« Önceki | Sonraki »

15/6/2007

Süleymancılığın iç yüzü

Dinleri Süleymancılık
İmanları Para
Has Huyları Gasp
Meslekleri de Dilencilik Olan
SÜLEYMANCILARIN İÇYÜZÜ

Süleymancıları Allah-u Teâlâ’nın dinden çıkardığını, İslâm dini ile hiçbir ilgileri olmadığını Âyet-i kerime ve Hadis-i şerif’lerle ispat ediyorum:

Allah-u Teâlâ En’am Sûre-i şerif’inin 159. Âyet-i kerime’sinde onları kulluğuna kabul etmediğini, Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’e haber veriyor:

“Fırka fırka olup dinlerini parça parça edenlerle senin hiçbir ilgin yoktur. Onların işi Allah’a kalmıştır. Sonra O, yaptıklarını kendilerine haber verecektir.”

Yani “Ben onlardan ilgimi kestim, sen de kes!” Bunu kat’i olarak bildiriyor.

Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz de Hadis-i şerif’lerinde:

“Ayrılık yapan bizden değildir.” buyuruyorlar. (Münâvi)

Allah-u Teâlâ kulluğundan, Resulullah Aleyhisselâm da ümmetliğinden çıkarmış oldu.

Âyet-i kerime’lerde şöyle buyuruluyor:

“Şüphesiz sizin bu ümmetiniz bir tek ümmettir. Ben de sizin Rabbinizim. O halde benden korkun.

Amma ne var ki, insanlar din hususunda kendi aralarında parçalara bölündüler, çeşitli kitaplara ayrıldılar. Her bölük, her parti kendi tuttuğu yoldan memnundur, yanında bulunan (din veya kitapla) sevinmektedir.

Şimdi sen onları bir süreye kadar kendi sapıklıkları ile başbaşa bırak!

Kendilerine verdiğimiz servet ve oğullar ile, onların iyiliklerine koştuğumuzu mu zannediyorlar? Hayır, onlar işin farkında değiller.” (Mü’minun: 52-56)

Allah-u Teâlâ’nın çizdiği hudutları çiğneyerek dinden çıkan bu bölücülerin durumlarını şimdi izah ediyoruz:

“Şüphesiz sizin bu ümmetiniz bir tek ümmettir. Ben de sizin Rabbinizim. O halde benden korkun.” (Müminun: 52)

Allah-u Teâlâ burada bir hudut çevirdi.

Âyet-i kerime’sinde buyuruyor:

“Allah’a tevbe edenler, ibadet edenler, hamd edenler, oruç tutanlar, rükû ve secde edenler, iyiliği teşvik edip kötülükten vazgeçirmeye çalışanlar ve Allah’ın sınırlarını koruyanlar. İşte bu müminleri müjdele.” (Tevbe: 112)

Bunlar bu emr-i ilâhiye itaat etmediler ve bu hududu muhafaza etmediler. Yetmişüç fırkadan yetmişikisi huduttan çıktılar. Nasıl çıktılar? “Ben de varım! Ben de varım! Ben de varım!” demekle bu ilâhi huduttan çıkmış oldular.

Her biri birer isim yaptı. Kendi zan kitabına ve kendi dinine göre tâbi oldu. Allah-u Teâlâ’nın emrine uymadığından ve ters düştüğünden dinden çıktılar.

“Amma ne var ki, insanlar din hususunda kendi aralarında parçalara bölündüler, çeşitli kitaplara ayrıldılar. Her bölük, her parti kendi tuttuğu yoldan memnundur, yanında bulunan (din veya kitapla) sevinmektedir.” (Müminun: 53)

Bu Âyet-i kerime’lere dikkat edin. Bunlar İslâm’dan çıktıktan sonra kendi dinlerine ve kendi kitaplarına göre hüküm veriyorlar. Böylece dinden çıkıyorlar ve bundan pek memnundurlar, aralarında bununla seviniyorlar.

“Şimdi sen onları bir süreye kadar kendi sapıklıkları ile başbaşa bırak!” (Müminun: 54)

Allah-u Teâlâ burada bunların sapıklığa düştüklerini açık açık beyan buyururken, siz bunları nasıl olur da İslâm olarak kabul ediyorsunuz?

“Kendilerine verdiğimiz servet ve oğullar ile, onların iyiliklerine koştuğumuzu mu zannediyorlar? Hayır, onlar işin farkında değiller.” (Müminun: 55-56)

Allah-u Teâlâ’nın haklarında verdiği hüküm bu. Ne onlar bu işin farkında, ne de sizler!..

Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif’lerinde buyururlar ki:

“Ümmetim benden sonra yetmişüç fırkaya ayrılacak, bir fırka müstesnâ diğerleri hep ateştedir.

– Onlar kimlerdir ya Resulellah?

Benim ve ashabımın yolunda olanlardır.” (Ebû Davud)

Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde:

“Müminler kardeştirler.” buyuruyor. (Hucurat: 10)

Fakat bunlar bu Âyet-i kerime’ye ters düşmüşlerdir. Hem dinimizi hem de vatanımızı parçalıyorlar.

Âyet-i kerime’de:

“İyilik ve takvâ üzerine yardımlaşınız, kötülük ve düşmanlık üzerine yardımlaşmayınız.” buyuruluyor. (Mâide: 2)

Bu Âyet-i kerime’yi suret-i katiyede kabul etmemişlerdir. Kendi arzularına göre bir yol tutmuşlardır. Emr-i ilâhi bu. Onlar ise bu emr-i ilâhî’yi hiç dinlemediler. Dini ve vatanı böylece parçalıyorlar.

Âyet-i kerime’de:

“Dine bağlı kalın ve dinde ayrılığa düşmeyin.” buyuruluyor. (Şûrâ: 13)

Bakınız bu emr-i ilâhî’ye de nasıl ters düşmüşlerdir. Dinden kopmuşlar, kendilerine göre birer din seçmişlerdir. İslâm gibi görünüyorlar, fakat fâsıklığa devam ediyorlar.

İşte Âyet-i kerime’lere dikkat ediniz:

“Hepiniz topluca, sımsıkı Allah’ın ipine sarılın, parçalanıp ayrılmayın.” (Âl-i İmran: 103)

Bu Âyet-i kerime’de böyle emredildiği halde, bu Âyet-i kerime’yi de inkâr ettiler. Böylece ayrıldılar. Bu Âyet-i kerime’ler, bunların hep din-i İslâm’dan ayrıldıklarına delil olan Âyet-i kerime’lerdir.

“Aralarında çıkan gruplar birbirleriyle ayrılığa düştüler. Acıklı bir günün azabı karşısında vay o zulmedenlerin hâline!” (Zuhruf: 65)

Âyet-i kerime’si ile, işte Allah-u Teâlâ bunları nasıl acıklı bir azaba müstehak edeceğini ve acıklı bir azapla karşılaştıracağını açıkça beyan buyuruyor. Fakat bunların ilâhî hüküm karşısında kılları kıpırdamıyor. Çünkü ruhları ölmüş.

“Onlar kendilerine ilim geldikten sonra birbirlerini çekememezlik yüzünden ayrılığa düştüler.

Eğer belirli bir süre için Rabbinin verilmiş bir sözü olmasaydı, aralarında hemen hükmedilerek iş bitirilmiş olurdu.” (Şûrâ: 14)

“İnsanlar ilk önce bir tek ümmet idiler. Sonradan ayrılığa düştüler. Eğer Rabbinden ezelde bir takdir geçmemiş olsaydı, ihtilafa düştükleri şeyler hakkında hüküm çoktan verilmiş olurdu.” (Yunus: 19)

Bu Âyet-i kerime’lerde de Allah-u Teâlâ onlar hakkında ne kadar gadaba geldiğini, ezelden onlara tanınmış bir sürenin dolmasını murad ettiğinden, hemen helâk etmediğini ve fakat bunları er-geç helâk edeceğini beyan buyuruyor.

Bir Âyet-i kerime’de şöyle buyuruluyor:

“Allah ve Resulü’ne itaat edin, birbirinizle çekişmeyin. Sonra korku ile zaafa düşersiniz ve kuvvetiniz elden gider.” buyuruluyor. (Enfâl: 46)

Bunlar hem dinimizi hem vatanımızı parçalıyorlar, dış düşmandan daha büyük tahribatı yaptılar. Din-i mübini bölmekle, vatanımızı parçalamakla da en büyük düşmanlığı yapmış oldular. Bu yüzden dinimizi olduğu gibi vatanımızı dahi büyük tehlikeye düşürüyorlar.

Bölücülerin durumları bu!..

Allah-u Teâlâ bir Âyet-i kerime’sinde:

“Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın, onlar için kıyamet günü büyük bir azap vardır.” buyuruyor. (Âl-i İmran: 105)

Bu bir fırkaya emrediyor: “Sakın siz onlar gibi olmayın! Çünkü ben onlar için acıklı bir azap hazırladım.”

Şûrâ Sure-i şerif’inin 15. Âyet-i kerime’sinde ise şöyle buyuruyor:

“İşte bundan ötürü sen onları tevhide, birliğe dâvet et ve emrolunduğun gibi dosdoğru ol! Onların heveslerine uyma.

Ve de ki: Allah’ın indirdiği kitaba inandım. Aranızda adalet yapmakla emrolundum.

Allah bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir.

Bizim işlediklerimiz bize, sizin işledikleriniz size aittir. Bizimle sizin aranızda tartışılacak bir şey yoktur.

Allah hepimizi bir araya toplar. Dönüş de ancak O’nadır.”

İslâm’mış gibi görünüyorsunuz ve fakat din-i İslâm’a hainlik yapıyorsunuz. Ya bu Allah-u Teâlâ’nın Âyet-i kerime’lerine bir bir cevap vereceksiniz, veya Allah-u Teâlâ’nın hakkınızdaki verdiği hükmü kabul edeceksiniz.

Bunun çıkış yolu: Ya tevbe edip İslâm’ı kabul edeceksiniz, veya küfre rızâ göstereceksiniz ve küfrünüzü ilân edeceksiniz.

Hazret-i Allah ve Resulü’nün emirlerini unutan, dinlerini ilân eden, imansız, cep cihadcı imamlara tutunan din kardeşlerime Hazret-i Allah’ın emir ve yasaklarını hatırlatmaya gayret ediyorum.
Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif’lerinde:

“Ümmetimden yalancılar, deccaller vücuda gelir.” buyuruyorlar. (Münâvi)

Bu iki sınıftan maksat, zahirde insanları irşad ve ıslah etmek sıfatıyla görünüp, hakikatte Hazret-i Allah’ın emirlerine uymaktan alıkoyanlardır.
Bize Hakk’tan bir nur gelmiştir. Bu nur bize kardeşliği, tesanüdü emreder.
Cenâb-ı Hakk Âyet-i kerime’lerinde:
“Mü’minler kardeştirler.” (Hucurat: 10)

“Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra, parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. Onlar için kıyamet günü büyük bir azap vardır.”(Âl-i İmran: 105)

“Hepiniz topluca sımsıkı Allah’ın ipine sarılın, parçalanıp ayrılmayın.” (Âl-i İmran: 103)

“Allah ve Resulü’ne itaat edin. Birbirinizle çekişmeyin. Sonra korku ile zaafa düşersiniz ve kuvvetiniz elden gider.” buyuruyor. (Enfâl: 46)

Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyuruyorlar:

“Allah’ın öyle kulları vardır ki, ne peygamber ne de şehid olmadıkları halde, peygamberler ve şehidler o kimselerin Allah katındaki derecelerinin yüceliğine gıpta edecekler.

Bunlar, aralarında ne akrabalık ne de mal menfaatı olmadığı halde, birbirlerini sırf Allah rızâsı için seven kimselerdir.

Allah’a yemin ederim ki, bunların yüzleri nur saçacak, bütün vücudları da nur içinde olacak. Herkes korktuğu zaman onlar korku yüzü görmeyecek, herkes üzülürken onların gönlüne hüzün girmeyecek.” (Ebu Dâvud: 3527)

İslâm’dan evvel de bu bölücülük, buğz ve kin almış yürümüş idi. Vaktaki İslâm geldi. Aralarındaki bu vahşet kalktı. Emsalsiz bir kardeşlik hâkim oldu. Büyük bir ittifak husule geldi.

Çünkü; devlet ittifaktan doğar, devletsizlik ise nifaktan...

Müslümanların birbirine yaklaşmaları, birleşmeleri, aralarında bir dayanışma husule gelmesi en büyük arzumuzdur.

Âyet-i kerime’de:

“Siz beşeriyet için meydana çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten vazgeçirmeye çalışırsınız.” buyuruluyor. (Âl-i İmran: 110)

Eğer dikkatle bakarsanız, solcular hakkında hiç bahsetmiyoruz. Neden? Onların cephesi var, söylüyor... “Ben solcuyum!..”

Allah-u Teâlâ insanları üç kısma ayırmıştır. Sağcı, solcu, öncü:

“Siz de (kıyamette) üç sınıf olmuşsunuzdur. Sağcılara gelince, o sağcılar ne (mutlu)durlar. Solculara gelince, o solcular ne (bedbaht)dırlar.

Hayır yarışlarında tâ öne geçip kazananlara gelince, onlar orada öncüdürler.” (Vâkıa: 7-8-9-10)

Aleviler de böyledir. Onlar da Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-i tanımazlar, iman etmezler. “La ilahe İllallah. Aliyyül Veliyullah” derler.

Bunlar iman etmiş değildir. Zîra imanın şartı Kelime-i şehâdet’tir: “La ilahe İllallah. Muhammedürresulullah.” Ve hiçbir iş ve icraatları zaten İslâm’a uymaz.

Bunların cepheleri var. İslâm’a karşı olduklarını açık açık görüyorsunuz.

Bunlar ise görünüşte İslâm’ın ön safında gibi görünür. Ve fakat İslâm dinini ve vatanını paramparça ettiklerinden ötürü Allah-u Teâlâ bunları dininden çıkarıp atmıştır. Nasıl ki isyan eden bir evladı babası nüfustan sildiği gibi.

