« Önceki | Sonraki »

15/6/2007

Tasavvufcuların Yalanları

Kaynak: Diyanet Dergisi- Peygamberimiz özel sayısı, Ekim-Kasım-Aralık-1989, Cilt 25, Sayı: 4,

 

 

 

  1. “Hz. Peygamber(s.a.v) efendimizin kainat’ın sebebi , yaradılışın evveli , cemal’in aynasıdır.” yalanı (S.132)

       Hz. Peygamber (s.a.s.) efendimiz kâinatın sebebi, hilkatin evveli, nübüvvetin hâtemidir(Ahzab33/40). Hakk'ın ahlâkı ile mütehallî, O'nun bütün isim ve sıfatlarının- mazharı, enbiyânın serveri, evliyanın rehberi, rahmetin habercisi; bütün güzel sıfatlarla muttasıf, yolumuz, varlı­ğımız, hasta gönüllerin devası, kalblerin itmi'nânı, Cemâl'in mir'âtı-dır.

 

  1. “Sen olmasaydın, bu felekleri yaratmazdım.” yalanı (S.132)

       O, İlâhî isimlerin zuhûr mahalli, varlıkların başlangıç sebebidir. "Sen olmasaydın, sen olmasaydın, bu felekleri halketmezdim" tar­zındaki kudsî hadîs İslâm Türk Edebiyatı şâirlerinin ortak malze­mesi olmuştur.

  1. Hz. Peygamber’in Hz.İsa gibi tanrılaştırılması küfrü (S.138)

     

"Ey iş adamı! Hakk'ın sırrını sana açıkça söyliyeyim mi? Bu tayyün âleminde "Ahad" Ahmed'dir. Taayyün "mimi"ni kaldır, Ah-med "Ahad" olur. İste "Allahü's-Samed"(33)'in ma'nâsını anla!"

"Ahad" Ahmed'in tayyün "miminde zahir oldu; bu devirde evvel âhirin aynı geldi. Ahmed'den "Ahad"a kadar fark, bir "mîm"-den yani tayyimden ibarettir. Cihanın bütün varlıkları o tayyün "mîmi" içinde müstağraktır"

  1. “Sen batında neler nelersin” iftirası (S.142)

   "Ey Hakk'ın (Allah ism-i câmiinin) mazharı olan mutlak kemâl, sen hiç şüphesiz O'nun vücudunun nurusun.

Sen şayet ademde (izafî yoklukta, Hakk'ın ilminde) gizli kal-saydın, bütün kâinat yokluk karanlıklarında kalırdı.

Zahirde (hâriçte zuhur cihetiyle) sen beşersin (mahlûk ve ha-dissin). Bâtında (hakikatte) ise neler nelersin...

 

  1. Tasavvuf dinine göre Hakikat-ı Muhammediye yalanı (S.236-237)

 

Özellikle Ibn Arabî ile zirveye ulasan Vahdet-i vucûd düşünce­sinde çok sık kullanılan ıstılahlardan biri olan nur-i muhammedî veya hakikat-ı muhammedî, Hz. Peygamberin bütün iyi ve güzel va­sıflara en üst seviyede sahip olması konusuyla ilgilidir. Hz. Peygam­berin nurunun yaratılışının Hz. Âdem'den de önce olduğu konusun­dan ilham alan sııfîler âdeta Hz. Peygamberin çevresinde bir "nur felsefesi" örmüşlerdir. Vahdet-i vücutçu sufîlerin izahlarıyla daha geniş ve farklı boyutlar kazanan hakikat-ı muhammediyeye göre bü­tün varlıklar kâinatın efendisinden feyz ve nur almaktadırlar. Hal­laç ise şöyle diyor: Nübüvvet nuru onun nurundan doğmuştur, nur­ların aydınlığı bile O'ndandır.

Vahdet?i vücutçu sufîler hakikat-ı muhammediye ile şu ıstılah­ları eşanlamlı olarak kullanırlar : Hâkikatların hakikati, Muham-med'in ruhu, ilk akıl, Ar§, En büyük ruh, En yüksek kelam, Halife, Kâmil însan, Âlemin aslı, Gerçek alem, Berzah, Hayat feleği, He­yula, ilk madde, Nuh, Kutub.

 

  1. Tasavvuf dinine göre son evliya yalanı (S.237)

Hz. Peygamberin son Peygamber olusunu ifade eden "hatm-i nübüvvet" (bk. Ahzab, 33/40) zamanla tasavvuf î düşünceye şöyle bir konu getirmiştir. Acaba Peygamberlerin sonuncusu olduğu gibi ve­lilerin sonuncusu da var mıdır? Konu ile ilgili ilk eserin sahibi Ha­kim Tirmizî (öl. 285/898) ise de (Hatmu'l-Evliya, Beyrut, 1965). Bu meseleyi enine boyuna inceleyen ve tartışmalara sebep olan sufî, Muhyiddin Ibn Arabi'dir (öl. 638/1240). Konunun tartışılması bu makalenin gayesi dışındadır. Ancak şu kadarı söylenmelidir ki, bu ıstılahın tasavvuf literatürüne girişi Hz. Peygamberin son Pey­gamber oluşuyla ilgili olduğu gibi konuyu Fusûsu'l-Hikem adlı meş­hur eserinde gündeme getiren İbn Arabi'de Hz. Peygamberden bah­setmektedir.                    

 

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır