Tasavvufcuların Yalanları
Kaynak: Diyanet Dergisi- Peygamberimiz özel sayısı, Ekim-Kasım-Aralık-1989, Cilt 25, Sayı: 4,
- “Hz. Peygamber(s.a.v) efendimizin kainat’ın sebebi , yaradılışın evveli , cemal’in aynasıdır.” yalanı (S.132)
Hz. Peygamber (s.a.s.) efendimiz kâinatın sebebi, hilkatin evveli, nübüvvetin hâtemidir(Ahzab33/40). Hakk'ın ahlâkı ile mütehallî, O'nun bütün isim ve sıfatlarının- mazharı, enbiyânın serveri, evliyanın rehberi, rahmetin habercisi; bütün güzel sıfatlarla muttasıf, yolumuz, varlığımız, hasta gönüllerin devası, kalblerin itmi'nânı, Cemâl'in mir'âtı-dır.
- “Sen olmasaydın, bu felekleri yaratmazdım.” yalanı (S.132)
O, İlâhî isimlerin zuhûr mahalli, varlıkların başlangıç sebebidir. "Sen olmasaydın, sen olmasaydın, bu felekleri halketmezdim" tarzındaki kudsî hadîs İslâm Türk Edebiyatı şâirlerinin ortak malzemesi olmuştur.
- Hz. Peygamber’in Hz.İsa gibi tanrılaştırılması küfrü (S.138)
"Ey iş adamı! Hakk'ın sırrını sana açıkça söyliyeyim mi? Bu tayyün âleminde "Ahad" Ahmed'dir. Taayyün "mimi"ni kaldır, Ah-med "Ahad" olur. İste "Allahü's-Samed"(33)'in ma'nâsını anla!"
"Ahad" Ahmed'in tayyün "miminde zahir oldu; bu devirde evvel âhirin aynı geldi. Ahmed'den "Ahad"a kadar fark, bir "mîm"-den yani tayyimden ibarettir. Cihanın bütün varlıkları o tayyün "mîmi" içinde müstağraktır"
- “Sen batında neler nelersin” iftirası (S.142)
"Ey Hakk'ın (Allah ism-i câmiinin) mazharı olan mutlak kemâl, sen hiç şüphesiz O'nun vücudunun nurusun.
Sen şayet ademde (izafî yoklukta, Hakk'ın ilminde) gizli kal-saydın, bütün kâinat yokluk karanlıklarında kalırdı.
Zahirde (hâriçte zuhur cihetiyle) sen beşersin (mahlûk ve ha-dissin). Bâtında (hakikatte) ise neler nelersin...
- Tasavvuf dinine göre Hakikat-ı Muhammediye yalanı (S.236-237)
Özellikle Ibn Arabî ile zirveye ulasan Vahdet-i vucûd düşüncesinde çok sık kullanılan ıstılahlardan biri olan nur-i muhammedî veya hakikat-ı muhammedî, Hz. Peygamberin bütün iyi ve güzel vasıflara en üst seviyede sahip olması konusuyla ilgilidir. Hz. Peygamberin nurunun yaratılışının Hz. Âdem'den de önce olduğu konusundan ilham alan sııfîler âdeta Hz. Peygamberin çevresinde bir "nur felsefesi" örmüşlerdir. Vahdet-i vücutçu sufîlerin izahlarıyla daha geniş ve farklı boyutlar kazanan hakikat-ı muhammediyeye göre bütün varlıklar kâinatın efendisinden feyz ve nur almaktadırlar. Hallaç ise şöyle diyor: Nübüvvet nuru onun nurundan doğmuştur, nurların aydınlığı bile O'ndandır.
Vahdet?i vücutçu sufîler hakikat-ı muhammediye ile şu ıstılahları eşanlamlı olarak kullanırlar : Hâkikatların hakikati, Muham-med'in ruhu, ilk akıl, Ar§, En büyük ruh, En yüksek kelam, Halife, Kâmil însan, Âlemin aslı, Gerçek alem, Berzah, Hayat feleği, Heyula, ilk madde, Nuh, Kutub.
- Tasavvuf dinine göre son evliya yalanı (S.237)
Hz. Peygamberin son Peygamber olusunu ifade eden "hatm-i nübüvvet" (bk. Ahzab, 33/40) zamanla tasavvuf î düşünceye şöyle bir konu getirmiştir. Acaba Peygamberlerin sonuncusu olduğu gibi velilerin sonuncusu da var mıdır? Konu ile ilgili ilk eserin sahibi Hakim Tirmizî (öl. 285/898) ise de (Hatmu'l-Evliya, Beyrut, 1965). Bu meseleyi enine boyuna inceleyen ve tartışmalara sebep olan sufî, Muhyiddin Ibn Arabi'dir (öl. 638/1240). Konunun tartışılması bu makalenin gayesi dışındadır. Ancak şu kadarı söylenmelidir ki, bu ıstılahın tasavvuf literatürüne girişi Hz. Peygamberin son Peygamber oluşuyla ilgili olduğu gibi konuyu Fusûsu'l-Hikem adlı meşhur eserinde gündeme getiren İbn Arabi'de Hz. Peygamberden bahsetmektedir.
0 yorum yazılmıştır