“İlâhi Görüş Birliğine Davet” isimli kitabımızda onbir Âyet-i kerime var. Onlar dinlerini açık ilân etmişlerdir.


Allah-u Teâlâ’nın dinden çıkardığına dair;
Âyet-i kerime’lerinde buyuruyor ki:

“Fırka fırka olup dinlerini parça parça edenlerle senin hiçbir ilgin yoktur. Onların işi Allah’a kalmıştır. Sonra O, yaptıklarını kendilerine haber verecektir.” (En’am: 159)

“Şüphesiz sizin bu ümmetiniz bir tek ümmettir. Ben de sizin Rabbinizim. O halde benden korkun.

Amma ne var ki, insanlar din hususunda kendi aralarında parçalara bölündüler, çeşitli kitaplara ayrıldılar. Her bölük, her parti kendi tuttuğu yoldan memnundur, yanında bulunan (din veya kitapla) sevinmektedir.

Şimdi sen onları bir süreye kadar kendi sapıklıkları ile başbaşa bırak.

Kendilerine verdiğimiz servet ve oğullar ile, onların iyiliklerine koştuğumuzu mu zannediyorlar? Hayır, onlar işin farkında değiller.” (Mü’minun: 52-56)

Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif’lerinde:

“Ayrılık yapan bizden değildir.” buyurmuştur. (Münâvi)

Dinlerini ilân ettiklerine dair:

“Allah katında din İslâm’dır.” (Âl-i İmran: 19)

“Hakk’a yönelerek kendini Allah’ın insanlara yaratılıştan verdiği dine ver. Zira Allah’ın yaratışında değişme yoktur. Bu, dimdik ayakta duran bir dindir. Fakat insanların çoğu bilmezler.” (Rum: 30)

“Kim İslâm’dan başka bir din ararsa, onunki katiyyen kabul edilmeyecek ve o âhirette kaybedenlerden olacaktır.” (Âl-i İmran: 85)

“Onlar Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürmek isterler. Halbuki kâfirler istemeseler de, Allah nurunu tamamlayacaktır.” (Saf: 8)

Allah-u Teâlâ’nın bu dört Âyet-i kerime’si ile Kelâmullah onlara cevap veriyor.

Bunlar dış düşmandan, solcusundan ve alevisinden niçin daha büyük tehlike arzeder? Dış düşmanın cephesi var. Fakat bunların cephesi yok. Müslüman gibi görünüyorlar. Tahribatları da daha büyük. Ve aslında bütün bölücüleri Allah-u Teâlâ Din-i İslâm’dan çıkarmıştır.

Bunun birkaç nümunesini size şöyle arzedelim:

Körfez savaşında Saddam imamlarına bir iğne aşıladı. Hepsi bir ağızdan Saddamcı oldular. Refah dinini unuttular, Baas dinini tuttular. Halbuki Hüseyin zâlimdi. Müslümana tecâvüz etmişti.

İslâm dini’ne göre müslümanların mazluma yardım etmeleri gerekirken bir ilâhi emri inkâr etti. Zâlime yardım etti ve zâlim oldu.

Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde buyuruyor ki:

“Eğer mü’minlerden iki topluluk birbirleriyle savaşırlarsa, hemen aralarını düzelterek barıştırın.

Eğer onlardan biri diğeri üzerine saldırırsa, o zaman o saldıranla Allah’ın emrine dönünceye kadar savaşınız.

(Sonunda teslim olur, Allah’ın emrine) dönerse, yine adaletle aralarını düzeltin ve hep adaletle iş görün. Şüphesiz ki Allah adalet yapanları sever.” (Hucurat: 9)

Halbuki o zaman vatanımızın durumu çok nazikti. Her an harbe girme ihtimali vardı. Bunlarsa vatanımıza ihanet ettiler, Hüseyin’in tarafını tuttular.

Görülüyor ki hem Dinimize, hem vatanımıza en büyük düşmanlığı yaptılar.

Bunlar hepimizin gözü önünde değil mi?

Daha bunları nasıl oluyor da Müslüman olarak kabul edersiniz?

Bir diğeri Allah ve Resulü’ne harb ilân eder. Çünkü fâiz alan Allah ve Resulü’ne harb ilân etmiş olur.

Âyet-i kerime’de buyuruluyor ki:

“Yok eğer fâizi terketmezseniz, bunun Allah’a ve Peygamber’ine açılmış bir savaş olduğunu bilin. Eğer fâiz almaktan tevbe ederseniz, ana paranız yine sizindir. Böylece ne kimseye haksızlık etmiş ne de haksızlığa uğramış olursunuz.” (Bakara: 279)

Hazret-i Allah ve Resulü’ne alenen harb ilân edenlere nasıl müslüman gözüyle bakabilirsiniz?

Bu Âyet-i kerime’lere siz inanmıyor musunuz?

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır