevhidi:

 

Allahu Teâlâ hak ilahtır ve ondan başka kendisine ibadet edilen tüm ilahlar batıldır. Ayrıca sadece Allah’a ibadet etmek, hiçbir şeyi ve kimseyi O’na ortak koşmamak Uluhiyyet Tevhidi’nin gereğidir. Allahu Teâlâ’ya sevgi, korku ve ümit ile ibadet edilir. Bunlardan birinin eksikliği sapıklığa yol açar.

Dinin başı, sonu, içi ve dışı ulûhiyetin tevhididir. Rasûllerin ilk ve son çağrısı budur. Bunun için Rasûller gönderilmiş, Kitablar indirilmiş, cihad maksadıyla kılıçlar çekilmiş; mü’minlerle kâfirler, cennet ehli ile cehennem ehli birbirinden ayrılmıştır.

O halde ehl-i sünnet ve’l-cemaat’in yöntemi şudur:

Onlar yüce Allah’a ibadet eder ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Allah’tan başkasından dilekte bulunmazlar, ancak Allah’tan yardım dilerler. Ancak yüce Allah’ın imdatlarına koşmasını isterler. Yalnızca yüce Allah’a tevekkül ederler. O’ndan başkasından korkmazlar. Yüce Allah’a itaat, ibadet ederek ve salih ameller ile yakınlaşmaya çalışırlar. Yüce Allah:”Allah’a ibadet edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın.” (en-Nisâ, 4/36) diye buyurmaktadır. [9]

 

İsim ve Sıfat Tevhidi:

 

Selef-i Salih, Allah’ın vahdaniyetine şahitlik eder ve Alemlerin Rabbi’nin, vahiyle gelen veya Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in diliyle bildirilen tüm sıfatlarını, mahlukata benzetmeksizin, tekyif, ta’til, tahrif, tebdil ve temsile sapmaksızın aynen kabul ederler. Onların tüm bu konularda uydukları kaide Allahu Teâlâ’nın şu kavlidir:

“O’nun benzeri hiç bir şey yoktur. O işitendir, görendir.” (Şûra, 42/11)

Onlar Allah’ın yedi kat göklerin üstünde, Arşının üzerinde kullarından ayrı olduğuna inanırlar. Fakat bunun keyfiyeti (nasıl olduğu) bilinemez. Allah ilmiyle her şeyi kuşatmıştır. Allah’ın iki eli de açıktır ve dilediği gibi infak eder. Fakat ellerinin keyfiyetini (nasıl olduğunu) bilemeyiz. Çünkü Allahu Teâlâ bunun keyfiyetini bildirmemiştir. Ayrıca Allahu Subhanehu ve Teâlâ’nın kendi Kitabında ve Rasûlunun diliyle bildirdiği İşitme, Görme, İlim, Kudret, Kuvvet, İzzet, Kelam gibi sıfatlarına inanırlar. Allahu Teâlâ ahirette görünecek ve müminler gözleriyle O’na bakacaklardır. Onlar, Allah’ın ahirette kullarının arasını ayırmak için geleceğine de inanırlar. [10]

 

• Meleklere İman:

 

İcmalî olarak tüm meleklere inanırlar. Tafsilî olarak ise, delil ile sabit olan tüm meleklere ve onların Allah’ın, kendisine ibadet ve emirlerini yerine getirmek için nurdan yaratmış olduğu mahluklar olduğuna inanırlar. Allahu Teâlâ melekler hakkında şöyle buyurmuştur:

“O’ndan (emir almazdan) önce konuşmazlar; onlar, sadece O’nun emri ile hareket ederler.” (Enbiya, 21/27).

Allah onları bizden gizlemiştir, bu nedenle onları göremeyiz. [11]

 

• Kitaplara İman:

 

Allah’ın beşeriyetin hidayeti için indirmiş olduğu din ve nur kaynağı kitaplara iman ederler. Tevrat, İncil, Zebur, İbrahim ve Musa’nın sahifeleri bu ilahi kitaplardandır. Tüm bu kitapların en büyüğü ve tamamını nesh eden en son ilahî kitap ise Kur’an-ı Kerim’dir. Kur’an, Allah’ın indirilmiş kelamıdır. Harfleri ve anlamlarıyla mahluk değildir. Allah konuştuğu kelamını Cibril’e ilka etmiş, Cibril de onu Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem‘in kalbine indirmiştir. Kur’an, Allah’ın kıyamet gününe kadar korumayı vaad ettiği, mushaflarda yazılı, hıfızlarda ezberlenen ve dillerde okunan kitaptır. Selef-i Salih, Kur’an’ın öğretimine, ezberlenmesine, okunmasına ve tefsirine son derece önem verir, onunla Allah’a ibadet ederler. Mücerret re’y ile Kur’an tefsiri yapılmasını caiz görmezler. Çünkü bu hiçbir ilmi delile dayanmaksızın Allah’ın kelamı hakkında söz söylemektir. Bilakis onlar Kitab’ı, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den geldiği sabit görünen naslarla tefsir ederler. [12]

 

• Peygamberlere İman:

 

Onlar Allahu Teâlâ’nın ismini zikrettiği ve zikretmediği ilk peygamberlerden son peygambere kadar tüm peygamberlere iman ederler Yüce Allah bu peygamberlerden Kur’an-ı Kerim’de Âdem, Nuh, İdris, Hud, Salih, İbrahim, İsmail, İshak, Yakub, Yusuf, Lut, Şuayb, Yunus, Mûsâ, Harun, İlyas, Zekeriya, Yahya, Elyesa, Zülkifl, Dâvûd, Süleyman ve Eyyub’u toplu olarak ta Esbâtı (Yakub aleyhisselam’ın oğullarını) İsa ve Muhammed’i aleyhimussalâtu vessellâm söz konusu etmiştir. Bu peygamberlerin sonuncusu peygamberimiz Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’dir. Tüm peygamberlere iman mücmel bir iman, peygamberimiz Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e ve O’nun peygamberlerin sonuncusu olduğuna iman ise tafsili bir imandır. Yine Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in uyanıkken bedeni ile semaya, oradan da Allah’ın dilediği yüksekliklere çıktığına inanırlar. [13]

 

• Ahiret Gününe İman:

 

Selef-i Salihîn; Mesih Deccal, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in zürriyetinden, çıkacak Mehdi, Meryem oğlu İsa’nın inip Deccali öldürmesi ve yeryüzüne İslam Şeriati ile hükmetmesi, güneşin batıdan doğması, Dabbetu’l Arz’ın çıkması, Yecüc ve Mecüc’ün çıkması gibi kıyamet alametlerine inanırlar. Ve yine Allah ve Rasulu’nun haber verdikleri ölümden sonra ve ahirette gerçekleşecek olan kabir azabı ve nimetine, Münker  ve Nekir meleklerinin sorgulamalarına, kabirden dirilişe, tüm insanların yalın ayak ve çıplak olarak Rabbu’l Alemin’in huzurunda toplanmalarına, Allahu Teâlâ’nın kıyamet gününde kullarıyla tercümansız olarak konuşmasına, haşir ve hesabın hak olduğuna iman ederler. İnsanların amellerinin ölçüldüğü iki kefesi, ve dili olan Mizan haktır. Amellerine göre insanların sağ ve sol taraflarından amel defterleri verilecektir. Sırat köprüsü Cennet ve Cehennem üzerine kurulmuştur. Cennet ve cehennem hiç yok olmayacak iki mahluktur. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in Havuz’u kıyamet Arasat’ındadır ve suyu sütten daha beyaz, baldan daha tatlı, kokusu miskten daha güzel ve kapları gökyüzündeki yıldızlardan daha çoktur. Ondan bir kere içen ebedi olarak bir daha hiç susamaz. Fakat dinde bidat çıkaranlar bu suyu içmekten mahrum kalacaklardır. Şefaat haktır ve Tevhid ehlinden bir grup cehenneme girip, günahları yüzünden bir süre yanıp, azap gördükten sonra, şefaat ile cehennemden çıkıp cennete girecektir. [14]

 

• Kadere İman:

 

Hayır ve şerri ile beraber kadere iman ederler. Yani Allah, olan ve olacak olan her şeyi bilir. Bunları takdir etmiş ve Levh-i Mahfuz’da yazmıştır. Meydana gelen tüm hayr, şer, iman, küfür, itaat ve isyan Allah’ın dilemesi, takdiri ve yaratması ile var olmuştur. Allahu Teâlâ itaati sever ve isyandan hoşlanmaz. Dilediğini hidayete erdirir ve dilediğini de saptırır. Fakat saptırdığı hiç kimsenin bu konudaki itirazı ve özrü kabul edilemez. İnsan inanç ve eylemlerini, zorlama olmaksızın, kendi iradesi ile seçer. Allah’ın her dilediği olur ve dilemediği hiçbir şey olmaz. [15]

 

2) İmanın Tarifi

 

Selef-i Salih’in akîdesinde İman; kalp ile tasdik, sözlü ikrar ve azaların amelinden oluşur. İtaat ile artar, günahla eksilir. Amel olmadık

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır